Poyraz Esen, 24 Temmuz 2025’ten bu yana Sincan Kadın Hapishanesi’nde tutuluyordu. 1 Aralık 2025’te G-3 koğuşunda asılı halde bulunan Esen, 3 Aralık’ta kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Ölümün ardından başlatılan soruşturma, 29 Nisan 2026 tarihinde takipsizlikle sonuçlandı.
Savcılık kararında, Esen’in “ası suretiyle intihara teşebbüs ettiği ve bu eylem sonucu hayatını kaybettiği” belirtilirken, olayın kurum görevlileri tarafından öngörülebilir olmadığı savunuldu. Kararda, “kurum görevlilerine, bilmeleri mümkün olmayan bir intihar olayını önleme yükümlülüğü getirilemeyeceği” ifade edildi.
Savcılık ayrıca, intihara teşvik ya da yardım olduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığını, olayda kullanılan çamaşır ipinin “özellik göstermediğini” ve üçüncü kişiler tarafından verilmiş olabileceğine dair kanıt olmadığını ileri sürdü. Müdahale süreçlerine ilişkin olarak da, sağlık ekipleri ve cezaevi personelinin görevlerini ihmal ettiğine dair bir bulguya rastlanmadığı belirtildi.
“Yapısal şiddetin üzeri örtüldü”
Karara tepki gösteren hukuk örgütleri, dosyanın tüm somut delillere ve ağır ihmallere rağmen kapatıldığını vurguladı. Açıklamada, kurum müdürü, infaz koruma memurları ve sağlık çalışanlarının sorumluluktan aklandığına dikkat çekilerek, devletin gözetimi altındaki bir kişinin ölümünde sorumluluğun örtbas edildiği ifade edildi.
Basın açıklaması, Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şube, Demokrasi İçin Hukukçular, Hukukçu Dayanışması, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube ve Toplumsal Hukuk tarafından imzalandı. Metin, ÇHD Ankara Şubesi’nden avukat Nilüfer Irmak Özkan tarafından okundu.
Açıklamada, G-3 koğuşunun kuruluşuna da dikkat çekildi. 20 Kasım 2025’te açılan bu koğuşun, trans erkeklerin rızaları dışında yerleştirildiği, cezaevinin diğer bölümlerinden izole bir yapı olduğu ve “işkence mekânı” niteliği taşıdığı ifade edildi.
Koğuşta kalan mahpusların hormon terapisi, sosyal faaliyetler ve diğer temel haklara erişimlerinin engellendiği belirtilirken, Poyraz’ın ölümünden önce de kayıt dışı bir şekilde tecrit hücresinde tutulduğu aktarıldı.
“Tecrit uygulamaları devam ediyor”
Avukatlar ayrıca verdiği demeçte, takipsizlik kararının ardından cezaevinde tecrit uygulamalarının arttığını belirtti. Ruhsal destek ihtiyacı olan bir trans mahpusun günde 22 saat kapalı tutulduğu, havalandırma saatlerinde ise diğer mahpusların odalarına kapatıldığı ifade edildi.
Bu durumun, savcılığın kararının cezaevi yönetimi tarafından bir “kalkan” olarak kullanılmasına yol açtığı vurgulandı.
“Bu karar hukuki bir son değil”
Hukuk örgütleri açıklamalarında, verilen kararın mücadeleyi sonlandırmayacağını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yargının hapishane rejimine olan sadakatini gösteren bu karar bizim için hukuki bir son değil, mücadelenin yeni bir aşamasıdır. Poyraz’ın yaşam hakkını tecritle, ihmalle ve son olarak bu hukuksuz kararla gasp edenlerin peşini bırakmayacağız.”
Örgütler, sorumlular yargılanana ve tecrit uygulamaları sona erene kadar süreci takip edeceklerini duyurdu.
Hukuk örgütlerinden kapsamlı rapor: “Yapısal şiddet ve ihmaller görünmez kılındı”
Öte yandan, hukuk örgütleri Poyraz Esen’in ölümü ve soruşturma sürecine ilişkin kapsamlı bir bilgi raporunu da kamuoyuyla paylaştı. Raporda, Poyraz’ın ölümüne giden süreçte uygulanan tecrit koşulları, G-3 koğuşunun işleyişi, müdahale sürecindeki ihmaller ve soruşturmadaki eksiklikler ayrıntılı biçimde ele alındı. Raporda, hapishane yönetiminin olayın aydınlatılmasını zorlaştıran bir tutum sergilediği, delillerin eksik ve gecikmeli toplandığı, müdahale sürecinde ciddi aksaklıklar yaşandığı ve ölümün yalnızca bireysel bir olay olarak değil yapısal şiddetin sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Rapora ulaşmak için tıklayınız.
Basın metninin tam hali ise şu şekilde:
“BASINA VE KAMUOYUNA
24 Temmuz 2025 tarihinden beri Sincan Kadın Hapishanesi’nde olan trans erkek Poyraz Esen, 1 Aralık 2025’te G3 koğuşunda asılı olarak bulunmuş ve 3 Aralık’ta Hastanede yaşamını yitirmiştir.
Sincan Kadın Hapishanesinde, trans erkeklerin rızaları dışında yerleştirildiği G-3 koğuşu 20 Kasım 2025 tarihinde açılmıştır. Cezaevinin geri kalanından mutlak olarak izole edilmesinedayalı ve bir işkence mekanı olarak tasarlanan bu koğuşta farklı tarihlerde hormon replasman tedavisi isteyen ya da devam eden, cinsiyet kimliği itibarıyla kendilerinden beyan alınan dört trans erkek getirilmiştir. Koğuşun kuruluş amacının trans erkeklerin cinsiyet uyum süreçlerinin başlaması veya devam ettirilmesi olduğu iddia edilse de koğuşa getirilen kişilerin cinsiyet uyum süreçleri devam ettirilmediği gibi kurslara katılım ya da ortak spor gibi cezaevinin diğer koğuşlarında sağlanan haklardan da mahrum bırakılmışlardır.
Poyraz olaydan 3 gün önce, 28 Kasım’da bulunduğu H-2 koğuşunda karıştığı bir kavga iddiasıyla koğuşundan alınmış, yataklı revir olarak tabir edilen hücreye konulmuştur. Bu fiili tecrit, hapishane kayıtlarında disiplin cezası, müşahede, tedbir ya da herhangi bir yasal statüye dayandırılmamış, kayıt dışı bir tecrit uygulamasıdır. Hapishanedeki trans erkeklerin aktarımına göre, koğuş değişikliği öncesi tecrit hücresi olarak adlandırılan bu hücreye mahpusların, özellikle hafta sonuna denk gelecek şekilde yerleştirilmesi bir ceza rutinidir.
1 Aralık 2025 günü G-3 koğuşundaki 4 trans erkek toplu bir şekilde Kampus Hastanesi psikiyatri servisine götürülmüştür. Bu sırada Poyraz üç gün boyunca kaldığı hücreden çıkarılarak G-3 koğuşuna getirilmiştir. Hastaneden dönenler koğuşa girdiklerinde Poyraz’ı asılı halde bulmuşlardır.
Ankara Batı Savcılığı tarafından Poyraz’ın resmi olarak ölümünün ilan edilmesi sonrası 3 Aralık 2025’te soruşturma başlatılmıştır. 29 Nisan 2026 tarihinde Savcılık tüm somut delillere ve ağır ihmallere rağmen dosyayı kapatmış, şüpheli olarak ifadesini aldığı Kurum müdürünü,diğer infaz koruma memurlarını ve sağlıkçıları aklamıştır. Savcılık, devletin mutlak gözetimi altındaki insanın ölümündeki sorumluluğunu örtbas etmeyi seçmiştir.
Yargının hapishane rejimine olan sadakatini gösteren bu kararı bizim için hukuki bir son değil, mücadelenin yeni bir aşamasıdır. Poyraz’ın yaşam hakkını tecritle, ihmalle ve son olarak bu hukuksuz kararla gasp edenlerin peşini bırakmayacağız.
Bizler aşağıda imzası bulunan hukuk örgütleri olarak Poyraz’ın davasının peşinde olacağız. Tecrit rejimi dağıtılana ve tüm sorumlular yargılanana dek mücadelemizi hapishane kapılarında ve adliye koridorlarında sürdüreceğiz.”