Tarih: 02.11.2021

Queer kuramının önde gelen isimlerinden Judith Butler, “toplumsal cinsiyet karşıtı” hareketleri “faşist bir eğilim” olarak nitelendirdi.

Judith Butler, The Guardian için kaleme aldığı “Neden 'toplumsal cinsiyet' fikri tüm dünyada tepkilere yol açıyor?” başlıklı makalesinde, toplumsal cinsiyet eleştirisi yapan aktivistler ile faşizm arasındaki bağlantılara değiniyor ve son yıllarda tüm ideolojik yelpazeden misillemelerde keskin bir artışın olduğuna dikkat çekiyor. 

Butler yazısında, Haziran ayında kabul edilen “eşcinsellik ve cinsiyet değişikliği” ile ilgili propagandayı yasaklayan Macar yasasına, Polonya'daki “LGBTİ+sız bölge”lere, akademik araştırmalarda (tüm toplumsal cinsiyet çalışmalarını içeren akademik araştırmalar da dahil olmak üzere) “aşırı aktivizmi” kınayan Danimarka parlamentosu önergesine de değiniyor.  

23 Ekim’de The Guardian’da yayınlanan makalesinde Butler, toplumsal cinsiyet karşıtı ideolojilerin, sınırları aşarak Latin Amerika, Avrupa, Afrika ve Doğu Asya'daki örgütleri birbirine bağladığını söylüyor. Toplumsal cinsiyet karşıtı ideolojinin tutarsızlığının, aslında onun temel güçlerinden biri olduğunu savunuyor. Bunun nedeni olarak Butler, hareketin argümanlarının çok esnek olduğuna vurgu yaparak; transfobilerin sağı, solu ve aradaki herkesi harekete geçirebileceğini söylüyor. 

Butler: “Toplumsal cinsiyet karşıtı hareketler, her standart faşizm tanımına uygun.”

Judith Butler, toplumsal cinsiyet karşıtı hareketin nihayetinde; hükümet gözetiminin güçlendirilmesi, tıbbi bakıma erişimin kısıtlanması ve genel olarak LGBTİ+ların kamusal alanda yasaklanmasıyla ilgili ‘iyi’ iş çıkardığını söyleyerek, bunun her standart faşizm tanımına oldukça uygun olduğunu da ekliyor. Bu harekete, toplumsal cinsiyeti eleştiren feministlerin de dahil olduğunu belirtiyor. 

Butler yazıya, “toplumsal cinsiyet karşıtı” olanların “milliyetçi, transfobik, kadın düşmanı ve homofobik” bir hareketin parçası olduğunu belirterek devam ediyor. Toplumsal cinsiyet karşıtı hareket için otoriterizmin sürekli güçlenen biçimlerini desteklediğini belirten Butler, “Taktikleri; devlet güçlerini üniversite programlarına müdahale etmeye, sanat ve televizyon programlarını sansürlemeye, transların yasal haklarını engellemeye, LGBTİ+ları kamusal alanlardan yasaklamaya, üreme özgürlüğünü ve kadınlara, çocuklara ve LGBTİ+lara yönelik şiddete karşı mücadeleyi baltalamaya teşvik ediyor” ifadelerini kullanıyor.

The Guardian, Butler’ın röportajını sansürlemişti

Judith Butler’ın 7 Eylül’de The Guardian’a verdiği röportajının, trans dışlayıcı radikal feministler (TERF) ve faşistler arasındaki bağlantıları tartıştığı kısmının bir bölümü sansürlenmişti. Butler o röportajda, toplumsal cinsiyet karşıtı ideolojinin, günümüzdeki faşizmin baskın türlerinden biri olduğunu vurgulamış, bu nedenle TERF’lerin faşizme karşı çağdaş mücadelenin bir parçası olmayacağını söylemişti. The Guardian, Butler'ın röportajını "sansürlemekle" suçlandı, ancak şimdi, “Neden 'toplumsal cinsiyet' fikri tüm dünyada tepkilere yol açıyor?” başlıklı 23 Ekim tarihli yazısıyla Butler, görüşlerini The Guardian’da uzun uzadıya açıkladı.

 

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org