Geçtiğimiz haftalarda AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, LGBTİ+ karşıtı anayasa değişikliği hazırlıkları olduğunu belirterek, “Kadın ve erkek vardır, dolayısıyla, cinsel yönelim anlamındaki bir hususu kabul etmiyoruz. Ak Parti olarak bizim bu konuda anayasa önerimiz de var ve bu konuda da Meclisimize çağrımız şudur: İnsanlar kadın ve erkek olarak doğar, bunun haricindeki hiçbir şeyi kabul etmeyen anayasa düzenlemesini yapmak bizim de ödevimizdir, milletimizin de beklentisidir” dedi.
Dünyada kadın ve erkekten başka cinsiyet kimliği ve ayrıca heteroseksüellikten başka cinsel yönelim olmadığını iddia edenler sadece AKP sözcüleri değil elbette. Bir süredir dünyanın başına bela olan ABD başkanı Donald Trump, 2025 yılında göreve başladıktan hemen sonra imzaladığı başkanlık kararnamesiyle ABD federal hükümetinin resmi politikasını şöyle ilan etti:
“ABD hükümetinin resmi politikası bundan böyle sadece iki cinsiyet olduğunu kabul etmektir: Erkek ve kadın.”
Trump'ın yanı sıra, Macaristan başbakanı Viktor Orbán da ülkesinde ikili cinsiyet rejimi doğrultusunda yasalar çıkardı ve eğitim politikaları uygulamaya başladı. İtalya başbakanı Giorgia Meloni de İtalya’da geleneksel aile yapısını ve biyolojik cinsiyet anlayışını savunan politikalar izliyor. Arjantin devlet başkanı Javier Milei de Trump’la benzer çizgide, ikili cinsiyet rejimini esas alan yasaların ve kararnamelerin altına imza atıyor.
Bu sayılan isimler elbette birer örnek; dünyanın birçok ülkesinde iktidarda bulunan otoriter/muhafazakâr yöneticilerin neredeyse hepsi ağız birliği etmiş gibi aile değerlerinden dem vuruyor, geleneksel ailenin çökmekte olduğu, bunun topluma telafisi mümkün olmayan zararlar vereceği yaygarası koparıyor, bundan kadın hakları savunucularını ve LGBTİ+'ları sorumlu tutarak, bunları toplum düşmanı birer suçlu olarak lanse ediyor.
İkili cinsiyet rejimine dayalı, ataerkil ve heteronormatif "geleneksel" aile yapısının tehlikede olduğu vurgusunun gerçeklik payı yok değil: Bütün dünyada boşanma oranları artıyor, evlenenlerin sayısı azalıyor ve doğum oranları da giderek düşme eğilimi gösteriyor. Bu eğilimin kuşkusuz pek çok nedeni var, ancak kadın istihdamının artmasıyla birlikte artık genç kadınlar erkeğin "efendi" olduğu antidemokratik bir kurumun içinde, bu şekliyle yer almak istemiyor. "Geleneksel" aile erozyona uğruyor, demokratik birliktelikler çoğalıyor ve bu durum sistemin hiç mi hiç hoşuna gitmiyor, çünkü en temel nedenini ifade edecek olursak: Evde baba otoritesi altında büyümeyen, otoriteyi norm olarak algılamayan bir çocuk, "devlet babanın" otoritesini kabul etmeye de gönüllü olmayacaktır. Bu, mevcut antidemokratik ve baskıcı sistem için tehlike çanlarının çalıyor olması anlamına geliyor.
Sistemin temsilcileri bu nedenle zamanın akışını tersine çevirerek geleneksel erkek ve kadın normlarını yeniden üretmeye, erkeğin "gücünü" pekiştirirken kadını ev içine hapsetmeye, çocukları da bu antidemokratik ortam içine haspetmeye çalışıyor. Bu çabanın karşısında tehdit olarak gördüğü kadın hakları savunucuları ile bu çerçeveye hiç mi hiç girmeyen LGBTİ+'ları baş tehlike, toplum düşmanı ilan ediyor. Oysa bu nafile bir çaba, çünkü cin şişeden bir kere çıktı, tekrar içeri sokmaları imkânsız. Nitekim ilan ettikleri "Aile Yılı"nda bile, tüm teşviklere ve hegomonya tesis etme çabalarına rağmen, boşanmaların artmasının ve evliliklerin azalmasının, doğum oranlarının düşmesinin önüne geçemediler.
Bundan ötürü otoriter rejimlerin neredeyse tümünde ikili cinsiyet rejimi yeniden üretilmeye çalışılıyor, aile değeri adı altında ataerki ve heteronormative dayatılıyor, genelde LGBTİ+'lar, özelde de translar üzerindeki baskılar alabildiğine artıyor. Bu, şüphesiz sadece kadın hakları savunucularını ve LGBTİ+'ları değil, toplumun tümünü ilgilendiren bir durum. Çünkü "geleneksel aile"nin dayatılması, toplumun tümüne antidemokratik ve baskıcı bir hayatın vaat edilmesinden başka bir şey değil. Ve buna bağlı olarak sadece kadın hakkı savunucularının ve LGBTİ+'ların çabalarıyla değil, daha güzel bir dünyada yaşamak isteyen herkesin, dayatılan cendereye girmek istemeyen gençlerin, iklimi ve çevreyi kurtarmak isteyenlerin, hayvan hakkı savunucularının, işçilerin, toplumun örgütlü güçlerinin bir araya gelerek kazanabileceği, umut vaat eden bir mücadele. Macaristan'da LGBTİ+ düşmanı Orban rejiminin halkın büyük kısmı tarafından çöpe atılmış olması, umudu bütüyen bir gelişme.
Mücadele kazandırır!
pembehayat.org'da yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin pembehayat.org'da yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin pembehayat.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.