Röportaj: Eylem Esen Arabacı
pembehayat.org’un 11. Yargı Paketini Paketliyoruz serisinin beşinci bölümünde, GALADER – Gökkuşağı Aileleri Derneği’nden Nedime Erdoğan ile konuşuyoruz.
Nedime, lubunya çocuğu olan bir anne olarak, yargı paketiyle birlikte artan kriminalizasyonun ve nefret söyleminin ailelerde yarattığı korku ve öfkeyi anlatıyor.
“Çocukları koruma” iddiasıyla yürütülen bu politikaların, aslında çocukların yaşam hakkını ve güvenliğini tehdit ettiğini vurguluyor.
Bu röportajda, anneliğin bir itaati değil, bir direniş biçimi olduğunu hatırlatıyor:
“Gerçek koruma, çocuğunun yanında dimdik durmaktır.”
11. Yargı Paketi gündeme geldiğinden beri lubunya çocukların ve ailelerinin kaygıları daha da görünür hale geldi. Bu süreç seni bir anne olarak nasıl etkiledi? İlk his neydi?
“Aslında bu yasa tasarası süregelen baskı siyasetinin bir sonucu.’’Aile Yılı’’ ilanı, yıllardır lubunyaları ve onların ailelerini, onları seven insanları yok sayarak sürdürülüyor. Bu politikalar ve nefret söylemleri beni korkudan çok öfkelendiriyor. ’’Aileyi Korumak’’ çerçevesine ben bile ebeveyn olarak dahil olmadığım gibi, tek başıma çocuk büyüten bir kadın olarak da girmiyorum. Biz Lubunya ebeveynleri birbirimize tutunmaya mecburuz. Çocuklarımızı korkuyla yaşatamayız. Bunun için dayanışmayı büyüterek nefes almayı seçiyorum. Bu sistematik olarak varoluşlara yöneliyor ama bu taslak bununla da yetinmeyip farklı düşünen, farklı yaşayan herkesi kamusal alanda tehdit ediyor.”
Bu yasa tasarısı LGBTİ+’ları kriminalize eden ve hedef gösteren maddeler içeriyor. Bir ebeveyn olarak, devletin bu dili çocukların yaşam hakkı ve güvenliği açısından nasıl değerlendiriyorsun?
”Devlet dili, toplumun sınırları üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir. Son yıllarda dozu giderek artan bu düşmanlaştırıcı dil, lubunyaların yaşam hakkını doğrudan tehdit ediyor. “Aile Yılı’’ boyunca bu her kuruma sirayet etti. Müfredata girdi, kamu spotlarına, basın açıklamalarına, sosyal medya kampanyalarına kadar. Artık çocuklarımız ‘’tehlike,’’ahlak’’ kelimeleriyle yan yana anılıyor. Devletin çocukları koruma politikası, LGBTİ+ları hedef gösterme pratiğine dönüştü. Bir anne olarak soruyorum; adalet ve eşitlik bunun neresinde? Benim çocuğumun nasıl bir tehdit olduğunu yüzüme söylenmesini çok isterim. Vereceğim yanıtlarla yüreğim biraz olsun rahatlar. Bir ülke, kendi evlatlarının bir kısmını ‘’tehlike’’ gördüğü sürece, hiç bir çocuk gerçekte güvende olamaz.”
GALADER yıllardır lubunya çocukların yanında duran, “aile olmayı yeniden tarif eden” bir örgüt. Bu dönemde ailelerin birbirine tutunma biçimleri nasıl değişti? Korku karşısında annelerin, babaların bir arada durabilmesi neden bu kadar önemli?
“Biz aile kavramını yeniden kurduk. Sevgi ve dayanışma alanı haline gelmesi için çabaladık. Kendi ailemizi yeniden tarif ettik. Ve tabii ki gücümüzü çocuklarımızdan ve birbirimizden aldık. Bu saldırılar karşında duygusal değiliz. Yalnızlaştırılmaya çalışılan herkes için dayanışma, bunu bozan bir denklemdir.”
Son dönemde sıkça “çocukların korunması” söylemiyle LGBTİ+’lar hedef gösteriliyor. Bir anne olarak, gerçekten çocukları korumak ne anlama geliyor sence?
“Çocuğu korumak onun kimliğini bastırmak değildir. Gerçek koruma çocuğun kendisini ifade etmesine alan açmaktır. İktidarın koruma söylemi çocuklar için değil, kendi güç ilişkilerini realize etmek için kullandıkları ideolojik bir masal. Çocuğunu gerçekten korumak isteyen onu görünmez yapmaz; aksine onun onuruyla, varlığıyla, sevgisiyle, gurur duyar.”
Eğer bu röportaj bir çağrı olsaydı, o çağrı anne ve babalara ne olurdu? Bugün senin cümlenle dayanışma nereden başlar?
“Çocuğunuzu sevin ama sadece kendi çocuğunuzu değil. Başkasına yöneltilen nefrete sessiz kalmayın. Bugün lubunya çocuklar yarın sizin çocuğunuz. Makbul Aileyi sorgulayın! Belki siz de o tanımın içinde değilsiniz. Aslında hepimiz hedef tahtasındayız. Lubunyaları savunmak aslında bu ülkenin neşesini, umudunu, özgürlüğünü, hakları da savunmaktır.”