Tarih: 16.12.2022

Geçtiğimiz hafta MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, tıbbi zorunluluk dışında cinsiyet değişikliğini yasaklayan kanun teklifi hazırladıklarını belirterek, olası, "LGBT propagandası"nı engellemeyi istediklerini söyledi.  MHP’li milletvekili Yıldız başta olmak üzere meclisteki LGBTİ+fobik birçok milletvekilinin son dönemde ivme kazanan LGBTİ+ karşıtı söylemleri halihazırdaki cinsiyet uyum sürecinde zaten birçok ayrımcılığa maruz bırakılan transların hedef gösterilmesine sebep olmakta ve iyilik hallerini olumsuz etkilemekte. (Atanmış) aile, Türklük, ‘’tıbben zorunlu cinsiyet değişikliği’’, pedofili gibi kavramları iç içe kullanarak halihazırda koruma altına alınmamış trans haklarını ve cinsiyet uyum sürecini kriminalize etmeye çalıştığı Yıldız’ın açıklaması karşısında gelin bu kavramların üzerine ve bu açıklamanın ardından LGBTİ+ların nasıl etkilenebilecekleri üzerine konuşalım.

Halihazırdaki açıklamada, ‘’tıbbi zorunlu cinsiyet değişikliği’’ ibaresinden kastın ne olduğunun muallak olmasıyla birlikte cinsiyet uyum sürecinin tıbbi kısmı, (her transın deneyimi biricik olmakla birlikte) ‘’cinsiyet hoşnutsuzluğu’’ nedeniyle halihazırda zaten bazı translar için psikolojik olarak ‘’zorunlu’’dur. Buradaki ‘’tıbbi zorunlu’’dan kasıt belki de, halihazırda uzun yıllar İran’da şart koşulan bir kişinin interseksliği olabilir. Yani; bireyin interseks doğması halinde sıklıkla tıbbi bir zorunluluk olmadığı halde, ikili cinsiyet sistemine kişiyi hapsetme kaygısı ve ‘’estetik kaygılar’’dan dolayı; interseksler cinsiyet atama operasyonlarıyla, belki de hayatlarında hiç talep etmeyecekleri, ‘’zorunlu cinsiyet atama ameliyatlarına maruz bırakılmaktadır. Söz konusu transların cinsiyet uyum süreci operasyonları olduğundaysa; önlerine sosyal, ekonomik, hukuki ve tıbbi birçok engel çıkarılmaktadır. Bu nedenle halihazırdaki sistemde her iki grup da ikili cinsiyet sistemi içerisine hapsedilerek sosyal ve psikolojik olarak insan hakları ihlallerine, ayrımcılığa, nefret söylemlerine ve nefret suçlarına maruz bırakılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nde her iki beyandaki öznenin de, pek çok ülkede olduğu gibi kendi kaderini tayin etme hakkı dahi yokken bu olası kanun teklifinde bulunmak trans ve intersekslerin bedensel ve ruhsal sağlık haklarını bir kez daha ihlal etmektir. ‘’Aile Türk toplumunun temelidir.’’ söyleminden de anlaşılacağı üzere atanmış etnisite (Türklük) ve atanmış aile (cisheteroseksüel) algısı üzerinden ‘’normdışı’’ olarak gösterilen cinsiyet uyum süreci ceza mevzuatına sokulmaya çalışılmakta, halihazırda Medeni Kanun madde 40’ta talep edilen zorunluluklar üzerinden travmatize edilebilen ve psikolojik şiddete maruz bırakılabilen translar, suçlu durumuna getirilmeye çalışılmaktadır. 

‘’Teşvik etmeyi yasaklayan hükümler’’ 

Cinsiyet uyum sürecinin teşviki gibi bir durumun konuşuluyor olmasının absürtlüğü bir yanda dursun, halihazırda azınlık stresiyle sürekli olarak baş etmek zorunda kalan LGBTİ+lar bir de propaganda gereci/öznesi olarak (ve sık sık terör kavramıyla bağdaştırılarak) suçlanıyor. Azınlık stresiyle baş etmek için psikolojide olumlayıcı yaklaşımlar çoğu ülkede altın standart olarak uygulanmakta. LGBTİ+lığın özendirilmesi gibi bir durum üzerinden propaganda ve terörle kriminalize edilmeye çalışılan LGBTİ+ların olumlayıcı psikolojik yaklaşımlara ihtiyaçları var. Bunun tam zıddı bir anlayışla ‘’LGBTİ+lığı teşvik etmeyi yasaklayan’’ hükümlerin alınması demek adeta LGBTİ+ların onarım terapilerinin zarar verici etkilerine (onarım/dönüştürme terapisinin geniş katılımlı yapılan çalışmalar sonucunda ciddi intihar düşüncelerine, klinik tedaviyi gerektirecek kaygı bozukluklarına, depresyona, yeme bozuklukları vb. psikolojik sonuçlara sebep olduğu bilinmektedir) ülke içerisinde tekrardan mahkum edilmesi demek. Olumlayıcı yaklaşım üzerinden ruh sağlığı desteği alan LGBTİ+ların -onarım/dönüşüm terapisinin aksine- ruh sağlığında olumlu gelişmeler gözlenmektedir. Tam aksi bir kararla; cinsiyet uyum sürecini teşvik etmeyi yasaklayan hükümlerin geçirilmesi demek tüm ülkedeki LGBTİ+ları toplumsal baskının da ötesinde suçlu ilan ederek, onarım/dönüştürme terapilerinin de en yoğun kullanıldığı dönem olan Nazi kamplarına hapsetmeye çalışmaktan öte değildir.

Pedofili ve ‘’cinsiyet değişikliği’’ kavramlarını aynı cümle içerisinde kullanmak da, halihazırdaki cinsiyet kimliklerini, cinsel yönelimleri ve çeşitlilikleri patolojize eden bakışın kendi kendini ifşa etme hali esasında. Halihazırdaki cinsiyet uyum sürecindeki kişilerin patolojize edilmesi ve damgalanmasının ciddi travma ve akıl sağlığı sorunlarına yol açtığının kabul edilmesi gerekirken bir de LGBTİ+ olmayı parafililikle ilişkilendirmek toplumsal nefrete ve LGBTİ+fobiye kılıf uydurmaya çalışmaktan başka bir şey değil.

Atanmış cinsiyet kimliği, atanmış etnisite, atanmış heteroseksüellik, atanmış beden, atanmış/beklenen cinsiyet özellikleri, cinsiyet atama operasyonları, atanmış aileler.. Atanmışlıklar üzerinden trans ve interseks çocukların/yetişkinlerin fiziksel özerklik, bedensel bütünlük ve psikolojik üstün yararlarına karşı ‘’tıbbi zorunluluk dışında cinsiyet değiştirme’’ vurgusu da tüm bu atanmışlıklardan gücünü almaya çalışan, bilimsel ve insan hakları temelli olmayan ve ruh sağlığını hiçe sayan bir yaklaşımdan ibaret. Neyse ki seçilmiş diye bir kavram da var!
 

Can Eren


 

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

bilgi@pembehayat.org