Berlin Onur Yürüyüşü'ne saldırının ardından: “Aslında bu saldırı mücadelemize yapılan bir saldırı. Mücadele bir bütündür.”

Almanya'nın başkenti Berlin'de 25 Temmuz Cumartesi günü düzenlenen Christopher Street Day (CSD) Onur Yürüyüşü sırasında bir araç, etkinlik alanına yakın bir noktada kalabalığın üzerine sürüldü. Yerel saatle 22.00 sularında gerçekleşen saldırıda ilk belirlemelere göre bir kişi yaşamını yitirirken, çok sayıda kişi yaralandı. Olayın ardından Berlin Emniyeti ve Başsavcılığı soruşturma başlatıldığını duyurdu. Güvenlik birimleri, saldırının ardından olay yerinden kaçan kişi ya da kişilerin bulunduğu ihtimali üzerinde dururken, yaralılardan bazılarının kesici aletle yaralanmış olabileceği ihtimalini de araştırıyor.

Berlin'de her yıl Onur Haftası kapsamında yalnızca resmi CSD değil, aynı zamanda antikapitalist, antifaşist ve sömürgecilik karşıtı politik bir hat izleyen International Queer Pride (IQP) yürüyüşü de düzenleniyor. Saldırının yaşandığı gün Berlin'de bulunan hak savunucusu Boran Mergen'le, hem yaşanan saldırıyı hem de Berlin'deki güncel politik atmosferi, polis müdahalelerini ve LGBTİ+ hareketinin karşı karşıya olduğu tehditleri konuştuk.

Bize katıldığın alternatif Pride’dan biraz bahseder misin? Bu yürüyüş nasıl bir politik çerçeveyle örgütlenmişti, ana talepleri nelerdi? CSD’ye saldırı olurken IQP’ye polis neden saldırdı?

“Berlin’de uzun zamandır iki ayrı Pride düzenleniyor. Biri resmi olan CSD (Christopher Street Day), diğeri ise International Queer Pride.  CSD daha kurumsal, sponsorluklarla ve devlet kurumlarıyla uyumlu ilerleyen bir yürüyüş. International Queer Pride ise kendisini sömürgecilik karşıtı, ırkçılık karşıtı, kapitalizm karşıtı ve antifaşist bir mücadele olarak tanımlıyor. Filistin dayanışmasından göçmen haklarına, trans haklarından, seks işçilerinin haklarına kadar birçok mücadeleyi aynı politik zeminde buluşturuyor.

Tam da bu nedenle her yıl polisin hedefi oluyor. Polis yürüyüşü defalarca durduruyor, çoğu zaman gerekçesi belirsiz müdahalelerde bulunuyor rastgele insanları hedef alarak gözaltılar yapıyor ve şiddet uygulamaktan geri durmuyor. 

Arabalı saldırının gerçekleştiği yürüyüş ise resmi CSD’ydi. Burada çok büyük bir çelişki var. Polis tüm gücünü muhalifleri bastırmaya, göçmenleri, Filistin dayanışmasını kriminalize etmeye harcarken gerçekleşen saldırıyı engelleyemedi. Bunun sonucunda 1 kişiyi kaybettik ve 29 kişi yaralandı.”

Bu saldırı, son dönemde Almanya’da ve özellikle Berlin’de yükselen sağ siyaset, nefret söylemi ve LGBTİ+ karşıtı atmosferle nasıl ilişkilendirilebilir?

“Bu soru çokça tartışılan bir soru. Özellikle Amerika ve Almanya gibi ülkelerin sağa kayması dünyada da karşılığını buluyor. Buradan yola çıkarsak kısacası evet doğrudan ilişkilendirilebilir. Zaten bence bu saldırıyı yalnızca herhangi bir saldırı olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu tür saldırıların ortaya çıktığı siyasal atmosferi iyi okumak gerekiyor.

Almanya’da özellikle AfD’nin yükselişiyle birlikte göçmen karşıtı söylemler, İslamofobi ve nefret üzerine söylem politikaları daha da arttı.  Sürekli karşıtlıklar üzerinden siyaset üretildiğinde toplum daha fazla kutuplaşıyor. göçmenler ve çeşitli kimlikler toplumsal sorunların kaynağı gibi gösterilebiliyor. Bu saldırının sonrasında da yine hedef Müslümanlar, Araplar ve çeşitli göçmen grupları oldu. Devletlerin, siyasi partilerin, devlet başkanlarının güvenlik politikaları güvencesiz toplulukları suçlu ilan ederek olamaz. Bu sadece aşırı sağ grupları harekete geçiren bir alan açıyor ve bunun sonucunda LGBTİ+’lar, kadınlar ve göçmenler hedef haline geliyor.”

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

“Aslında bu saldırı mücadelemize yapılan bir saldırı. Mücadele bir bütündür. Aynı şekilde göçmenlere, kadınlara, mültecilere, işçilere ya da farklı inanç gruplarına yönelen şiddet de birbirinden bağımsız değildir. 

Türkiye’den baktığımızda bu his bir çoğumuza çok tanıdık geliyor. Suruç, Ankara Gar, Amed ve bir çok katliamı yaşadık. Kürtlere, LGBTİ+’lara, translara, göçmenlere, mültecilere, işçilere, kadınlara yönelik saldırıları her gün yaşamaya devam ediyoruz. Yıllardır Onur Yürüyüşleri yasaklanıyor, hak savunucuları polis şiddetine maruz bırakılıyor. Dünyadaki artan otoriterleşme, aşırı sağın yükselişi ve nefret söylemi LGBTİ+’ları doğrudan hedef haline getiriyor.  Bugün hala birçok ülkede LGBTİ+ olmak suç sayılıyor. Bazı ülkelerde insanlar cinsel yönelimleri ya da cinsiyet kimlikleri nedeniyle uzun hapis cezalarıyla ve/veya idamla karşı karşıya kalıyor. 

Bugün Berlin’de, Tahran’da, Kampala’da Ankara’da, İstanbul’da ya da dünyanın başka bir kentinde mücadele eden LGBTİ+’ların ortak talebi hala yaşam hakkı. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde güvende değiliz. 

Dünyayı yaşanılabilir hale getirmek ve dünden bugüne kaybettiğimiz tüm lubunyalar için mücadele etmeye devam edeceğiz. 

Ve son olarak onur yürüyüşüne yapılan saldırıda kaybettiğimiz kişi için çok üzgünüz ve umarım yaralı olarak hayatta kalanlar ve etkilenen herkes en kısa sürede iyileşir.”