Tarih: 10.07.2019

KHK ile ihraç edilen öğretmen Acun Karadağ, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Gazetesi’nin genelevlerin kapatılma önerisi ile ilgili yaptığı habere “Gönder eşini o da işçilik yapsın o zaman bu işse” diyerek orospufobik ve seks işçiliğinin işçilik olduğunu yok sayan bir paylaşımda bulundu. Ardından yaptığı açıklama ile yine seks işçilerinin “zorunlu fahişelik” yaptığını söyleyerek nefret söylemini devam ettirdi.

Cumhuriyet Gazetesi, 7 Temmuz 2019’da “Genelevleri kapatma önerisine seks işçilerinden tepki” başlıklı bir haber yayımladı. Haberin altına sosyal medya hesabı üzerinden “Gönder eşini o da işçilik yapsın o zaman bu işse” diye açıklama yapan Acun Karadağ, feminist ve LGBTİ+’ların tepkisinin ardından sosyal medya hesaplarından yeni bir açıklama yayımladı. “Benim cevabım üzerine tahmin edin kimler saldırıya geçti? Feministlerin alayı, LGBTİ üyeleri, siyasi anlayışların üyeleri, liberaller, reformistler, sınıf mücadelesi yürütmeyen her kim varsa?” diyerek nefret söylemlerine başlayan Karadağ’ın açıklamalarında şu söylemler yer aldı:
 
“Bu eril bir dil. Gönder eşini ne demek, kadınları eşleri mi bir yere gönderiyor, sen orospuları mı aşağılıyorsun şeklinde sorular; Ahlakçı kadın düşmanı kafa, bunlar devrim yapsa biz karşı devrimci oluruz, bunlar devrim yapsa bizi asar, bu tweetten “esinlenerek” ne alakaysa Kürt düşmanı şeklinde suçlamalar, tespitler. Nuriye’nin notunu verdik de size biraz saygı duyuyordum o da gitti, homofobik, ataerkil tespitleri vb. gırla gitti. Sükunetle okudum hepsini. Nerden kaynaklı konuştuklarını anlamaya çalıştım. Yaşlarına aidiyetlerine, siyasetlerine baktım. Anlamaya, anlatmaya çalışmaktan uzak küfür ve hakaret ederek bastırmaya çalışanları, alay ederek üslupsuz yazanları engelledim. Anlatmaya çalışan ya da benim bir şey anlatabileceğimi düşündüklerime kısa cevaplar verdim. Ama genel olarak okuyup düşündüm.”
 
Açıklamalarına, kendisine tepki gösteren bir kısım genç kitlenin açıklamalarına “Siyasi anlamda kirlenmemiş, kendi doğallığında doğru olduğuna inandığı bir yerden eleştirmiş ve açıklamaya çalışmış. Onlar henüz okuyorlar. Her düşüncenin koridorundan geçecekler. Okudukça bugün doğru buldukları yarın değişecek. Anladım.” diyerek yaş ve deneyim hiyerarşisi üzerinden ayrımcı söylemlerde bulundu.
 

“Benim de tanıdığım LGBTİ’li arkadaşlarım var.”

Kendisinin açıklamalarına tepki gösterenler arasında LGBTİ+’ların da olduğunu söyleyen Karadağ, medyada sürekli gördüğümüz, LGBTİ+’ları hedef gösterip, aşağılayıp ve nefret söyleminde bulup; ardından kendini “Benim de LGBTİ’li arkadaşlarım var.” diyerek "aklayan" failler ile aynı açıklamayı yaparak sözlerine şu şekilde devam etti:
 
“Beni bire bir tanıyanlar bilir ki homofobik olmadığım gibi, tanıdığım LGBTİ’li arkadaşlarım vardır. Bir insanı eleştirirken takdir edersiniz ki onun cinsiyetine değil düşüncelerine bakarız. Tavrıyla, kişiliği ile ve cehaleti ile hiç sevmediğim bir şahısla tartışırım, teşhir de ederim. Ancak cahil, kaba LGBTİ üyesi birine aynı eleştirileri yapsam yer yerinden oynar. Homofobik denir. Yani tüm LGBTİ’liler melek midir? Kusursuz mudur? Kimseyle konuşurken, tartışırken cinsiyetini görmüyorum ben. Fikrini görüyorum. Hatta cinsiyetini bilmediğim biriyle tartışırken tesadüfen LGBTİ biriyse hemen altına bunlar homofobik diye yazarlar. Kimseye kendimi ispatlamak zorunda değilim. Tanımak isteyen gelir görüşürüz. Bu tip saldırıların altında da direnişi itibarsızlaştırmaya çalışmak, kitle bağımızı koparmak vardır. Biz insan olan herkesle görüşürüz, arkadaş oluruz.”
 
Karadağ’ın açıklamalarına ise bir LGBTİ+ aktivisti, “2311 kelime, 18195 harf kullanıp nasıl aslında "hiçbirşey" söylememiş oluyorsunuz. Hayret!” diyerek tepki gösterdi.
 

“Feminizm ahlaksızdır.”

Orospufobik ve LGBTİ+ fobik söylemlerine anti-feminist söylemleri ile devam eden Karadağ, öncesinde “fuhuşun tarihselliğini” şu şekilde sıralıyor:
 
“Fuhuşa karşı önemli ve bilimsel açıklamalarıyla ilk karşı duruş yine Marksizmle yapılıyor. Marks ve Engels dünyayı nasıl başarıyla tahlil etmiş, nasıl değiştirip dönüştüreceğimizi anlatmışlarsa bu tahlilin içinde ailenin ve özel mülkiyetin kökenini ve Sosyalist dünyanın getireceği çözüm önerilerini de bir bir ortaya koymuşlar. Özellikle Sovyetler Birliği sürecinde Sosyalistler, Çarlık Rusyasının yozlaştırdığı Rus topraklarında hırsızlık ve fuhuşun nasıl engelleneceğinin yolunu göstermişler, dürüst insanların olduğu, fuhuşun yer almadığı bir toplum düzeni yaratmışlardır.”
 

“İnsanlığa dair işlenmiş en büyük suçlardan biridir fuhuş”

“Kapitalizm sürecinde fuhuş yine ezilen sınıftan kadın ve erkeklerin kullanıldığı bir durum. Burjuva içinde fuhuş yok. Onlar evlilik bağıyla mülklerini korumak için bir aradalar. Burjuva erkek karısını aldatırken yine ezilenlerden birini para karşılığı satın alarak fuhuşun tarafı oluyor. Yine egemen sınıfın mecbur bıraktığı koşullarda para karşılığı girilen cinsel ilişki. Yoksulların, ezilenlerin maruz bırakıldığı durum. Siyasal dönemi hangisi olursa olsun zenginler yapınca cinsel özgürlük fakirler yapınca fahişelik olarak tanımlanan insanlığa karşı işlenmiş en büyük suçlardan biri fuhuş. Yani ismi ne olursa olsun, kim eliyle yapılırsa yapılsın suç?”
 
Akabinde anti-feminist ve sol ahlakçılığı ile sözlerine şu şekilde devam ediyor:
 
“Mesela reformizm ahlaksızdır. Neden? Devrimin önünde engeldir de ondan. Liberalizm ahlaksızdır. Neden? Çünkü devrimin önünde engeldir de ondan. Feminizm ahlaksızdır. Neden? Sınıfı cinsiyetçilikle böler, sınıfın güç birliğini engelleyerek devrime engel oluşturur da ondan. Kapitalizme dair her şey ahlaksızdır. Neden? Sömürüyü devam ettirir, devrimin önünde engeldir de ondan. Kısacası Emperyalist devletlerden gelen fonlardan tutun bu fonların avantasıyla çalışan her oluşum ahlaksızdır. Bunlar devrim, mücadele, direniş, fiili, meşru, militan mücadele sözcüklerinden nefret ederler. Böyle öğretilmiştir 12 Eylül’den itibaren. Sağcılardan bahsetmiyorum sol görünümlülerden bahsediyorum. Sağ faşisttir, sağ kapitalisttir. Düşmandır. Bilirsiniz ve mücadeleyi ona göre belirlersiniz. Sol görünümlüler tehlikelidir. Çünkü sinsidir. Sahtekardır. Bu oluşumlardan hiç biri işçilere, halka bu dille, bu görüntüyle gitmezler, gidemezler. Hiç biri bir fabrikaya fahişelik bir meslektir, seks işçiliğidir sloganıyla gidemez. Zaten işçileri, emekçileri örgütlemek gibi dertleri de yoktur. Onları sendika ağalarına çoktan teslim etmişlerdir. Ancak halka devrimci önderlik yapabilecek üniversite gençliğini hedef kitleleri görürler. Onların içine sızarlar.”

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org