Tarih: 17.11.2021

Önsöz

Yazan: arya b. zencefil

Gerek feminizme, gerek diğer insan hakları savunan fikirler ve politikalara sızan muhafazakar, ayrımcı söylemler, günümüzde özellikle hak savunucuların dilini ve yöntemlerini kendi amaçları yönünde taklit etmekte, uygulamaktadır. (Örneğin hem Birleşik Devletler’de, hem de Türkiye’de de örneğini gördüğümüz, aşı karşıtlarının “benim bedenim benim kararım” sözünü kendilerine uyarlamaları gösterilebilir ¹ ²)

Transfobik tartışmalar içerisinde, bağlamsızlaştırma taktikleri, çeşitli safsatalar ve yabancı terimlerin, hem Türkiye konjektürü dışında yorumlanması hem de yanlış aktarılmasıyla, korku güden söylemlerle halihazırda trans bireylerin az sayıdaki dayanışma ve sosyal alanlarından dışlanması hedeflenmektedir.

Transfobiye karşı olan mücadele sık kullanılan kelimelerin bilinmesi ve güncellenmesi önemlidir, örneğin “TERF” yani “Trans Exclusionary Radical Feminist” (Trans Dışlayıcı Radikal Feminist) kelimesi, her transfobiğin tanımı olamayacak bir kelimedir. Şahsi görüşüm, TERF kelimesinin emekli edilmesi yönünde çünkü feminist prensiplere sahip olmayan kişiler de transfobik ve de kadın düşmanı kişilerin de mizojiniye karşı tolerans göstermeyen radikal feminizm düşüncesi içerisinde söz söylemesine neden olmaktadır.

Paylaştığımız terminolojinin temel amacı, özellikle sosyal medya üzerinde yürütülen bu tartışmada trans öznelere, trans haklarını savunanlara ve de gittikçe bağlamsızlaşan tartışmalarda, neyin ne olduğunun açıklığa kavuşması ve ortak bir dile sahip olmamızdır. Ayrıca, yurt dışında olan tartışmaları da takip etmek isteyen kişilere de yardımcı olacağını düşünmekteyiz. Dil, yalnız kişinin değil, toplulukların da farkındalığının kaynağıdır. Burada halihazırda bildiğiniz kavramları da açıklarken ya da yeni terminolojisi konuşurken, üretilen transfobik argümanlara da cevaplarını da vermeyi uygun gördük.

Terimler

Trans: Translık bir kimlik tecrübesidir, kişiye doğumda atanan (assigned gender) cinsiyet ile kişinin yaşadığı ve beyan ettiği cinsiyet tecrübesinin farklı olduğu anlamına gelir, herhangi bir fiziksel özelliğe hitap etmez. Bir kişinin trans olması, kromozomları, üreme organları ve ürettiği üreme hücresinden bağımsızdır bu bir kimlik tecrübesi olarak kişinin yaşadığı deneyimdir. Translar, kendi kimlik ve bedenlerinde var olabilmek adına uyum sürecine girebilirler, bu süreç de yalnız fiziksel değil aynı zamanda sosyal ve hukukidir. Herhangi bir tıbbi müdahale olmadan da kişi uyum süreci içerisinde olabilir.
 

Cis // Natrans: Cis ve Trans bir cinsiyet kimliği tecrübesidir. Cis ya da Natrans demek, kişinin cinsiyet kimliği ile ona atanmış olan cinsiyetin uyum içerisinde olduğunu belirtir. Natrans kelimesini bir hakaret olarak algılayan, herhangi bir hakaret belirtmemesine rağmen öyleymişcesine göstermeye çalışan transfobikler vardır. Bu kelimeler yalnızca kişinin tecrübesini belirtir. Eğer ki birisi trans değilse, cis’idir (ya da tam tersi).

Cis tecrübesine sahip insanlar yasalarca belirtilmemiş belli ayrıcalıklara sahiptirler. Toplumumuz cis-normatif olduğu için, hayatlarında transfobiye maruz kalmayan insanlar olarak, insan haklarının kısıtlandığı, şahsa ve haysiyete karşı suçlar işlenen bir ayrımcılık olan transfobinin etkilerini şahsen gözlemleyemeyebilirler, bu noktada trans özneleri dinlemek çok önemlidir. Cis tecrübesindeki insanlar kimliklerinde oldukları kişiyle ilgili doğru bilgiler yer alması için uzun yıllar sürebilen ve maddi yük getiren yasal bir uyum sürecine tabii değildirler, cis kimlikleri üzerinden ayrımcılık görmezler. Medeni hakları yasalarca korunmaktadır. Translar için bunların hukuki bir koruması yoktur, devlet üreme hakkına ve bedenlerimize karışmaktadır ve ihtiyaç olsun olmasın ameliyatları zorlamaktadır.

Cis insanlar, gündelik hayatlarında bir ayrımcılık yaşamamak hastanelerde sürünmek, doktorlara kendilerini ispat etmek, ameliyatlara girmek ve de bürokrasi içinde var olmak adına daim bir mücadele vermek zorunda değildir. Bu cis olan insanların yaşadığı hukuken görmezden gelinmenin ötesinde bir problem olarak doğrudan *tanınmamak* meselesidir.

Sahip oldukları ayrıcalıklar, diğer kimliklerinden sahip oldukları diğer ayrıcalık ya da yaşadıkları ayrımcılıkları silmez.
Cis olmak kendi içinde bir sorun ya da problem değildir. Cis olmak da trans olmak da gayet normal, gayet hayat içerisinde olan farklı cinsiyet kimliği yaşama tecrübeleridir. Transfobi üretmek fakat bir ayrımcılıktır, nefret ve önyargılarla hareket etmektedir.

Transfobi: Transfobi sanılanın aksine, yalnız translara fiziksel şiddet değil, psikolojik şiddeti, ayrımcı ve önyargılı söylemleri de kapsamaktadır. Bir kişinin transfobi üretmesi yalnızca şiddette bulunması veya tehdit etmesi değildir, trans dışlayıcı tüm tutumlar transfobi olarak adlandırılır.

Gender (Gender Identity): Toplumsal Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kimliği, bir kişinin yaşadığı, beyanını verdiği, kendisine ait olan bir dışavurumdur. Kişiye aittir ve kişiye ait bu kimlikten dolayı herhangi bir hakkı elinden alınamaz. Toplumsal Cinsiyet kimliğine bir kişinin cis ya da trans olduğu da dahildir, bunlar yaşadığı cinsiyeti nasıl tecrübe ettiğine dair bilgi veren kategorilerdir.

Sex (Biyolojik Cinsiyet): Bir kişinin doğumda sahip olduğu özellikler üzerinden kendisine atanan kategori. Uzun yıllar “sex” ve “gender” kelimeleri eş anlamlı kullanılsa da özellikle de 20. yüzyıl itibariyle kişinin fiziksel, biyolojik özellikleriyle toplumda yaşadığı cinsiyetin ayrımı yaygın kullanılmaya başlanmıştır. Ataerkil ikili cinsiyet iktidarında kişinin biyolojik özellikleri üzerinden atanan cinsiyeti, yaşadığı toplumdaki konumunu belirler. 

Gamete: Bir kişinin biyolojik olarak ürettiği üreme hücresine verilen ad, gamet. Bazı transfobik iddialar, biyolojik cinsiyeti kişinin ürettiği hücreye göre değiştirilemez bir özellik olarak atfediyor. Bu iddia interseks dışlayıcı olduğu gibi kimsenin kendi hayatını, beyanını ve haklarını etkilemez. 

Gender Binary (Sex vs Gender) Cinsiyeti bir hakikat olarak, iki tane sayan ve bunun üzerine hayatı düzenleyen, yasama yapan “ikili-cinsiyet sistemi”. Avrupa-merkezci, cis-normatif cinsiyet algıları dışında yaşayan ikiden fazla cinsiyet insanlık tarihi boyunca kendilerini göstermiştir. Biyolojik açıdan İnterseks bireyler, toplumsal açıdan ise Hindistan’dan “Hijra”, Amerikan Yerlilerinden “İki-Ruh” (Two-spirit) en bilinenleri arasındadır.

Kimsenin özünde, cinsel organından, kromozomlarından, gametinden, kanından, teninden, hormonlarından dolayı zulüm etmek ya da zulme uğramak yoktur. Herhangi bir toplumsal baskının nedeni, biyolojik öz değil, biyolojik gerçeklerin baskı için bahane edilmesinden doğar ve bu sosyo-kültürel bir fenomenadır.

Non-Binary: İçerisinde bir çok, ikili-cinsiyet sistemi (gender binary) dışında olan cinsiyeti kapsayan şemsiye terim, na-ikili cinsiyet. Erkeklik-kadınlık arasında, ötesinde veya varyasyonu olarak karşınıza çıkabilir.

Transfobik çevrelerce varlıkları tarih boyunca dokümante edilmiş olsa da inkar edilen, erkek veya kadın olmadıkları halde, biyolojik özellikleri bahane edilerek ikili-cinsiyet kalıplarına sığdırılmaya çalışılan na-ikili insanlar, “alışılmışın dışındaki ne idüğü belirsizler” olarak mücadeleye devam etmektedir.

Gender Ideology: Toplumsal cinsiyet fikirlerinin bir ideolojik baskı ve dayatma olduğunu iddia eden kimselerin, gender çalışmalarına verdiği isim. Gerçekte karşılığı olmayan bir tanım, LGBTI+ varlığı ya da transların hayatları bir ideoloji değildir.

Gender Critical: İngiltere’de TERF kelimesinden rahatsız olan transfobiklerin kendilerine verdikleri ad. “Toplumsal Cinsiyet Eleştirmeni” olarak, “gender” okumalarını kabul etmeyip bunların hepsinin sex yani biyolojik cinsiyet olduğunu iddia eden bir transfobik akım. Komplo teorileri ve çarpıtmalarla, ingiliz basınında transfobik söylemleri yaygınlaştırmak da ve nefret söylemine platform açmaktadırlar. Kısaltması GC olarak geçer.

Gender Critical düşüncede, cis kadın, biyolojisi yüzünden zulme uğramaktadır bu yüzden trans kadınların, kadın düşmanlığına uğramadığı ve “erkek” fizyolojisine sahip olduklarından, kadın sayılmadıkları öne sürülür. Trans erkeklerin de bedenlerinden ötürü, her zaman “kadın” kalacaklarını savunmaktadırlar. Toplumsal Cinsiyet fikrinin bitmesi gerektiğini söyleyip, toplumsal, sosyo-kültürel ataerki ve mizojinin bu şekilde yenileceğini iddia etmektedirler ancak biyolojik cinsiyet ayrımlarının devam etmesi gerektiğini söylemektedirler.

Buradaki en büyük çelişki, biyolojik cinsiyetlere göre hayatın düzenlenmesinin zaten toplumsal cinsiyetin ana çıkış noktalarından birisi olmasıdır. Örneğin, biyolojik olarak insanlar kullanması gereken, kamuda ayrılmış tuvaletler yoktur fakat Gender Critical düşünce, toplumsal bu düzenlemenin kalmasını söylemektedir yani toplumsal cinsiyet farklarını devam ettirmeyi savunmaktadır.

Pembe otobüsler bir biyolojik gereklilik, bir öz müdür? Yoksa kadının bedeni bahanesiyle toplumdan uzaklaştırılması mıdır? Gender Critical düşünce, biyolojik gereklilik ve gerçekler adı altında, erkek-kadın ayrımının devamını savunmakta olan, feminizm arkasına saklanan ayrımcı bir muhafazakarlık ideolojisidir.

Cis kadınların biyolojisi ortak özelliklere sahip olsa da maruz kaldıkları zulmün niteliği, ülkeden ülkeye, kültürden kültüre değişmektedir. Kadınlara seçme seçilme hakkı verilmemesi, istihdamlarının engellemesi, beden özgürlüklerinin engellemesi ve maruz kaldıkları tecavüz kültürünün hiç birinin nedeni ise biyolojileri değil, biyolojileri bunların bahanesidir. Tıpkı trans kadınların bugün seçilme hakkının önünde olan toplumsal engeller, istihdam ve barınma sorunları, zorla üremelerine ve bedenlerine yapılan müdahaleler ve de yüksek oranda uğradıkları cinsel şiddetin nedeninin biyoloji olmaması fakat bahane edilmesi gibi.

Kromozomların varlığı bilinmezken de üreme üzerinden kadına biçilen rolün, anneliğin ve anneliğe atanan psikolojik özelliklerin biyolojiden geldiğini söylemek, ataerkinin kadına atadığı bu özelliklerin meşrulaşmasıdır. Mizojini, üremeyi bir bahane olarak kullanarak yüzyıllarca, cis ve trans kadınları ezmiştir. Cis kadınları üremeye zorlayarak, trans kadınları da doğuramadıkları için “bozukluk” ve “aykırı hayatlar” baskılamıştır.. Bugün, Antik Mezopotamya’dan Navajo’ya, trans varlığı bilinmekte ve ortaya çıkmaktadır.

Cis-hetero-allo normatif bir muhafazakar kimlik bekçiliği yapan Gender Critical görüşler, Judith Butler ve Sara Ahmed tarafından da “muhafazakar-faşist” çizgide konumlandırılmıştır.

 

“Adult Human Female”: İngiltere'deki trans kadın dışlayıcıların, “kadın” kelimesinin sözlük anlamından dolayı kullandıkları bir köpek düdüğü. “Dişi” anlamına gelen “female” kelimesinin, “biyolojik cinsiyet kadın” anlamına geldiği iddiasıyla trans kadınları kapsamadığı varsayımı ile benimsenen bir söylem. Bknz. Gender Critical.

Women’s Spaces: Kadın alanları, bunlar sığınaklar, tuvaletler, hapishaneler diye örneklendirilebilir ve yalnızca kadınların bulunulması uygun olan yerler olarak özetlenebilir. Sosyal medyadaki transfobik çevreler non-binary kimliklerin biyolojik cinsiyetinin bu alanlara girişte kontrol edilen özellik olmasını savunurken bazıları, trans kadınların da ameliyat olmadan bu alanları kullanmaması gerektiğini söylemektedirler.

Trans kadınları, “biyolojik cinsiyetlerinden” ötürü örneğin tuvaletlerde, sığınaklarda istemezken yaşanan çelişki, bu kıstaslara göre trans erkeklerin bu alana girebiliyor oluşudur.

Bu alanlar toplumda, toplumsal cinsiyete göre düzenlenir. Neticede evlerde cinsiyetli tuvaletler yoktur ya da biyolojik olarak insanların cinsiyetlerine göre farklı tuvaletler kullanması gibi bir durum da mevcut değildir. Toplumsal önyargılar burada transfobiklerin söylemlerini yönlendirmekte ve biyoloji buna bahane edilmektedir.

Non-binary insanlar içinse istenen cinsiyetsiz tuvalet fikirleri, ya üçüncü bir seçenek olarak düşünülmekte ya da tüm tuvaletlerin cinsiyetsiz olması üzerinden konuşulmaktadır. Üçüncü bir tuvalet seçeneği makul olsa da insanlar buna alan yaratmaya yanaşmamaktadır (lojistik olarak da). Tüm tuvaletlerin cinsiyetsiz olması fikri ise yine transfobikler tarafından, kötü niyetli erkeklerce suistimal edilcek bir alan açacağı yönünde tepki almaktadır.

Erkek ve kadının toplumda asla, hiçbir koşulda bir araya gelemeyeceğini söylemek, bir özcülüktür ve asıl bu söylem biyolojik gerçekler dışıdır. Cinsiyet eşitliği sağlanana kadar, ataerkil kültür sönene ve bitene kadar kadın alanları gereklidir fakat hiçbir koşulda erkek ve kadının bir araya gelemeyeceğinin iddiası pembe otobüsçülük, erkek ve kadının hep ayrışcak ve asla eşit olarak yaşayamayacağını iddia eder. “Ben etek giyeceğim, senin oğlun taciz etmeyecek” noktasıyla aynı düzlemde olan bu fikir, erkeklerin hangi alanda olsun, kadınlara dokunamayacaklarını öğrenmesiyle alakalıdır.“Ben etek giyeceğim, senin oğlun taciz etmeyecek” noktasıyla aynı düzlemde olan bu fikir, erkeklerin hangi alanda olsun, kadınlara dokunamayacaklarını öğrenmesiyle alakalıdır. Nasıl ki bir kadın etek giyse de, dekolteli olsa da, gece tek başına yürüse de bir erkek onu taciz edemez, bu aynı alanı kullanmalarında da geçerlidir. Eğer ki bu imkansız ise, ataerkiye karşı mücadele fuzuli midir? Asla erkekler, cinsiyet eşitliği parçası olamayacaksa, cinsiyet eşitliği nasıl sağlanacaktır?

Pronouns: İngilizcedeki zamirler. Dünyada konuşulan dillerin bazıları, Türkçe aksine cinsiyetli tekil kişi zamirlerine sahip olabilirler. Herhangi bir kişi, cis ya da trans, ikili-cinsiyet beyanı olan ya da na-ikili fark etmeksizin, istediği herhangi bir zamiri kullanabilir.

Zamirlere saygı, birisinin ismine karşı duyduğunuz saygıdan farksızdır. Nasıl ki bir insana, ona hitap edilmesini istediği isim dışında farklı bir adla seslenmek zorbalık olup, ona saygısızlıksa, kişinin zamirine uymamanın da lakap takmaktan bir farkı yoktur. Lakap takmak bile ancak bir insanın rızasıyla uygundur.

Neo-Pronoun adı verilen, alışılmış dil kullanımı dışında olan ve kullanılması istenen pronounlar da mevcuttur, bunlar da aynı saygıyı hak etmektedir.

Self-ID: Kişinin kimliği açısından beyanının esas alınmasını öngören politikalara verilen kısaltma isim. Aslında hayatımızın çoğunda kişinin kimliğine dair öncelikle alınan esas, beyandır. Örneğin, arkadaşlarınızla tanışırken kimliğinizi çıkarıp isminizi göstermezsiniz.

Kişinin kimliğinin yazılı ve belgeli olması, bir bürokrasi meselesidir. Amerika’daki pasaportlarda bulunan cinsiyet hanesi ancak 1977’de eklenmiştir, sonrasında küresel olarak bu bilgi yazılmaya başlanmıştır. Bu bilgi pasaportlarda bulunmaya başlamasından sonra özellikle trans yolcular büyük sorunlar yaşamaya başlamıştır.

Self-ID politikaları, bir kişinin hukuki ve bürokratik olarak cinsiyet hanesindeki uyumsuzluktan dolayı sorun yaşamaması için istenmektedir. Devlet, cinsiyet düzeltme davası altında, bir trans bireyin ihtiyaçları dışı operasyonlara girmesini zorlamakta, yüksek miktarlarda tutarı olan ameliyatları olmama durumunda medeni haklarına erişimini engelleyen cinsiyet hanesindeki uyumsuzluğu gidermemektedir. Kişinin kendi banka hesabına, devlet belgelerine erişiminin engellemesinden tutun, hastanelerde doğru tedaviye ulaşmasında karşısında önyargılı memurların tacizine uğramasına kadar, evlenme hakkı gibi medeni haklarını kullanmasına kadar bir çok engel teşkil etmektedir.

Self-ID karşıtı transfobikler, bu sistemin suistimale açık olduğunu ve kadın alanlarının “kadın numarası yapan erkek taciz ve tecavüzcülere” alan açacağını iddia etmektedir. Bu noktada zaten çoğu kadın alanı, kötü niyetli, kimliği hiç fark etmeyen insanların erişimi altındadır, hiç bir kadın tuvaletinin kapısında veya içinde bir kolluk kuvveti bulunmamaktadır. Trans kadınların bu alanlara girişinin yasaklanmasının, bu kötü niyetli insanlarla ne alakası vardır? Bu noktada trans kadınlar da bu insanların mağduru değil midir? Trans kadınlara erkek atanması üzerinden, onların korunmaya layık olmadığı fikri de bu iddianın içerisinde mevcuttur. Transfobinin yanısıra herhangi bir azınlık için bu argüman kullanılabilir, zamanında siyahların eşitliğine karşı, toplumdan ayrı tutulmaları gereğini savunmak adına da benzer argümanlar kullanılmıştır. Herhangi bir azınlığın içinde olabilecek kötü insanları uzak tutmak adına o insanların hepsine aynı muamele yapılması kabul edilemez bu ayrımcılığın ve önyargının tanımıdır. Suç, eril tecavüz kültüründedir ve tecavüz kültürü, cis ya da trans kadın fark etmeksizin, ikili ya da na-ikili fark etmeksizin hepimizin ortak mağduriyetidir.

Intersectionality: Kesişimsellik, bir kişinin sahip olduğu kimliklerin, sosyo-kültürel ve ekonomik durumu üzerine bunların kesiştiği noktalar üstünden incelenmesini savunan düşünce türü.

Intersectional Feminism: Kesişimsel feminizm, bir kadının sahip olduğu diğer kimliklerin de mücadelesinde önemli olduğunu ve farklı tecrübelerle yaşadığını savunur. Örneğin kürt bir trans kadın, hem kürt olarak, hem trans olarak, hem de kadın olarak bu kimliklerin parçasıdır ve her insan kimliklerini hem ayrı ayrı hem de bir bütün olarak tercüme etmektedir ve hak mücadeleleri bu kimlikler üzerinden kesişirler.

Bir sorun, yalnız bir ya da bir kaç kimliğe ait olup, kesişimsellik lensinden bakarsak kökenin aynı kaynaktan geldiğini de görebiliriz. Örneğin kadınların beden ve üreme özgürlüğü kesişimsel bir konudur. Cis kadınların kürtaj hakkına karışan ataerki, trans kadınlara da gerekli gereksiz ameliyatları zorunlu tutarak üreme hakkına, beden mahremiyetine müdahele etmektedir. Burada, ataerkinin, makul ve makul olmayan kadınlar diye ayırdığı insanları ve onların üremelerini kontrol etme isteğini görebiliriz. Kimin anne olup, kimin anne olmayacağına karışma cüretine karşın, ebeveyn olma ya da olmama hakkı kadınlarındır ve seçim kendilerine aittir.

Kesişimsellik, iddiaların aksine, bir mücadeleyi ayırmak üzerine değil, birleştirmek ve herkesin ihtiyacı olan çözüme ulaşması üzerine kuruludur.

SJW: “Social Justice Warrior” için kullanılan kısaltma. Son yıllarda sosyal medyada yaygın olarak, sosyal adalet konularında konuşan kişileri aşağılamak ve yermek için kullanılan bir lakapken, bazılarının da benimsediği bir etiket haline gelmiştir.

Cinsiyet eşitliği isteyip, sağlamcılığa, sömürüye, ayrımcılığa, ırkçılığa ve adaletsizliğe karşı gelen insanlara atfedilen “duyarcı” kelimesinin karşılığı olarak da “Woke” ile beraber kullanılmaktadır.

Woke: Köken olarak siyahların hak mücadelesine ve aktivizmine dayanan, “Stay Woke” sloganından gelen “uyanık” “duyarlı” anlamına gelen sıfat. Günümüzde özellikle muhafazakar çevrelerce karşılarındaki kişileri yermek için “fazla duyar kasan” “aşırı aktivistler” için hakaret anlamlı kullanılan bir kelimedir.

Sosyal medyada art niyetli bir şekilde trans hakları, sağlamcılık, HIV aktivizmi, kadınların adalet arayışı gibi çeşitli konularda insanların kendisinden ayrı düşünen insanları etiketlemek için kullanıldığını görüyoruz. “Woke” kişilerin “çete”, “tarikat”, “network” olduğu gibi yine asılsız iddialar da karşı tarafın fikirlerini değersizleştirme taktiği olarak kullanılmaktadır.

SWERF: “Seks işçisi dışlayıcı radikal feminist” anlamına gelen SWERF, feminizm içerisindeki, seks pozitif-negatif, porno ve seks işçiliğinin sömürüsü üstüne gelişen tartışmalar sonucunda, seks işçiliğinin her durum ve her şartta kadın sömürüsü olduğunu düşünüp bunun üstüne politikalar ve söylem üreten kişilerdir..

Seks işçiliği de herhangi bir iş dalı gibi sömürüye açıktır, pezevenkler ve insan kaçakçıları ve iş güvenliği sağlamayan porno yapımcıları bu sömürüyü gerçekleştiren kişilerdir. Velakin çözüm, seks işçiliğinin yasaklanması değil, yasalarca düzenlenirken seks işçisi insanların bu sömürü odaklarından korunmasıdır, tıpkı diğer her iş kolunda olduğu gibi patronlara ve istismara karşı işçinin kollanmasıdır.

Kendi rızasıyla seks işçiliği ile hayatını kazanan kadınlara mesleklerini güven ve huzur içerisinde yapabilecekleri şartları sağlayacak hukuki zemin hazırlanmalı ve korunmalıdır.

TERF: “Trans dışlayıcı radikal feminist” anlamına gelen TERF, feministler arasında transların dışlanmasıyla ve trans dışlayıcı fikirlerin tartışılmaya başlanmasıyla, muhafazakar bir feminizm güden, kadınlığı yalnızca doğumda kadın atanan insanlara ait gören ve/veya önyargılarıyla transfobik politikalar üreten kişilerdir.

Kadınlık üzerinde bir bekçi olup kimin makul kadın olup olmadığını söyleyen kişileri tüm feministler iyi bilirler. Kesişimsel bir dayanışma anlayışı yerine, transların cinsiyetlerini dikta etmek hakkına kimse sahip değildir. (Bknz. Gender Critical)

TRA: “Trans Rights Activists” yani “trans hakları aktivistleri” demek olan bu etiket, özellikle TERF denmesine karşılık olarak, genelleme yapma amacıyla kullanıldığı görülüyor. TRA kısaca trans hakları hakkında konuşan veya aktivizmi yapan kişilerdir.

MRA: “Men’s Rights Activists” yani “erkek hakları aktivistleri”, konuyla bağlantılı olmasa da bazı transfobik çevreler, özellikle trans kadınların ve doğumda erkek atanmış non-binary kimliklerin hakları savunulduğunda, karşı tarafın feminizmini değersizleştirmek ve ona saldırmak için MRA etiketini kullanırlar.

Transmedicalist: Trans kimliği için cinsiyet disforisi olması ve tıbbi olarak bir uyum sürecinin sürdürülmesi gerektiğini aksi takdirde kişinin trans olmayacağını savunan trans öznelere verilen ad. Transmedicalist düşüncelerin büyük bir kısmı non-binary kişilere karşı söylenmektedir yani ikili-cinsiyet sistemi içerisinde cis-normlarına göre üretilen söylemlerdir. İçselleştirilmiş bir transfobi örneğidir çünkü bir kişinin trans olması, doğumdaki atanan kimlikle yaşadığı uyuşmazlıktan gelir, tıbbi süreçlere başlayıp başlaması fark etmeksizin trans tecrübeyi yaşamaktadır ve bunun illa ki tıp müdahelesi gerektiğini söylemek translığı patolojikleştirmektedir. (bknz. Truscum)

Truscum: Transmedicalist’lerle ilişkilendirilen bir etiket. Transların sosyal medyada aralarında olan tartışmalarda yaygınlaşmıştır. Bazıları bu etiketi kabul etse de kelimenin kendisi bir saldırı sözcüğüdür, kişinin düşüncelerine değil kimliğine saldırmaktadır o yüzden kullanılması uygun değildir.

LGB Alliance: Cis lezbiyen, gay ve biseksüellerin kendilerini translardan ayrı bir mücadele yürütmesi gerektiğini söyleyen fakat bunun gerekçelerini transfobi ile temellendirmektedirler ve nefret söylemine alan açmaktadırlar. Cis lezbiyen, gay ve biseksüellerin haklarını iyileştirmek için bir çalışmaları yokken, trans kadınların haklarına saldırmakta, transların toplum sahnesinden uzaklaştırılması üzerine çalışmaktadırlar. Hatta, biseksüellerin de ancak “makul” olanları hakkında da açıklamalar yapıp, bifobi de üretmektedirler. LGB Alliance, İngiltere'deki diğer LGBTİ+ örgütleri ve komüniteleri içerisinde bir nefret grubu olarak tanımlanmaktadır.

Transmizojini: Trans kadınlara yöneltilen kadın düşmanlıklarına verilen addır. Bunlar cis kadınların yaşadıkların farklı olarak bir kişinin hem trans hem de kadın olmasından dolayı üretilen ayrımcılıklardır. Trans kadınların nasıl giyineceğinden, nasıl konuşacağına kadar sürekli açıklarının aranıp, transfobi üretmek için bedenlerinin mahremiyetine bile saldırılmasıyla çeşitlenen söylemlerdir. Örneğin, feminen bir trans kadına “kadınlığı taklit ediyor” derken, maskülen bir trans kadına “e bunun neresi kadın?” diye saldırı da bulunmak, tıpkı maskülen cis kadınların, ayrımcı çevrelerce kadınlığının elinden alınması gibi, benzer bir noktadan doğar.

Monoseksizm: Bifobik söylemler içerisinde bir kişinin birden fazla cinsiyet kimliğine çekim hissedemeyeceğini iddia eden düşünce yapısı ve bu doğrultudaki söylemler.

“Dog Whistle”: Köpek düdüğü olarak da türkçeye çevrilen, özellikle sağ çevrelerde yaygın olan bir iletişim taktiği, dil oyunudur. Kodlu kelimeler veya söz öbekleriyle belli bir kesmin desteğini çekmeye çalışırken, eleştirileri muğlak kılmak için kullanılır.

Örneğin, “Erkekler kadın tuvaletine girmemeli!” denildiğinde, toplumun bütünün de onay alacak bu cümledeki “erkek” kasıtı, trans kadınlar ya da non-binary’ler olursa bu bir “köpek düdüğü” olur.

Nefreti ve önyargıyı, kitlelerce kabul edilebilir kılmak için kullanılan benzer sözler, “feminist kadınlar eleştiriliyor”, “iptal kültürüne karşı mücadele veriyoruz”, “foncu ve akrancılar bizlere saldırıyor”, örneklerinde, kendi eleştirilerinin hedefi bağlamsız ve belirsiz tutulurken, belli bir kısmın desteğini almak için kullanılan manipülasyonlardır.

“Genitalia Dayatması”: Trans bireylerden hoşlanmanın, biseksüellik ya da panseksüellik olduğu iddiasıyla, trans erkeklerden hoşlanan gayler ve hetero kadınlar, trans kadınlardan hoşlanan lezbiyenler ve hetero erkekler olduğunun inkarıyla, bu insanlara transların zorla “vajina/penis” ile ilişkiye zorladıkları iddiası. 

Trans bireylerin çeşitli çeşitli bedenleri (uyum süreci dahilinde olan ameliyatlarla ve/veya interseks translar) bu iddia noktasında tek bir tipmiş gibi ele alınmakta ve yalnız önyargılarla ilerlemektedir. Bir kişinin cinselliği, bedeni, fiziksel bir özellikken, trans olmak bir tecrübedir. Yalnız trans kimliği herhangi bir genitalia belirtmez ve trans kimliğine çekim, yalnız biseksüellik veya panseksüellik belirtmez, kişinin erkek, kadın veya non-binary oluşu üstünden kişinin yönelimi belli olur, fiziksel özellik tercihleriyle değil. Bunun söylenmesi bir dayatma değil, halihazırda olan insanların var olduğunu söylemektir.

Nefret Söylemi/Suçu: Herhangi bir önyargıyla motive olan, bir insana ya da kimlik grubuna karşı, şiddet ya da nefret yönelten herhangi bir eylem, nefret suçu kapsamına girer. Ülkemizde yasal olarak tanımlı olmasa da kişinin kimliğine dair suçlar ayrımcılık kapsamına girmektedir. Mizah amaçlı yapılan şakalar da gayet nefret söylemine girebilir çünkü transfobik söylemlerde zorbalık amacı güdebilir.

Yaşam Hakkı: İnsanın evrensel hakları içerisinde yaşam hakkı, yalnız nefes alıp vermek, bir şekilde yaşamaya izin verilmesi anlamına gelmez. İyi, huzurlu ve mutlu bir hayat yaşamak herkesin evrensel hakkıdır! Trans bireylerin uğradığı ayrımcılıkların transfobi ya da hak gaspı olması için illa şiddetle tanımlanmaz, barınma, istihdam, sağlık, evlilik ve ebeveyn olma haklarının hepsinin en temel kaynağı iyi bir yaşam yaşama hakkıdır.

 

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org