Hepimizin kabukları vardı kabul edelim, kadınlığını farkeden penislilerimiz, annelerinin rujları ve etekleriyle başladı bu yola. Erkekliğini farkeden vajinalılarımız, babalarının tıraş bıçaklarını gizli gizli yüzüne sürerken yakalandı birilerine. Ben, çekmecenin içinden gizlice tıraş bıçağı ve köpüğü alıp ayna karşısına koşardım. Okula dilekçe yazmıştım etek giymemek için. Kafamızda kadın ve erkek rolleri vardı. O kalıplara sığmaya çalışırken ruhumuzun bedenimize dar geldiğini farkettik. Büyüdük, birbirimizi bulduk. Bir mücadelenin ucundan tuttuk. Kadınlığın ve erkekliğin organlardan bağımsızlığını, kılların belirleyici unsur olmadığını anladık. Estetik algısının bize dayattığı şeylerin reddedilebilirliğini öğrendik. Birbirimizden cesaret aldık. Aynı şekilde etek giymek isteyen trans kadınların, bir eyleme topuklularıyla gelmesine sevindik. Kimliğini kabullenişi ya da topluma "ben böyleyim" deme şeklini alkışladık. Meme ve putka ameliyatı olsak da bir gün saçlarımızın dökülmesiyle kelliğin erkekliğe değil insana ait olduğunu anladık. Biz güzel ve çirkin kelimesinin içini ruhlarımızla doldurduk. Bedenin oyun hamuru olduğunu zannedip, kalıplarımıza soktuk. Hepimiz birbirimizden öğrendik aslında ne olduğumuzu. 

Sikini öyle güzel kullanan kadınlarla tanıştık ki, yıllarca boşuna kanatmışız yanaklarımızı kör bıçaklarla dedik. Ha demiyorum ki ameliyat olmak gereksiz, beden değişmeden varlığımızı kabul edebiliriz. Aynaya baktığımızda gülebildiğimiz her halimiz bizim ihtiyacımız olan bedendir. Bu mücadeleyi, toplumu cinsiyetsizleştirmek ve özgürleştirmek adına veriyorsak, içimizdeki cinsiyet algısını öldürmemiz gerekiyor. İnsanlara yüklediğimiz sıfatlar ağırlaşıyor. Yüzüne travesti diye bağırmak bizim sınırlarımız içerisinde hakaret olmasa da sokakta duyduğu travestiyi hatırlatıyor ona. Biz hadım dediğimizde, geri dönüşü olmayan bir ameliyat sonrasının sızısını yineliyoruz sadece. Hepimizin zaafları var. Kimimiz burnunu sevmiyor kimimiz cinsel organını. Bu kadar basitleştirmek, geçmişimize saygısızlık mı olur bilemiyorum. 

Bizler dilediğimiz kimlikleri alabilmek için psikiyatrlara yalanlar söylüyoruz. Olmak istemediğimiz ameliyatlara koşuyoruz. Üzerimizde kurulan baskıya boyun eğmek zorunda kalıyoruz. Mavi/pembe kimlikli ve vajinalı/penisli olma isteğimizi devlete anlatamıyoruz. Kadınlığın ya da erkekliğin bize dayatılmış halini bir lokmada yutmaya çalışıyoruz. Ameliyatlar için gün sayan, özgürlüğüme kavuşacağım diyenlerimiz de var. Çünkü herkesin özgürlüğü, kendini sevme şekliyle geliyor. Hepimiz istediğimiz kadar yük almalıyken, fazlasıyla yüzleşiyoruz. Yükümüzün taşınmasına hep birlikte yardım edersek, daha hızlı koşabiliriz finale. 

Bizim mücadelemizin finali, cinsiyetsiz toplumda, şiddet korkusu olmadan, istihdam sıkıntısı çekmeden, görünürlük problemini ortadan kaldırarak nefes aldığımız gün geliyor.

Yeni yeni kendini keşfedenlerimiz var,  onlara ameliyatların ve sonuçlarının en sağlıklısı için doğru bilgiler vermek bizim görevimiz olabilir. Korunarak sevişmeyi öğretmek gibi. Doğru bilgileri verirken, doğru kelimeleri seçmeliyiz. Kimimiz alınmazken kimimizin dikişleri patlayabilir. 

Hayatımız boyunca neredeyse herkes kolumuzdan tutup bizi hayatının dışına koydu. Biz aynı mücadeleye farklı kollardan koşuyoruz. Hadi artık, arınalım şu kibrimizden, prim yapma isteğimizden, sokakların sahibi olma arzumuzdan, para hırsımızdan. Hadi artık sıkıştıralım şu ayrımcılığı, sökelim yüreğini yerinden. Sözlerimizin ağırlığını tartalım, insan haklarını cidden savunalım.

Jezim Anwar

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org