Tarih: 28.09.2022

17 Mayıs Derneği Yoksulluk Çalışmaları kapsamında Etkiniz AB Programı desteğiyle “Ayrımcılıktan Yoksulluğa: Türkiye’de LGBTİ+’lar” adlı yeni bir rapor yayımladı.

LGBTİ+ toplumunda herkesi kesen yoksulluk meselesine bütüncül bir bakış açısıyla odaklanan ve yoksulluğa ekonomik boyutunun yanı sıra temel insan haklarına erişim çerçevesinden bakan bu rapor, mevcut durumun ortaya konulması ve bundan sonraki süreçte daha detaylı çalışmalar yapılması için bir başlangıç noktası niteliği taşıyor.

Raporun tamamına ulaşmak için tıklayın.

Rapor, beş bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, ‘yoksulluk’ tanımlanıp insan hakları açısından ne ifade ettiği üzerine duruluyor.  İkinci bölüm, Türkiye’de son yıllarda artan yoksulluğu temel ekonomik göstergeler ışığında inceliyor. Üçüncü bölümde, belli başlı hakları kullanırken yaşadıklarından yararlanarak LGBTİ+’ların karşı karşıya olduğu yoksulluk riski aktarılıyor. Dördüncü bölümde sivil toplum örgütlerinin artan yoksulluk karşısında sürdürdüğü çalışmaları özetleniyor. Son bölüm ise raporun hazırlanma sürecine dair kısa bir değerlendirmeden oluşuyor.

Raporda, transların mevcut düzende maruz bırakıldığı birçok tespit de mevcut. Sorunlardan ve tespitlerden bazılarını özetledik:

Hande Kader Dayanışması’na burstan çok, elzem ihtiyaçlar için başvuruluyor

Gelir ve harcama düzeyi ile yoksulluk değerlendirmesi yaparken, LGBTİ+’ların özel mal ve hizmetlere yönelmesinin onları yüksek gelirli kişiler olarak göstermeyebileceğini hatırlamak gerekiyor. Örneğin, açık kimlikli bir trans, şiddet riskini en aza indirmek için toplu taşıma yerine taksiyle seyahat etmeyi tercih eder. Ancak bunu salt bir tercih gibi değil de ayrımcılık ve dışlanma ile birlikte gelen bir zorunluluk gibi düşünmek lazım.

Hande Kader Dayanışması, hem trans öğrencilere burs sağlıyor hem de acil ihtiyacı olan translara tek seferlik yardım yapıyor. Dayanışma, son dönemde yaşanan ekonomik sorunların translara etkisini kendilerine yapılan başvurularla gözlemliyor. Örneğin, öğrencilere burs vermeye devam etseler de son zamanlarda translar burstan çok erzak, kıyafet, kira ihtiyaçları için Hande Kader Dayanışmasına başvuruyor. 

“Transların barınma hakları kısıtlanıyor”

Kaos GL’nin yıllık insan hakları raporlarına yansıdığına göre, özellikle trans kadınlar olmak üzere LGBTİ+’lardan hem mülk edinirken hem de mülk kiralarken olağan dışı ve yüksek bedeller talep ediliyor, dolayısıyla da bu grupların barınma hakları kısıtlanıyor. Ayrıca, trans kadınların evlerinin seks işçiliği yaptıkları gerekçesiyle mühürlenmesi kolluk güçlerinin sıklıkla başvurduğu bir uygulama. Özellikle COVID-19 salgını sırasında bu müdahaleler daha fazla yaşandı. Örneğin, İstanbul Bayram Sokak ve Küçük Bayram Sokak’ta yaşayan trans kadınlar, 2021 yılında koronavirüs tedbirleri öne sürülerek defalarca gözaltına alındı ve evleri mühürlendi. Seks işçilerinin evlerinin usulsüz ve keyfi bir biçimde mühürlenmesi ve evlerine girişlerinin yasaklanması, onların hem barınma hem de çalışma olanaklarının ellerinden alınması anlamına geliyor. 

Kentsel dönüşüm ve soylulaştırma uygulamaları, bölge halkının ve kolluk güçlerinin sistematik saldırıları ve bunların bir toplamı niteliğindeki LGBTİ+ karşıtı devlet politikaları, transların bu bölgelerden uzaklaştırılması ile sonuçlanıyor. Transların kurduğu güvenli alanlara yapılan bu müdahaleler, LGBTİ+ örgütleri ile yaptığımız toplantıda bir katılımcının da dile getirdiği gibi, “onların yoksullukla topluluk içinde dayanışarak mücadele etmelerinin önünde büyük bir engel oluşturuyor.”

Trans Misafirhaneleri yeniden gündeme alınmalı”

Geçmişte İstanbul LGBTİ+ Derneğinin öncülüğünde ve diğer LGBTİ+ örgütleri ile aktivistlerinin desteğiyle zor durumda olan, kalacak yeri olmayan ve şiddete uğrayan translar için ‘Trans Misafirhanesi’ açılmıştı. Bu, hem devletin resmi sosyal politikalarından dışlanan LGBTİ+’ların yararlanabileceği önemli bir girişim hem de LGBTİ+ toplumu açısından etkili bir dayanışma modeli olmasına rağmen ne yazık ki bir süre sonra devam edemedi ve kapandı. Artan yoksulluk ve barınma ihtiyacı karşısında kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, fon verenlerin ve LGBTİ+ örgütlerinin bu tür tesislerin kurulmasını yeniden gündemlerine alması gerekir.

ÜniKuir Derneğinin Temmuz 2021’de yayımladığı araştırma, öğrenci yurtları ve misafirhanelerinin trans+ öğrencilerin kampüslerde ayrımcılıkla en çok karşılaştığı yerler arasında olduğunu gösteriyor. Araştırmaya katılanların büyük bir çoğunluğu, “cinsiyetsiz yurt ya da cinsiyetsiz odada kalabilecek olsalar kendilerini her zaman daha iyi ve güvende hissedeceklerini ifade etmiştir.”

“Eğitim sistemi, interseksler ve translar için güvenli değil”

Eğitim sisteminde hem biçimsel anlamda hem de içerik bakımından ikili cinsiyet sisteminin hakim olması, LGBTİ+’ların genelinde olduğu gibi okulları interseksler ve translar için güvenli kılmaktan uzaklaştırıyor.

Eğitim kurumları ve politikalarına hakim olan ikili cinsiyet sistemi, transları ve  interseksleri benzer bir şekilde etkiliyor. Okulun fiziksel koşulları, öğretmenlerin, öğretim görevlilerin, diğer eğitim personelinin tutumları, akran zorbalığını önleyecek mekanizmaların olmaması, ders içeriklerinin kapsayıcı olmaması birçok transın eğitim ve öğretim hayatında yaşadığı sorunların bazıları. 

Eğitim hayatında yaşadığı ayrımcılığın türü, düzeyi, kişide yarattığı kaygı ve etki, her trans grubu için farklı olabiliyor. Örneğin, açık kimlikli ve görünür bir trans olmak çoğu zaman insanları ayrımcılığın hedefi yaptığı için eğitime erişmenin, aldığı eğitimi tamamlayıp diploma sahibi olmanın, nitelik kazanmanın ve ardından bir meslek sahibi olmanın transların ilkokulda başladığı bir mücadele olduğunu söylemek mümkün.

Özellikle translar olmak üzere LGBTİ+’ların eğitim masraflarını karşılayarak ortaöğretime dönmelerini sağlamak, eğitim programlarında yer alanlara nakit desteği vermek veya sürekli/yaşam boyu eğitim programlarına katılımlarını teşvik etmek BM Bağımsız Uzmanının bu konudaki önerileri arasındadır. Örneğin, Uruguay’da 2018 yılında translar için çıkarılan yasa, transların burs ve öğrenci desteği alarak eğitime dönmesini mümkün kılmış ve mesleki eğitim programlarına katılmak için eşit fırsatlar yaratılmasını öngörmüştür.

“Trans olmak işe alınmama sebebi”

trans aktivistler, işverenlerin açıkça kişi trans olduğu için işe almadıklarını, farklı çalışma koşulları sunduklarını veya işten çıkardıklarını söylemediği için çalışma hayatında yaşananları raporlayamadıklarını ifade etti. Rapora göre, benzer bir durum HIV’le yaşayan LGBTİ+’lar üzerine yapılan toplantıda da dile getiriliyor. Aktivistler, hem işe alınmama hem de iş akitlerinin feshedilme sebeplerinin kasten HIV’den bağımsızmış gibi gösterildiğini belirttiler. LGBTİ+’ların yaşamları boyunca eğitim ve istihdamda yaşadıkları ayrımcılık, ilerleyen yaşlarında etkisini daha fazla gösterir. İş bulamamak, kayıt dışı ve düşük ücretli işleri kabul etmek, sosyal güvenlik ve emeklilik haklarını etkilediği için yaşlı LGBTİ+’lar, heteroseksüellere göre yoksulluğa daha açıktır. Bunu önleyebilmek için, yaşlılara uygun çalışma fırsatları ile diğer gelir getirici olanaklar yaratılmalı ve iş ve meslek edinmede yaşa dayalı ayrımcılık engelleyecek tedbirler alınmalıdır.

Başta translar olmak üzere LGBTİ+’lar cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimleri nedeniyle iş bulamadıkları, dolayısıyla kayıt dışı ve güvencesiz seks işçiliğine itildikleri veya düşük ücretle çalıştırıldıkları için sosyal güvenlik haklarından hiç veya yeterince yararlanamıyor. Genelevlere kabul edilmeyen trans seks işçileri, düzensiz, güvensiz ve sigortasız çalışma koşullarına mecbur bırakıldığı için sosyal güvenlik hakkından yoksun kalır. Ayrıca, trans kadınların düzenli işleri olsa dahi emeklilik hesaplamaları ve uyum süreciyle ilgili düzenlemeler arasındaki uyumsuzluk, onları eşitsiz konumda tutmaktadır. Şöyle ki, Türkiye’de emekliliği belirlerken esas alınan yaş, çalışma süresi, prim gün sayısı gibi kriterler cinsiyete göre değişir. Eğer bir trans kadının uyum süreci nüfus kaydında gerçekleşmemişse ve kimliğinde hala erkek olarak kayıtlı ise emekliliği hesaplanırken kadınlar için sunulan kolaylıklardan yararlanamaz. 

“Cinsiyet uyum süreci ticarileşti”

Raporda, cinsiyet uyum süreci ile ilgili trans aktivistlerin görüşlerine yer veriliyor. Ameliyat yapan doktorların sayısı çok az ve bu nedenle ücretler çok pahalı. Bir aktivist, bir yıl önce sadece ameliyat ücretinin 15 bin dolar olduğunu ifade etti. Öte yandan, cinsiyet uyum süreciyle ilgili uygulamalar kişinin bulunduğu şehre, hastaneye, doktorun deneyimine göre değişiklik gösteriyor. Ayrıca, cinsiyet uyum süreciyle bağlantılı usuller bütün hastanelerde yürütülmediği için şehri değiştirmek zorunda kalan translar var. Bu durum, özellikle ulaşım ve barınma konusunda ek maliyet anlamına geldiği için hem yoksulluğa yol açıyor hem de yoksul olanın erişimini engelliyor.

Cinsiyet uyum sürecinin bu kadar ticarileşmesinin transları hem mental hem de ekonomik açıdan zora soktuğunu vurgulayan Raporda; cinsiyet uyum süreciyle ilgili uygulamalara erişimdeki zorluk, transları alternatif çözümler aramaya iterek hayatlarını da riske attığının altı çiziliyor. Trans aktivistler, ekonomik gücü olmayan transların resmi prosedürler nedeniyle sürece başlayamadıklarını ve kulaktan dolma bilgilerle, el altından edindikleri hormonları kullanarak, merdiven altı ameliyatlara başvurarak kendi sağlıklarını tehlikeye attıklarını belirtti. 

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

bilgi@pembehayat.org