Günther'in konuşmasından önce Pembe Hayat Derneği'nde stajyer olan Pia Mann bir açılış konuşması gerçekleştirdi. 20 Kasım vesilesiyle nefret suçuna maruz kalan transları anan Mann, Queer Leben ve Pembe Hayat derneklerinin ilerleyen süreçlerde nefret suçlarına karşı ortak çalışmalar yürüteceğini dilediğini belirterek 'Hepiniz hoş geldiniz' dedi.

 

Daha önce bir Protestan İlahiyat Fakültesi'nde okuyan ve ardından sosyal pedagoji eğitimi alan Mari Günther de söze nefret suçu mağduru transları anarak başladı. Günther 'Açıkçası hayatta olan translar hakkında ne yapabileceğimizi konuşmadan önce bugün aramızda olmayan dostlarımızı anarak başlamak istiyorum. Ve yine çeşitli sebeplerden dolayı ömür boyu gizli saklı yaşamak zorunda kalan ve gerçek kimliğini yaşayamadan aramızdan ayrılan dostlarımızı da unutmayalım' dedi.

 

Almanya'daki ve Malta'daki çeşitli kazanımlardan bahseden Günther 'Biz Queer Leben olarak daha önce küçük bir dayanışma ekibiydik ancak şimdi kurumsallaştık. Ayrıca federal düzeyde de bir trans ağı kurduk. Verdiğimiz mücadele sonunda daha önce Almanya'da deli olarak görülen Transların çeşitli hakları elde etmesini sağladık. Ancak dünyadaki kanunsal değişikliklerin ve alınan kararların yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Bu kararların ve kanunların uygulanabilmesi çeşitli faaliyetler yürütmemiz gerekir. Örneğin biz sadece bize başvuran translara değil ilişki kurdukları resmi kurumlardaki uzmanlara da danışmanlık hizmeti veriyoruz' şeklinde konuştu.

 

Yaptıkları uzman eğitimlerinden ve danışmanlık faaliyetlerinden bahseden Günther Almanya'da her şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını belirterek 'Bunca çalışmaya rağmen tabi ki her şey tozpembe değil. Örneğin 'Trans Kanunu' olarak bilinen bir kanun var. Bu kanun nedeniyle transların tıbbi süreçleri uzuyor ve başka şekillerde mağdur oluyorlar. Malta ve Danimarka'da kaldırılan bu kanunun kaldırılmasını istiyoruz. Ancak Adalet ve İçişleri Bakanlıkları bu kanunu kaldırmakta çeşitli çekinceler yaşadıklarını belirtiyor. Biz de bu kanunun kaldırılması ve mevcut tıbbi direktiflerin değiştirilmesi için çalışıyoruz. 12 farklı tıp kuruluşunun bulunduğu bir heyette benim ve başka bir trans aktivist arkadaşımızın da bulunduğu bir çalışma yürütüyoruz' dedi.

 

Yaptıkları çalışmaların olumlu sonuçlarının kendisini de motive ettiğini söyleyen Günther yaşadığı bir deneyimi anlattı: 'Yaklaşık 5 yıl önce, bir Alman Gençlik Koruma Dairesinde trans bir çocukla karşılaştım. 13 yaşındaydı ve annesiyle görüşmesine izin verilmiyordu. Ayrıca 2 yıl da eğitimine ara vermişti. Orada bulunan terapist ve psikiyatrlarla yaptığımız işbirliği ve bilinçlendirme çalışmaları sonucunda çocuğu kendi konutlarımızdan birisine aldırdık. Şimdi liseyi bitirmek üzere ve geçenlerde Federal Dışlanmaya Karşı Birliğin bir toplantısında yaşadığı süreci anlattı. Mücadelelerimiz sonucu Dünya Hekimler Birliği, Trans kimliklerin bir hastalık olmadığını kabul ettiyse bu demektir ki daha fazla mücadele edip toplum içinde yaşayıp 'bulaşıcı' olmaya devam edeceğiz' dedi.

 

'Trans Zaten Sanattır'

 

Konuşmasının ardından katılımcıların sorularını yanıtlayan Günther, Almanya'da Transların da tıpkı Türkiye'de olduğu gibi istihdam sorunu yaşadığı ancak sosyal devlet yasalarından faydalanıp hükümetten bir konut ve asgari bir ücret alabildiklerine değindi. Yine seks işçiliği yapan Trans Kadın ve Trans Erkeklere çeşitli danışmanlık hizmetleri verdiklerini belirtti.

 

Günther, Almanya'da transların sadece biyolojik çocuklarını evlat edinebildiklerini ve Transların ailelerine verdikleri danışmanlık hizmetlerinden bahsederek 'Almanya'da bir LGBTİ aileleri topluluğu bulunmamakta. Yine genç LGBTİ'lerin özel bir örgütlenmeleri de yok. Ancak çeşitli çalıştaylar düzenleyerek aileleri ve genç LGBTİ'leri bir araya getirebiliyoruz. Bu şekilde okullarda, sağlık ve hukuk alanlarında neler yapılabileceğine dair çeşitli deneyim paylaşımları yapılıyor. Ve yine tıp alanındaki ihlallere karşı direkt bir müdahalede bulunamasak bile benzer bir mekanizmayı burada da işletiyoruz. Operasyonlar sırasında neler yaşandığını transların kendi aralarında paylaşmasını sağlayarak nereden nasıl daha iyi faydalanabileceklerini öğrenmelerini sağlıyoruz' dedi.

 

Transların Almanya'da sanatsal faaliyetlere katılımı hakkında gelen bir soruya ise 'Kendi yoğunluğumdan dolayı bu alanı çok takip edemiyorum. Ancak Transların kendi bağımsız festival ve şenlikleri oluyor. Bunun dışında ana akım dizilerde genelde katil ya da suçlu rolleri veriliyor. Gerçi son zamanlarda ana akım diziler de biraz daha gerçekçi bir yaklaşımı benimsemek durumunda kalıyor. Ama şunu bilmek gerekir ki Trans zaten bir sanattır' şeklinde cevap verdi.

 

Günther hapishaneler ve mülteciler alanında gelen sorulara ise 'Mülteci alanı henüz kendi içinde çeşitli sıkıntıları olan yeni bir alan. Mülteci yasası da işin içine girince direkt olarak müdahale etmemiz mümkün olmuyor. Sadece ulaşabildiğimiz mültecilerin hormon tedavisi sürecine katkıda bulunabiliyoruz. Yine hapishaneler içinse yapabildiğimiz şey hapishane çalışanlarına ve cezaevi müdürlüklerine yönelik ayrımcılığa karşı uzman eğitimleri vermek oluyor' şeklinde cevap verdi.

 

Söyleşi son olarak Günther'in mahpus olan ve mülteci olan LGBTİ'ler hakkında bilgi vermesiyle sona erdi.

 

Bu etkinlik Avrupa Birliği Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Aracı'nın finansal olarak desteklediği Pembe Hayat ve Kaos GL Derneklerinin yürüttüğü Nefret Etme Projesi kapsamında; Norveç Büyükelçiliği ve Almanya Büyükelçiliği'nin mali katkılarıyla Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği tarafından düzenlenmektedir.

 

Düzenleyen: Ozan Uğur

 

<!--EndFragment-->

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org