Translıkla alakalı herkesin kendine göre bir anlatısı var. Hızlı bir şekilde ben de kendi anlatımımı aktaracağım.

Tekrar diyorum; bence, biyolojik olarak doğduğumuz cinsel organlarımızı değiştirmek çok zor. Değişse bile geçiş yapılan organın aynısı olması çok zor. Hatta imkansız. Bunun da herkes farkında.

Tıp gelişmiş, eyvallah.

Bacağımın arası beni kadın ya da erkek yapmaz bu meşakkatli geçişte. Ameliyat olmayı tercih etmiş olanlarımız var. Burada bir sorun yok. Zaten, ben burada da değilim. Translığı kafama oturtmuşum ben. Bu işlerin çükle, amla değişmesi imkansız gibi görünüyor bende.

Ameliyat olan arkadaşlarımın tek tek isimlerini zikretmem etik olmaz. Benim jenerasyonum ve bir üst jenerasyonum translar gittiler ve ameliyat masalarına yattılar. Özal döneminin ürettiği trans algısı bu idi zira. Transeksüel olmak bu ameliyatları yaptırmakla eş değerdi. Özal dönemi trans kadınlara kadın olmayı böyle algılatmıştı. Adeta bir furya, bir moda gibi ameliyat olma yarışına girdi insanlar.

Ameliyattan sonra yapılan vajinaların belki de %60’ı tıkanır. Trans camiasında biz buna “duvar” deriz. Trans kadınların büyük bir bölümü duvardır ve hadımlıkları tam da burada başlar.

Kızmayın! Ne olur… Çünkü Kral Çıplak…

Tanıdığım ameliyatlı trans arkadaşlarımın bir bölümü vajinalarından sıçtılar. Diğer bir bölümü ise vajinalarından osurur haldeler. Büyük bir bölümü ise çişlerini tutamıyorlar. Şimdi bu yazıyı okuyanlar şu ya da bu kişiden bahsediyor diyorlardır. Tanıyanların bir kısmı ise zaten bu arkadaşlarımın bazılarının bir ya da iki yılda bir kapanan vajinalarını açtırmak için tekrar ameliyat masasına yattıklarını bilirler.

Bu kasap ameliyatlarını geçiren transların bir bölümün ne yazık ki vajinaları dağıldı. Ve tekrar gidip duvar yaptırdılar. Bazı arkadaşlarım ise bu bir dizi ameliyatlar sonucu yaşamlarını yitirdi. Geri kalanı ise psikolojik travmalarını ve depresyonlarını atlatamaz haldeler.

Ne yazıktır ki başarılı denilen vajinalar da ticari anlamda para getirebilen vajinalar oldu. Duygu, haz, boşalma konularına hiç girmeyeceğim. Zira bunlar insan hayatının kalitesini belirleyen unsurlardan da. 

Tarih tekerrürden ibarettir. Özal döneminin kadınları bunları yaşadılar. Şimdi Tayyip döneminin erkekleri tıpkı trans kadınlar gibi bir bir kendilerini göstermeye başladılar. Aynı kara kader trans erkekleri de vurur halde.

Eskiden kızlarda o kasap doktorlarıyla ilişkilenmeyi becerebilmişlerse, yanlarına 3 kız daha koyup ameliyata götürürlerdi. Bu onlara bedava ameliyat fırsatı sunardı. Bugün hala o eski kasaplar benzer tekliflerle akıl çelmeye devam eder haldeler. İsim vermek bize düşmez belki ama İzmir’deki o meşhur kasap hala bana dahi bedava meme ameliyatı teklif edebiliyor. Çünkü bu işler için ona çok fazla trans kadın götürmüşümdür. Maalesef kadın translar o kasabı iyi bulurlar.

Sistemde sanki hiçbir şey değişmedi de orta sınıf, beyaz, Sünni, Türk ve üniversite mezunu erkek transların kendi erk alanını yaratmasıyla tüm bu denklemler yeniden üretildi. Erkek translarda bu birkaç ameliyata bedava ya da indirimli ameliyat fırsatı süreci başka bir halde kendini var eder oldu. Kapitalizmin getirdiği yeni sağlık sistemi tüm bu kirliliği kılıfına uyduran bir kurumsallığı araladı.

Kadın transların başına gelenler, maalesef, erkek translara da sirayet etti. Bu acı ve kaotik dönüşüm de beni erkek translara dair bir şeyleri söylemeye mecbur kıldı. Tabi ki benim her kelamımdan bir çıkar ilişkisi sistemi daha sarsılır oluyor. Bu durum benim dilimde ve kaderimde var. Olsun!

Trans erkek kardeşlerimi ameliyata zorlayan ve onu cazip şekle getiren, kadınlığı ve erkekliği vajina ve penis olarak algılatan, sürekli sistemin diliyle madde 40’tan bahseden sizler hala bu Hipokrat ve psikopat kasaplara bedenimizi teslim etmemizi nasıl bekleyebiliyorsunuz'

Falloplasti denilen penis yapma ameliyatlarına nerede ve ne şekilde en “kaliteli” ulaşılabileceği anlatılırken; yaşanmışlıklar ve anlatılan hikayeler görünmez kılınıyor. Bunu yaparken de kimin ne kadar konunun “öznesi” olduğu diktası ile acizce hareket ediliyor. Benim karşılaştığım trans erkek hikayeleri hiç de peri masalı değil. Bazı yaşananlar kanımı dondurdu diyebilirim. Ameliyat sonrası kangren olup düşen penisler mi dersiniz, düştükten sonra vajina deliğinin tahribatı mı dersiniz; yoksa yarattığı psikolojik travmalarla cinselliği biten, ve hatta intihara sürüklenenler mi. Penislerini bir boyunlukla taşımak zorunda bırakılan insanlar gördüm.

Biraz daha pis düşünecek olsam, diyebilirim ki bu doktorlardan nemalanıyorsunuz. Ama ben kötü düşünceli bir kadın olmadığım için, böyle bir şeyin olamayacağını kabul ederek hareket edebiliyorum Allah’tan.

Transfobiyi asıl benim ürettiğimi iddia edenlere de bir sözüm var. Transfobinin Allah’ı bu organlar üzerinden “trans” dayatması yapanlarca üretilmiyor mu'

Trans algısını yeniden oturup düşünmek; beden denilen zorbayı tekrar sorgulamak ve tüm biriktirdiğimiz külliyatı delik deşik edebilmek gerekiyor.

Üzgünüm, ama Kral Çıplak!

Tüm bu sitemlerim, ikazlarım, serzenişim ve kaygılarım elbette ki inşa ettikleri bedenlerinden mutlu, sorunsuz yaşayan kader arkadaşlarımı da tenzih ederek bu satırlara döküldü.

Gani Met

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org