Beden üzerinden politika yapmaya aynanın karşısına geçtiğim ilk an başlayan ben, çenemin üzerinde bir tıraş bıçağı izinin kalıcılığı kadar ısrarcı ve görünür bu politikayı yapmaya davam etmeye çabalıyorum. O sıra-az öğretilmişliklerim varken yani küçükken ' herkes aynanın önünde vakit geçiriyordu çevremde ama bir tek ben elimi kana bulayarak annemin değil babamın yaptığını yapmaya çalışmıştım. Sanki içerde bana anlattıklarından başka bir şey daha vardı. Başarısız bir tıraş hikayesi olarak görünse de o iz; cinsiyet-siz bir dünyanın kapılarını bana açan, rollerden arınmamı, içimden geleni özgürleştirmemi sağlayan ilk yaradır. Yaralarınızı seviniz çünkü yaralardan da öğrenebiliyor insan..

 

''bazı yaralardan sızan kanla,

tüm geleceğin yıkanır'

 

Didem Madak

 

Yakın zamana kadar içgüdüsel olarak hareket ettiğim, şimdilerde daha bilimsel-somut araştırma fırsatı bulduğum, araştırdıkça heyecanla ve şaşkınlıkla beraber 'tam da bu' dediğim bir konudan bahsetmek istiyorum. 'Cinsiyet-sizlik' Bir hiçlik gibi gelse de size aslında içinde çokluğu barındıran bir tarafı var.

 

Sizin için seçilmiş, başkaları tarafından belirlenmiş bir hayatınız olduğunu fark ettiğiniz an; bir kırılma anıdır o an ve özgürleşebilme girişimleriniz olacaktır. Ben bedenime atfedilmiş, indirgenmiş 'cinsiyet'imi reddedebileceğimi fark ettiğim an özgürdüm. Bedenimle sınır-landırılmış olan rolleri; bedenime hapsedilmeme neden olacak aldatmacalar olarak görüyordum. Özgürleşmeye buradan başladım.

 

Reddetmeyle hiçsizleşip; çoklaşmayı deneyimledim. Özgürüm'

 

Cinsiyet çalışmaya başlayalı yani işi gücü bir yana bırakıp cidden üzerine düşüneli bir hayli yolculuk ettim. İkili olduğu iddia edilen o iki uca -Kadın -Erkek denilen şeye bayağı bayağı inandırılmış insanlar. Esnekliği bile kabul edilmeyecek boyutta işlenmiş modelleri var gerçekten. Toplumsal cinsiyet rolleri ile iyice kalıplara sokulmuş giydirilmiş, öğrenilmiş kadınlık ve erkeklikler yaşanıyor. Bu gerçekten korkunç bir hapsolmuşluk hali olarak geliyor bana. İnsanın kendi bedenine dayatmalarla hapsedilmesi ve davranışlarının görülmeyen büyük bir güç ile herkesçe öğretilmesi en ufak bir esneklik halinde herkesçe acımasızca cezalandırılması'

 

Çevremizdeki insanların ne kadarı ' kendi' aslında' Kaçına kendi olması izni verilmiştir ki' Kaçımız özgür' Kaçımız bu aldatmacanın farkındayız' Kendini heteroseksüel kadın ya da erkekler olarak tanımlayanların tamamı özgür mü gerçekten' Peki ya translar' Pantolonu çıkarıp eteği giymiş olanlar nasıl lanetleniyor, cezalandırılıyor'

 

Ben Tanrı olsam düşünce gücüyle herkesin istediği karakter olmasını sağlardım Dünya bir şiirin Yaratılım sürecine dönüşürdü böylece. Cinsiyet geçişkendir, geçişken olan kolay kontrol edilemez. Bu gerçekten korkanlar büyük yalanı sürdürmek için bizleri yok etmeye çalışıyor. Ya kendileri bunu yapıyor ya da azmettiriyor. Devlet eliyle işlenmiş sistematik bir sürü nefret cinayeti ile dolu geçmişimiz var. Ve birçoğu faili meçhul. Faili bulunanlar ise hukuk karşısında katile haksız tahrik indirimi ile sonuçlanmış. Ne büyük gurur! Eşcinselleri, transları, namakul kadınları evlerinde, caddelerde, sokaklarda öldüren katillerin gerekçesi; inandıkları yalanın 'normal'ine uygun olmayanları yok etmekten başka ne olabilir.

 

Bizleri ne tek tek ne de topluca yok edemeyecekler. Baksanıza ne kadar baskı altına alınırsa alınsın ne kadar yok edilmeye çalışılırsa çalışılsın birileri bir yerlerde özgürleşip, buradayız, alışın diyor.

 

Bitmedi sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek'.

Denge bozmak gibi olmasın da, ya da olsun! Evet evet, denge kurulmuş sistemin dişlileri sorunsuz ve daha kolay işlesin diye, tam da buradan çomak sokalım. Bize yalan söylediler. Gözlerinin önünde yeniden inşa edilen bedenler varken ikili düşünemiyor insan, yani sonra da cinsiyet meselesi üzerine daha ileriye gitmeme büyük nedendir bu yeniden inşalara şahit oluşum. Kadın bedeninden erkek bedenine, erkek bedeninden kadın bedenine evrilen bedenler. Birkaç operasyon ve hormon. Hepsi birer devrim. Hepsi bedende başlayan isyan ve bize söyledikleri yalanlara başkaldırı tadında.

 

Başkaldırmayı severiz biz dönmeler...

 

Beden ki onun üzerinden başlamışsan politika yapmaya her şeye baş kaldırırken görürsün kendini. İşte benim büyük aydınlanmam! Ailen, toplum ve devleti karşına alıyor, kendin olduğunu, kendileri olmaları gerektiğini haykıran ses sen oluyorsan bedeninden başka hiçbir şeyin kalmamış demektir yanında. O kadar da kötü bir şey değil sanırım bu .Tam da bu noktada içlerinde bir yerde savaşmaktan daha güçlü bir yerdeyiz demektir .İçerde o sarmalın tam içinde özgürleşmenin imkanı yoktur. Bazı şeyler uzaklaştıkça net görülür. Uzaklaşmayı seviyorum sınırları olan alanlardan'

 

Kadın ve erkek oldurulan biz çok mu farklı dünyaların insanlarıyız. Yalan hepsi. Bize söylenen koca bir yalan. Yeniden inşa edilen bedenleri fark ettiğim an anlamıştım aslında. Aynı şeyin çok az farklısıyız. Ne öldürülmeyi, yok sayılmayı ne de sindirilmeyi hak etmeyecek zenginlikler ile dolu bedenimiz, biyolojimiz. Bazen biraz kadın biraz erkeğiz bazen ikisiyiz bazen hiç biriyiz. Ama buna bir başkası değil biz karar veririz. Çünkü dinlerin, toplumların, sistemlerin, iktidarın ve üzerimizde hakimiyet kurmaya çalışan hiçbir gücün kadını ya da erkeği değiliz. Memeleri olan erkekler deriz kendimize ya da penisi olan kadınlar. Tanımlamak zorunda bile değiliz kendimizi. Hepimiz birer HİÇ iz. Hiç kadar çok ve özgür.

 

7-8 haftaya kadar anne rahmindeki bebeklerin uzuvları aynı. Östrojen/testosteron salgılanmaya başladıkça uzuv içe ya da dışa doğru büyüyor. Yani vajinada gördüğünüz klitoris buzdağının görülen kısmı. İçe doğru büyümüş bir uzuv var aslında ve gayet de o da uyarılınca erekte bile oluyor. İçerde diye kadın, dışarda diye erkek demişler ve sonra da renge, davranışa, yönelişe indirgemişler bu kavramları.

 

7-8 haftaya genital yapının östrojenle vajinaya, testosteronla penise evrilmiş hali.

 

Ve testosteron kullanan vajina sahibi herhangi birinin hiç bir operasyon geçirmeden klitorisinin penise evrildiğini görüyoruz. Cinsiyet geçiş operasyonu yaptırmak isteyen bir trans kadının penisi içe doğru 7-8 haftalıkken östrojen alan bebeğin uzvunda yaşadığı gibi içe doğru açılarak yerleştiriliyor.

 

Mutlaklığı uğruna dayatmalarla bezenmiş, mutlaklığından sual edip farklı davrananların 'hasta', 'sapık', 'sapkın' olarak görülüp yok edildiği dünyamızda bundan daha büyük bir yalan var mı' Soruyorum'

 

Testosteron kullanan bir trans erkeğin klitorisinin penise evrilmiş hali.

 

''siz inanmayın bir gün değişir elbet

 

Güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü'

 

Arkadaş Zekai Özger

 

Gizem Derin

 

<!--EndFragment-->

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org