Bir çılgınlık yapalım deyip de ziyaretime gelen kuzenle düştük yollara. İlk otostop deneyimini yaşayacak olan kuzenim ve ben Kars'ın o uçsuz bucaksız bozkırlarından Karadeniz'in yüksek dağlarına doğru yola koyulduk. Enteresan bir otostop deneyimi oldu. Öncelikle çıktığımız yolun ilk yarısında arabasına bindiğimiz ve Bakü'ye doğru yol alan bir araçta birlikte Tiflis'te eğlenme teklifi geldi. biz tabi ki izzet-i nefsimize sahip çıkarak yolumuza devam etmeyi seçtik ve bir kavşakta onlardan ayrıldık. Ama enteresan olan her bindiğimiz arabada bize direkt olarak "karı-kız" muhabbeti açılması oldu. Yolculuğun ikinci yarısında ise bizi alan arabalardan birisi ile oldukça uzun bir mesafeyi kastettik.  Çok bunaltıcı siyasi muhabbetlerin döndüğü aracımızda bütün tatlılığımı koruyarak AKP'nin aslında hiç iyi bir şey yapmadığını ve seçimin tek başarısının HDP'ye ait olduğunu anlatırken tabi ki yine her zamanki gibi "terörist" ilan edildim. Bi' de yolda bir MHP'liyi de aldığımız araçtaki muhabbetten dolayı bunalıma giren sevgili kuzenim ise sesini çıkarmadan yolculuğa devam etti. (tabi ki belirtmeme gerek yok, çok fazlasıyla asıldılar)

Artık Hopa'da sona eren bu "siyasi" yolculuğun da sonuna gelince kendimizi Arhavi'de çok sevdiğim bir arkadaşımın evine attık. Uzun zaman olmuş görüşmeyeli. Biraz rakı biraz muhabbet sonra uyku... Karadeniz enteresan bir bölge yani en azından Doğu Karadeniz öyle. Bir anda kavuran güneş yerini şakır şakır yağan yağmura bırakıyor ve siz şoka giriyorsunuz.  Neyse sabah oldu biz Batum'a doğru koyulduk yola. Arhavi, Hopa'ya 15 dakika, Hopa ise Sarp sınır kapısına sadece 20 dakika. Çok kısa bir süre sonra sınır kapısında sıra beklemeye koyulduk. Burası da enteresan bir yerdi. Dağların ve onları süsleyen ormanların hemen dibinde tüm haşmeti ile Karadeniz arsız arsız dalgalanıyordu. Hızlı değişen hava durumuyla şok ettiği kadar manzarasının büyüleyiciliği ile de şoka sokuyor Karadeniz. Sarp sınır kapısında kimler var kimler... Turistik gezi için gelen gruplardan tutun da kaçak ürün getirenlere, seks turizmi yapanlara kadar herkes orada. Türkiye sınırında Gürcistan vatandaşlarına sorun çıkaran Türkiye polisi kadar Gürcistan polisi de Türkiye vatandaşlarına sorun çıkarıyor. Beni almayacaklardı mesela. Neyse sonra bir şekilde hallettik de geçtik. Çok tatlı bir taksi yolculuğu sırasında bol bol güldük ve kalabileceğimiz bir hostel bulduk. Yerleşir yerleşmez de 2 yıl önceki Batum yolculuğumuzda gezdiğimiz yerleri tekrar ziyaret etmeye koyulduk.

"Ra gindat"

Gürcistan'da internet alt yapısı çok iyi değil. Bu nedenle sık sık internet sıkıntısı yaşadık. Oturduğumuz mekanlarda eğer internet çekiyorsa tabi ki bize hunharca mesaj atan Gürcistanlı erkeklere cevap verdik. Neyse benim asıl meselem burası zaten. Amacım tabi ki yaşadığım deneyimi aktarıp biraz haset yaratmak :*

Yağmurlu bir akşamüstünde önce bana sonra kuzenime yazan ve gerçek ismini aslan bilmediğim bir yakışıklıyla buluştuk. Dışarıda hava sıcak ama çok yağışlı idi. Yağmur dinince üçümüz birden Batum sahil boyunca yürüyüp uzun uzun sohbet ettik. İsmini bilmediğimiz bu yakışıklıya kuzenim Ra gindat ismini verdi. Bu Gürcü dilinde "Ne istiyorsun'" demek. Esprisi aslında çok komik değil ama bizleri hunharca güldüren bir kelime oldu. Kuzenimle birbirlerine takılan Ra gindat bir kaç defa bu soruyu sorunca ismi öyle kalıverdi.

Batum'da bu mevsimde çok güzel bir koku var. Neden olduğunu sormadım ama bu büyük ihtimalle şehrin dört bir tarafında olan çiçeklerden kaynaklı. Bu yakışıklının bedenine de sinmiş olan bu koku bir de onun parfüm ve ter kokusuyla  birleşince çok ama çok seksi bir hale geliyor. Neyse gezme faslımız bitmeden önce sahilde gezerken yolda kimsenin olmadığından emin olan Ra gindat elimi tuttu ve usul usul kendi vücudunun o malum çok sert bölgesine götürüverdi. Sonra Kuzenim yemek yemek istediğini söyleyince ona güzel bir restaurant bulup biz parka geçiverdik. Homofobik saldırı riskinin fazla olduğu bir kentte bunu yapmak gerçekten çılgınlıktı. Ama yağmurdan ıslanan bankların üzerine çıkıp öyle oturduktan sonra oynaşmaya ve koklaşmaya başlamak çok heyecan vericiydi. Özellikle de o koltuk altı kısmı... Daha sonra ağaçların sık olduğu çimenlik bir alana geçip asıl meseleye geldik. Çoook uzunca bir aradan sonra böyle bir deneyim yaşamak harikaydı. Bu enteresan çiçek kokusu adeta biz sevişeceğiz diye daha da yoğunlaşmış ve tüm bedenimi sarmıştı. Adeta büyülenmiş gibiydim. o sırada aşağı kısımları öpüp koklarken farkettim ki kasığında dört yapraklı bir yonca dövmesi var. Kokunun merkezi sanki burası... Beni ters çevirim t-shirtümü ve şortumu indirdiğinde, sırtıma lacivert gecenin mutluluk gözyaşları ağaçların yapraklarından süzülerek buz gibi damlıyor ve beni delip geçen bu delikanlının ritmine ayak uyduruyorlardı. Geçen devriye aracı bir ara bizi ürkek birer ceylana çevirse de lacivert gecenin kokusuna ve mutluluk gözyaşlarına tekrar sarılıp işimizi bitirdik.

Kuzenimi bıraktığımız restaurantın önüne kadar bana eşlik eden Ra gindat'tan ayrıldığımda yüzümde harika bir gülümseyiş vardı. Sanki artık Batum kokuyordum, Ra gindat kokuyordum, gece kokuyordum. Deniz gibi kokmak böyle bir şey olsa gerek...

Kuzenim de tabi ki kendi güzelliğine ve şanına yakışır bir delikanlı ile tanışmıştı. Onunla buluşmadan önce ona kısa bir özet geçtim ve o da Otar isimli delikanlının yanına doğru yol aldı. Sabah olduğunda ben önce çıkan güneşten faydalanıp gecemi kutsamak için kendimi denize atıverdim. Daha sonra kuzenimi uyandırıp güzel bir kahvaltı eşliğinde olanları dinledim. Gürcistanlı erkeklerin hepsi mi aynı tutkuyu taşıyor sorusunu uyandıracak anlarını anlattı bana. Seviştikten sonra otobanın kenarına çektikleri otomobilden çıkıp birbirlerine sarılarak denizi izlemiş ve sigaralarını içmişlerdi. Üstelik ikisi de birbirlerinin dilinden hiç anlamıyorken. Otar sadece Gürcüce ve Rusça biliyordu, kuzenim ise Türkçe ve İngilizce. Tek iletişim araçları bedenleri olmuş.

Resmen mavi bir geyik geliyor aklıma o geceyi düşündükçe. Batum'un sisli tepelerinden denize doğru koşarak o güzel kokuyu delen masmavi bir geyiği hatırlatıyor bana o lacivert gece. Bunun asıl sebebi Vinyl  denilen o küçük ama çok şirin cafenin duvarında gördüğüm plak olabilir. Çalışan genç yakışıklıya Batum'da LGBT dostu bir mekan olup olmadığını sorarken çocuk şoka girmiş ve  oranın LGBTler için çok tehlikeli bir yer olduğunu ve dikkatli olmamız gerektiğini anlatmıştı. Tam o sırada duvarı süsleyen onlarca plağın arasında o mavi geyiği gördüm. Şimdi garsonun söylediklerini ve bizim seviştiğimiz mekanları hatırlayınca gülüyorum.

Neyse Batum maceramız burada sona erdi artık. Kahvaltının ardından kısa bir gezi ve ev yapımı şaraplarımızı aldıktan sonra Otar gelip bizi arabasıyla aldı. Kuzenim tabi ki önde onun yanında oturuyordu, ben ise dün gece seviştikleri yerde... Birbirlerinin gözlerine bakışları, öpüşmeleri ve yaklaşan hasret hissi arasında ben de ara ara onlara tercümanlık yaparak Sarp sınır kapısına yine yağmurun altında ulaştık. Uzun ve sessiz bir vedalaşmanın arkasından şimdi yeniden Türkiye'deyiz...

Ozan Uğur 

<!--EndFragment-->

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org