Üniversiteye ilk başladığım yıl bir kız yurdunda kalmak zorundaydım ve ilk sene benim için bir tiyatro oyunuydu. Senaryosunu toplumun yazdığı kadınlık erkeklik oyunu. Kimliğim pembeydi ve ben toplumun pembe kimlikli bireylere biçtiği kostümlere, rollere büründüm. Üniversiteyi kazandığım an ilk yaptığım, hemen kadın reyonuna gidip alışveriş yapmak ve kısacık olan saçlarımı daha kadınsı bir modelde biçimlendirip boyatmak oldu.  Fakat iyi bir oyuncu değildim ve olmadığım bir şeyi oynamak bana göre değildi, kendimi ele veriyordum. Ne yaptıysam üzerimde durmadı o kostüm. Durum böyle olunca ilk senenin sonlarına doğru oyunu bıraktım.  Zaten beceremiyordum ve gereksiz bir çabaydı. Boyalı saçlarımı kestirmek için soluğu bir erkek kuaföründe aldım.  Kuaförün ve müşterilerin yadırgayan bakışlarına aldırmadan saçlarımı kestirdim.

Kaldığım yurtta müdirelerin dikkatini epey çekmeye başlamıştım. Çünkü artık hormon da kullanmaya başlamıştım ve değişen sesimi saklamak imkansızdı.

Ben okulda iken yurt müdireleri odama girip bir şeyler armaya, gün aşırı benimle saatlerce cinsiyetler üzerinden konuşmaya başlamışlardı. Yurtta kalan diğer insanlar da benim görüntümden rahatsız olup şikayetlerde bulunmaya başlamışlardı. Sapıkmışım gibi davranılması canımı sıkmaya başlamıştı fakat senenin sonlarına geldiğim için sabredip yaz tatiline kadar dayandım.

Yazı atlattıktan sonra ikinci yılı okumak vardı. İkinci yıla başlarken yine yurt aramaya başladım, ailemin durumu eve çıkmam için yeterli değildi. Bir kız yurdu beni kabul etti ve orada barınmaya başladım fakat aynı sorunlar misli ile yine karşıma çıktı. Üstelik artık hormonun etkisi ile yüz şeklim dahi değişmişti ve vücudum, yüzüm tüylenmeye başlamıştı. İkinci sene artık yurtta pembe kimliğimi boynuma asıp gezmek istiyordum. İnsanlar benim o yurtta barınmaya hakkım olmadığını, rahatsız olduklarını söyleyip duruyorlardı. Bunlar yetmezmiş gibi yurtta çalışan görevliler beni bir odaya çekip vajinamın olup olmadığını göstermemi istiyorlardı. Duş almak istediğimde gecenin bir yarısı olup herkesin uyumasını beklemek zorundaydım, oda arkadaşlarım kıyafetlerini değiştireceği zaman banyoya kaçardı, keza ben de öyle yapardım.

İki ay yurtta böyle geçti ve iki ayın sonunda aynı yurdun başka şubesinde kalan kız arkadaşımla olan ilişkim öğrenildi. Yurttan kendi isteğimle çıktığıma dair bir belge bana zorla imzalatıldı ve sokakta kaldım. Bir süre arkadaşlarımın evinde kaldım, resmen valizlerimle kapı kapı dolaşıyordum, artık okulu bırakmak istiyordum. O sıralar sınıf arkadaşlarımdan biri durumumu öğrendi ve beni evlerine dördüncü kişi olarak aldı. Artık üç erkek arkadaşımla  iki odalı bir evde yaşamaya başlamıştım. Hiçbir zaman bana trans olma durumumdan dolayı bir ayrımcılık yapmadılar, arkadaşlarım açısından şanslıydım.

İkinci sınıf bitene kadar onlarla yaşadım ve rahattım. Fakat evdeki rahat yaşamım okulda aynı değildi.

Öğretim görevlileri her fırsatta cinsiyet kimliğim üzerinden konuşmaya ve arkadaşlarımın yanında benim bu yaptığımın çok büyük bir yanlış olduğunu, yaratıcıya karşı geldiğimi  söylemeye başlamışlardı. Her şeye rağmen ikinci sınıfı da bitirmiştim. Üçüncü seneye başladığımda bir yandan da cinsiyet geçiş sürecim için Ankara’ya gidip gelmeye başladım. Bu beni hem maddi açıdan zorlamaya başladı hem de okul ve sürece aynı anda adapte olmak benim için zordu. Okuluma ara vermeye karar verdim. Bütün bir sene sadece geçiş sürecim için hastaneye gidip gelmeye başladım.

Şu sıralar, okuluma tekrar devam edeceğimi  ve bu sene neler yaşayacağımı düşünüyorum. Her şey benim için yine zor olacak , erkek ya da kadın öğrenciye kiralık daireler var her yerde. Ben pembe kimliğim ve görünümüm ile iki cinsiyet kategorisinde de değilim. Bu yıl da bir çok zorluk yaşayacağım , yeri gelecek yok sayılacağım yeri gelecek öteki olacağım. Okulda en çok benim üzerimden konuşulacak, öğretim görevlilerinden tut başka fakültedeki öğrencilere... Hatta okuduğum şehirdeki diğer üniversiteye kadar…

Yine yaşayacağım bütün bunları fakat ne üniversiteyi okumaktan vazgeçeceğim ne de ikili cinsiyet algısı ile mücadele etmekten.

 

Özgür 

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org