Bu sene altıncısı düzenlenen, annemin de dediği gibi dünyada ilkler arasına giren Trans Onur Haftasını atlattık. Onur haftasının sonunu büyük bir yürüyüş ile sonlandırdık. Yürüyüşte dönmeler, ibneler, heterolar, kuirler, draqqueenler bir aradaydık ve seslerimizi, renklerimizi birleştirerek hep bir ağızdan bağırdık: “Susma Haykır Translar Vardır!” Evet, susmadık o gün haykırdık ve gerçekten transların olduğunu o gün bir kez daha herkesin gözüne gözüne soktuk. Çünkü vardık, oradaydık ve biz yürüdük.

 

Konuyu çok uzatmayacağım asıl konuya geleceğim. Yürüyüş iyiydi hatta geçen seneye göre daha kalabalık ve daha coşkuluydu da. Yürüyüşe gelmeyen katılmayan klavye aktivistleri iftarı açar açmaz nefret söylemi üretmeye ve hedef göstermeye başlamakla kalmayıp bir de dinden,Ramazan’dan dem vurdular. Benim inançlı olup olmadığım kimseyi ilgilendirmediği gibi inançlı olan birinin inançlı olması da beni ilgilendirmez. Sorun neymiş efenim benim donumun rengi, kostümümün Ramazan’a uymadığı, ya da donu çıkarıp çıkarmayacağımmış. Bunlar da yetmezmiş gibi bir de kadınlığım sorgulandı, kız valla! İnanmıyorsan bak! Neymiş efenim sakalım varmış, putkam yokmuş. Similyam varmış, titam yokmuş… Daha neler neler. Bunları istesek de istemesek de okuduk, hep beraber okumak zorunda kaldık, BIRAKTILAR.

 

Hiç konuşmadım, dinledim. İyi dinlerim, çok dinlerim. Yaş hiyerarşisine girmeyeceğim ama söz konusu büyüklerim ise daha çok dinlerim. Ama DİNLERİM. Çok büyük ablalarım, ağabeylerim ya da kendisini tanımayan tanımsızlarım çok konuşmadınız mı' Başka bir iş yok muydu taktınız sarı donuma' Kız o don benim, göt benim size ne'  Kime ne' Polis gibisiniz ayol! Hani şu geceleri çarkta arkadaşlarımızı dövenler, saçını kazıtıp sürgüne yollayan polis var ya işte onlar gibisiniz. Eliniz, gözünüz, sözünüz bedenimdeydi o 4 gün. Gerekçeniz de RAMAZAN. Şu kirli ağızlarınızı BEDENİMDEN çekin! Ben bilmiyor muyum nerede yaşadığımı' Ne yaptığımı' Buna kim karışabilir' Onca LGBT, birileri karıştığı için intihar etmedi mi' Bu intiharların hepsi birer cinayet değil mi' Bu cinayetlerin sorumlusu ise o hassasiyetleri olan toplum değil mi' Tıpkı o toplum gibisiniz!

 

Gel gelelim LGBTİ onur yürüyüşüne…

 

Onurumuz için Ankara’dan kalktık İstanbul’a gittik. Ramazan’ı, orucu dinlemeden hem de. Niye dinleyelim ki' Onur dediğin neyi dinler ki. Bir avuç lubunyayla, dönmeyle doluşan 40 kişilik otobüsümüze bindik ve gittik. İstanbul’a öğle sıralarında vardık ve yürüyüşe hazırlanmaya başladık. Makyajlar yapıldı, kostümler giyildi, pankart, slogan derken alana indik. Bu arada dikkatimizi çeken İstiklal Caddesi’nde her sokağın başındaki polis kız kardeşlerimiz oldu. Şaşırdık. Ama onlar da onurları için onur yürüyüşüne destek vermek için kalkanlarını, joplarını, gaz maskelerini, plastik mermilerini haa bir de TOMAlarını getirmişlerdi. Ne ironik değil mi' Onur böyle bir böyle bir şey!

 

Zeki Müren ablamızdan öğrendik biz ‘TOMAlara göğüs geren İşte Benim Zeki Müren’ demeyi. Sonracığıma TOMAyı gören ben dayanır mıyım' Zaten ahlaksızlıkla, erkeklik yaftalamasıyla, öldürülmeyle Trans Onur Yürüyüşünden ötekileştirilen ben, bu sefer daha da gururlu bir şekilde bu defa TOMAya götümü açtım. Geçen hafta açtığım götüm artık bir anlam kazanmalıydı. Ağabeylerimin, ablalarımın beni düşürdüğü o çirkin yerden çekip kurtarmalıydı. Götüm değil miydi hep onlara sebep. Şimdi de TOMAyla imtihanını görmeliydi. Götüme dayanamayan TOMA da ba(ğ)zı ablalarımın, abilerimin nefretlerini kustuğu gibi su sıktı. Ayyy, ne geldiyse yine götümden geldi başıma. Ne göttür ki polislerin hedefine de girdi. Aman siz siz olun götünüze mukayyet olun. Ben 13. Onur yürüyüşünde ben olmaya çalıştım ama hassasiyetleri izin vermedi o çok “namuslu” kişilerin. Devletiyle, polisiyle, çetesiyle peşimize düşenlerin şakşakçıları da götümü ağızlarından düşürmeyecek olsalar da ben ve götüm direnmeye devam edeceğiz.

 

Demhat Aksoy

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org