Biyolojik cinsiyete inanmak, ataerkinin kendisidir. Zaten ataerki denilen kavram varlığını kültürel kodlarla yansıtır. Kandırmak için kavını atar. Bukalemunun attığı gibi. Şiddet ve şantaj bu iki "ş" ataerkinin yuvalarıdır. Kendisi de kartaldır ve çevresindeki kuşlara göz dağı vererek hükümranlığını sabitler. En başta ben varım, en başta ben olmalıyım, dünyanın bütün övgüleri benim üstüne olmalı, bütün hikayelerin bir karakteri beni işlemeli, birilerini eleştirmek sadece bana haiz olmalı der ve ataerkini yansıtır. Erktir o, ataların erkidir.

Latince isimlerin payandasındaki biyoloji bizi karşılayamaz, hastalandığımızda farmakoloji bilimini bize işaret eden, cinsiyete dişi-eril kliğinden bakanlar bizim derdimizden anlayamaz. Cinsiyetin hormonlara tabii olduğunu söylerler, bunlara bir balans ayarı çekilirse kafalarındaki cinsiyet hizalarına denk düşecek yere geleceğimizi ifade ederler. 

Cinsiyete biyolojik ölçüden bakan kimileri “hasta bunlar derhal düzeltin” derler yardakçılarına. Bunlar, bizim toplumumuzda olmamalıdır diye emir verir, “Führer”giller. Üst insana uymadı mı, sabun olun fermanını yazarlar. Buyruğunu yerine getirmeyenler de sabun olurlar. Onu örnek alanlar, bizleri her gün ve her gün yıkamak, yıkanmak için kullanırlar. Bizler kirleri düzeltiriz, kendimizi düzeltemediğimiz için(!) 

Facebook'un erkek- kadın hanesine baktığı gibi cinsiyete bakanlar, bakılanları bu ikiliğin olmadığı bir dünyaya iterler, ne o’sun, ne bu’sun. Ait olmayan bir dünyanın ferdisin. Sen cezalısın, sen de ondan olmadığı için. 

Orada aradığını bulamayanlar, mağdur olduğu zaman yasal yerlerde haklarını ararlar. Ama bu sefer de "adamına göre ideolojiden olan özgürlükçüler", "vay vay vay yasalcı bunlar, devletçi bunlar" yaftasını rozet olarak yakana yapıştırırlar. Aitsiz bir dünyanın, cinsiyetsiz bir vatandaşısın. Hatta, Jean Jacque Rousseau’yu hatırlayıp bunu ele alırsak vatandaş bile değilsin. Vatansızsın! Üstüne üstlük cinsiyetsizsin. Hiçbir tanımın içine oturamadığın için de aitsizsin. Hiçliğin yandan çarklı yürüdüğü, bilinmeyen bir öznesin.


Oya Özgün Hazan

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org