Sancılarımız aynı; benim sigaram, onun votkası' Hangimizin müşterisi geldiyse öbürü ona borçludur. Hukuk aynı. Kimse yoksa birbirimizin sermayesiyiz. Telefonlar çaldırılsın, hayati sebepler için insanlar isterlerse bizi seviştirsinler, siksinler, aşağılasınlar' Sorun yok! Hayati kaynaklarımız bulunduysa hayati kaynaklarımıza yenilerini eklemek için tekrar kaynak belli.

Biz, ikimiz, 'Ankara bebeleri'ydik. Sevgi himayeleriydik. Ankara korkardı bizden; gerçi o gençken çok iyi kavga ederdi, ben biraz korkaktım. Ama onun yanında bir horozlanırdım' Gerçi en çok ona horozlanırdım. Sanırım dövmedi beni hiç, benim ona birkaç kere saldırmışlığım var. Sanırım Ankara'da buna hiç bir travesti cesaret edemezdi. Kendimi bir kabadayı gibi hissettirmezdi: 'Alın şu deliyi başımdan' diyerek ertesi güne niye kavga ettiğimizi hatırlamayarak' Güne banakla başlayarak, hayati gerçekliklerimizin arkasına düşerek, herkesle sevişerek, ibne, erkek, oğlan, kadın, lezbiyen... daha her şeyle sevişebilirdik. Kimseyi bulamazsak mide bulantısı tadında birbirimizle sevişerek yaşardık. Sanki birbirimiz için kıyafet giyerdik. Ankara'nın en güzel kızları bizdik; saçlarımız bir ekilseydi, yüzümüzü bir gerdiremedik' Ama havalıydık.

Buse'ye verdiğin halılar için beni çıldırtmıştın. Buse'nin inadı da onunkinden farklı değildi. Neyse, sonunda halıları almayı başarmıştı, tıpkı bana verdiğin, Asya'nın bozuk televizyonunu da sabah saat 8'de getirmiştin. Sabahları benden nefret ederdin mantilerini kovduğumda. Sevgi her gün sana yollardı beni, ölüp ölmediğini kontrol için gelirdim. Ölmemişsek mutluyduk. Kimi dolandırsak' Masum dolandırıcılık bunlar; hayati kaynaklar için harcanırdı. Dolandırdıklarımız da aynı isimler: Ahmet, Mehmet, beşi geçmezler. Bilirler aslında, onlar da ses çıkarmazlar.

Neşet Ertaş için 42 yada 44 gün yas tutmuştuk. Geleni esir ediyorduk. Hep aynı kişilerin dedikodusunu yapardık; yanımıza gelen kızların kocaları. Hayata dair bir galibiyet gibiydi. Çatırdamadığımız feodal ilişkiler bizi çıldırtırdı. Buse bizden çok çekti; ikimizden de! Biz travestiydik ya gene hayata dair çok dostlarımız vardı; okuyan insanların kölesiydik, film seyreden, sinemaya giden insanlar olurdu, iş sahipleri, mekan sahiplerini tanırdık. Gerçi onları müşteri falan yaparak, hayatımıza devam ederek, her erkeği aynı aşkla severdik; hem kendilerini hem arkadaşlarını'

Birbirimizden erkek çalardık, erkek ordumuz genişlesin diye. Her kocasıyla yattığımda cezalar alırdım hem de çok ciddi. Bir tek memesiz olduğumu herkese söyleyen oydu. Eksikliğimi kabul eder gerçi, hemen akabinde kel olduğunu o söyleyebilirdi.

O, benden önce yaptı askerliğini. Dedeefendi civarında bir oda kömürlük tutmuştu. Tüm Ankara'yı o bir odalı kömürlüğe sığdırmaya çalışırdı. Binadan bağımsız, bir oda; kömür sobası, kömür yok! Gerçi küçük tüple oda ısınıyordu. O küçücük kömürlükten 6 kişi çıktığımızı bilirim. Daha öncesi de ceketimizi okul çantamıza sokup bir Güven Park turunda karşılaşırdık. İlk karşılaştığımızda yeni duyduğumuz gey kelimesini kullandık mı bilmiyorum, ama lubunya olduğumuz belliydi. Hanımlık ve ağırlığımızla ve edebimizle diğer güçlü lubunyaların himayesine girmiştik bile. Kendimizi onlara sevdirebilmek için her türlü yalakalığı yapıyorduk. Ta o zamanlardan belliydi ibnelerle yaşayacağımız, o zamanlar yerimizi satın almak için şimdi anne dediğimiz insanlara yaranmak için. Çünkü yeni dünyaya girişin anahtarları onlarda. Nasıl girebilirdik ki'

Güven Park'ta olan seks işçiliğini çözmüştük bile; ikimize de aynı kişi tecavüz etmişti. İkimiz de tecavüzü o zamanlar kaldıracak ibneler değildik. Tüp geçit hikayemi Ankara bilir. Öyleydik. Onun evi uzaktı. Sabah baba anne uyanmadan eve dönmek lazım, dolmuş parasını ona bulabildiysek mutluyduk. İkimiz de ailemizden kaçmak istiyorduk. Sonraları o travesti olmayı çabuk öğrendi; ben, okulda mokulda süründüm, solcu oldum, anarşist oldum, Kürt oldum, Alevi oldum, LGBTT oldum, falan. O, barcı olmayı seçti. Hareket falan çok umurunda değildi; hatta bir gün içip, bayağı bir içip, derneği kontrole gitmiştik. Hesapları kontrol etmek istediğimizi söyleyerek derneği basmıştık. Gerçi sen sızınca dernektekiler senin yüzünden ağzıma sıçmışlardı.

Başak'a giderek akşam sefası yaptıktan sonra Gülşah'ın nimetlerinden faydalanarak Bodrum tatilimiz, Türkbükü'ne 20 pont kundurayla yürünebileceğini ispatlaman, bilmem kaç bin dolarlık yattaki kaprislerimiz, seni Kızılay'a bile çıkaramayışım'

Sen olmayınca ben fetiş kıyafetlerimi kime göstereceğim' Doktor Zhivago'yu en çok ikimiz kandırabiliyorduk. Ji'nin yaptığı aynı iksirle aynı çizgi filmlerde var oluşumuz' Dünyaya kiminle pırpır edeceğim ben' Benim gördüğüm UFOları tek sen görmüştün. Tek sen biliyorsun Tom ve Jerry'nin gerçek oluşunu. Kaç tane çizgi film kahramanıyla görüşen arkadaşım var ki' Ben ne yapacağım' Kime anlatacağım' Kim inanır dünyanın pırpır ettiğine' Sen görmüştün, biliyordun. Zaten, pırpır ederek gittin; beni yalnız bıraktın.

Kim benim karımı sikecek sen olmasan' Kocalarıma kim verecek' Kim senin kadar güzel öpüşür' Votkanın tadı dudakta senin gibi kimsede durmaz' Seni anlatmak yetmez' Sabahları çocuklar kimin evine gidecek, sen olmayınca'

Gani Met

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org