Bizler gökkuşağının çocukları olarak ilk kez 2013 yılının sonlarına doğru meydanlara, kendimize, arkadaşlarımıza ve yoldaşlarımıza açıldık. Çok fazla değildik ama içimizde bir kıyamet kopuyordu. Bir ateş vardı. O ateş, bize yapılan zulmün, öfkenin, nefretin ateşiydi. O ateş, yıllardan süre geliyordu; bitmek bilmeyen, dinmeyen ateş idi. İnsanların öfkesi, nefreti, şiddeti hiç mi bitmez yıllardır' Hatta asırlardır' Bitmedi, bitmiyor da' Ama o nefrete, o şiddete, o ateşe  bir şeyler yapılabilirdi ya da kendi evlerimizde oturup o ateşin harlanmasını bekleyecektik. Dedim ya sayımız çok değildi, işin neresinden tutup başlayabilirdik, nasıl yapabilirdik, nasıl temas edebilirdik' Bu ateş bizi de yakar mıydı yoksa yok edebilir miydi fikrimiz yok idi. Sadece düşündüğümüz; bu ateş, bu nefret dinmeli, dindirebilmek için neler yapmalı, bunun yollarını aramak için yola çıktık.

 

O zamanlar tahmini 15 kişiydik. İlk toplantımızda Malatya'nın meşhur lubunyaları, ablalarım gelmişti. Ne keyifliydik'

Bu anlattıklarım aslında 2- 3 gün içerisinde oldu; çok uzun bir zaman diliminde olmadı. Neyse'  2 sene oldu' Öyle, böyle, bu kadar görünür olmak zorunda mıydık, kendimizi ifşa etmek zorunda mıydık'  Değildik' Ama biz de rahat yaşayabilmek için, bizim de hakkımız insan hakları diyebilmek için, insan gibi biz de yaşayabilmek için o alanlara çıkıp, kendimizi göstermek, dönmeler de burada diyebilmeliydik. Dedik de. Kah 3 kişi kah 10 kişi kah 50 kişi olduk, yürüdük. 2 kişi olduğumuzda ne oluyoruz demedik; 50 kişi olduğumuzda da çok da sevinmedik. Ama asıl sorun bundan sonra başladı'

Her gün birimiz evlerimizden alınmaya; hatta yolda yürürken bile iki kişi koluna girip haydi gidiyoruz deyip karakolda sorgu suallere varan; oradan birazcık alanlarda olan, tanınan lubunyalar üniversitede okuyorsa,  ayrımcılığa; yurtta kalıyorsa atılmasına; evde kalıyorsa ulan sen de mi dönmeydin deyip ayrılmasına sebep oldu. Halen de devam etmekte. Ama bir şekilde bu hayat çarkını da döndürmek zorundayız.

Artık meşhurum, ünüm var: dönmelerin başı olmuşum. Beybiler öyle diyorlar' 

Hiçbir zaman utanmadım; dönme olduğum için utanacak bir şey yapmadım çünkü. Utanacak biri varsa o da bu toplumun iki yüzlü ahlakıdır. Bizler toplumun ve Malatya'nın en ahlaksız kişileri olarak çok mutluyuz, gururluyuz' Hayat işte bu bacım n'apıcan!

Biliyorduk bizler damdan düşenler teker teker geleceğini' Sadece biraz daha zamana ihtiyacımız vardı. O zaman da geçtikçe, damdan düşenlerle tanıştıkça her gün yeni bir umutla uyanıyoruz. Malum umutsuz yaşanmıyor.

LGBTİ hakları insan haklarıdır'

Gettolarda değil şehirlerin tamamında var olabildiğimiz; insanca yaşayabildiğimiz; kendimizi var edebildiğimiz; güvenle sokaklarda dolaşabildiğimiz; köşe bucak kaçmadığımız şehirler hayal ediyoruz.

Umutsuz yaşam olmaz. Yaşam olmadan da hayat olmaz.

Hep beraber mutlu, huzurlu yaşamlara gökkuşağının temiz pak çocuklarına.

Emir Çoban

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org