Son 6 aydır her ayın son bir haftasını Ankara dışında şehirlerde geçirmeye çalışıp kendimi mutlu etmeye çabalıyorum. Bu ay ki durağım Eskişehir’di. Trende insanların da bakışlarını umursamadan uzunca bu haftayı, bedenimdeki değişiklikleri ve biraz da Eskişehir’i anlatacağım.

   

    Sıradan, sıkıcı ve gri Ankara havasından bunalmıştım. ‘Ne yapabilirim’i kafamda kurgularken tam o sırada dönüşüm sürecini tamamlamış arkadaşım Naz aradı ve ‘’Buraya gelsene çok sıkılıyorum” dedi. Hemen o gün biletimi alıp, akşamında Eskişehir’e geldim. Naz ile öpüşüp koklaştıktan sonra biraz Eskişehir turu ve ilk Eskişehir’e geldiğimde  gittiğimiz mekana gidip, iki bira içip, geceyi güzel bir şekilde sonlandırdık. Eskişehir’in kolileri de havası da oldukça güzel. Gerçekten şirin bir memleket. Gidip gezilmesini tavsiye ediyorum açıkçası. 

 

     Bütün bunların yanında hormon kullanımının da ilk ayını geride bırakmıştım. Çok çabuk geçmişti bir ay. Bedenimde en ufak bir değişim bile benim günlerimin güzel geçmesine neden oluyordu. Aynı zamanda çok ilginç rüyalar da görüyordum artık. Eskiden ara sıra olan, kabus ile karışık güzel rüyalarım artık sıklaşmaya başlamıştı. Uykumda uzun saçlı, seksen beş beden memeli bir kadın olarak görüyorum kendimi hep. Güzel bir gece kulübündeyiz ve birden arkamdan sesi anneme benzeyen biri  “Hayati “ (kimlik adım) diye sesleniyor ve ben uyanıyorum. Rüyamın kabus olan kısmı bana Hayati diye hitap edilmesi değil, uyandığımda saçlarımın ve memelerimin olmayışıydı. Tam bu noktada kendi bedenimle alakalı ilerleme kat edebilmek için sürecini tamamlamış insanların bana daha çok inanç gücü verdiğini gördüm. Aslında Naz farkında olmadan bana birçok yol gösteriyordu. İstemeden de olsa insan yaşadığı bedenden mutlu olan insanları (hele ki trans ise) gördükçe bundan feyz alıyor ve yine istemeden bir gün bende… diye iç geçiriyor, ben de öyle yapıyordum.

 

Nitekim eski bedenime, eski kıyafetlerime baktığım zaman da yol kat ettiğim apaçık ortadaydı. Dolabım daha renkli, daha istediğim gibiydi. Ayakkabılarımın topukları yükselmişti. Sadece büyümemiştim anlayacağınız. Gömlek düğmelerim sola taşınmış, pantolon paçalarım daralmış, zaman zamansa tayt olmuştu. Fermuarlarım kısalmış, saçımın rengi de değişmişti. Tırnaklarım ve ellerim güzelleşmiş, saçlarımın rengi de değişmişti… Büyümemle birlikte renklenmiştim de. Mücadelemde artık ikili cinsiyete yer yoktu. Bence bu doğru çizgide ilerlediğimin en güzel göstergesiydi.

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org