444Sanıyorum homoseksüelliğin tarihinin yazılması bir derece anlaşılır bir durum. Özellikle 'homoseksüellik hep var mıydı ki, amaaan her gün de bir dalga çıkartıyorlar!' zihniyetine sahip vatandaşlarımızın, ufak bir Google araştırmasıyla yeterli bilgiye ulaşmaları pek zor olmasa gerek. Buna karşılık Türkiye'de bir türlü bitmek bilmeyen ' erkek erkeğe bu iş yapılır mı' veyahut ' Ulan bizim Mehmet yumuşakmış oğlum uzak duralım maazallah sonra bize de kaymasın ' algısının Türkiye'de acaba ne zaman, nasıl ve ne şekilde başladığı konusun

da elde avuçta neredeyse hiç veri bulunamamaktadır. 'Ülkede sorun bitti de bir bu mu kaldı'' diye düşünmeden güncel gazetelerden okuyup öğrenemeyeceğimiz  'atalarımızla homoseksüellik' konulu yazıya 4.5 dakikamızı ayırıp, yazıyı bir okuyalım.

Bildiğimiz, geçirdiğimiz, son yüzyılımız olan 20.yy a baktığımızda homofobiyi tüm ruhumuzla içselleştirdiğimiz ve ayan beyan, gururla, nasıl da 'erkek!' olduğumuzu çevremize kanıtlamakla geçirdiğimiz aşikâr. Erkeklik olgusuna 'anahtar deliğe girdikçe penis vajinasını buldukça' mantığıyla yaklaşıyoruz. Oysaki gerek vatandaşlarımız gerekse devletimiz,  azıcık ucundan tipik bir Osmanlı erkeğinin hususi hayatını tanısalar, MEB tarih kitaplarının ötesine geçebilseler, ağızlarından pıtır pıtır dökülen 'homofobik söylemler' engin göklere uçup, derinliklerde kaybolacak. Zira Osmanlı Devletinde bir erkeğin bir erkekle birlikteliği pek değerli görülürdü. Örneğin Divan edebiyatında dile getirilen ulvi aşkların çoğu, bir erkeğin diğerine duyduğu aşktan başka bir şey değildi.  Aşkın yanı sıra meşk'i konuşacak olursak, savaş zamanı kullanılan devşirme iç oğlanlar ve hamamlardaki gözde oğlanlar, yani ' tellaklar' ilk başta incelememiz gereken üç başlığı oluşturmaktadır.

KADINA DEĞER VERİLMEYEN BİR ORTAMDA, ADAM VARKEN KİM NEDEN KADINI SEVSİN Kİ'

Türk Tarihinde Atatürk'ün yapmış olduğu inkılaplara değin kadına biçilen değer 'anne' olmaktan öteye geçmiyordu(biraz iddialı olsa dahi aksini kanıtlamak sanıyorum pek mümkün değil). Bu zamana değin, erkek kadından üstündü. Dolayısıyla kendisi gibi üstün olan bir hemcinsini sevmeyi tercih ediyordu. Zira kendisinden aşağı birine hissi duygular beslemek, aşkın ancak seviyesini düşürecek bir hareket olurdu. Bir insanın kendisine layık hemcinsini sevmesinden daha doğal ne olabilirdi' Osmanlı Döneminde yazılmış olan şiirlere baktığımız zaman sanıyorum bu aşkı betimleyen onlarca şiirden bu durum görülebilir.

Meydânı ruhi yarda oynar iken dil

Hattı erişip dedi bunun bitti sakalı

Veren ruhuna zîb ü bahâ hâl ü hatındır

K'onlardır eden hüsn metâını bahâlı.         

Sevgilinin yanak meydanında dil oynarken,

Ayva tüyleri büyüyüp dedi bunun sakalı çıktı.

Yanağını süsleyen ben ve tüylerindi

Senin güzel malını değerli kılan onlardı.

Mesihi'nin yazmış olduğu bu satırlarda, divan şiirinde erkek erkeğe aşkın, sevgiliyi betimlemenin bir örneğini görmekteyiz. 'Şiir edebidir, kim bilebilir böyle şeylerin yaşandığını kardeşim ben tatmin olmadım' denilebilir. Bu sebeple yine aynı döneme ait hamam hayatına göz atmakta yarar var.

O zamanların hamamlarında, erkekler hamamında, erkekleri yıkama görevini üstlenen tellaklar bulunmaktaydı. Osmanlı arşivlerinde bulunan ve her nedense adını pek duymadığımız, 1687'de derviş İsmail tarafından yazılmış 'Dellakname-i Dilkusa' İstanbul'daki hamamlarda çalışan tellakları anlatır. Tellakların, yani tüyleri yeni yeni çıkmaya başlamış genç erkeklerin, hamamlarda resmen erkek seks işçiliği yaptığını anlatır. Bu kayıtlar içinde, tellakların hangi hizmetler karşılığında ne kadar para aldığı, hangi tellağın müşteriyi kaç kere orgazma ulaştırabileceği ve hangi tellağın güzellik sıralamasında kaçıncı sırada olduğu dahi yer almaktadır.

Temaşa eyledim hammâmı herkes âlem üstünde

O denlü girme çıkma var ki âdem âdem üstünde.'

Hamamı seyrettim herkes âlem yapmakta

O denli girme çıkma var ki adam adam üstünde!

Veysî'nin 'Dellakname-i Dilkusa' öncesinde yazmış olduğu bu satırlarda hamamlara olan büyük talebi de görmek mümkün.

Son olarak, 'Osmanlı halkında erkek meraklıları vardı ama bizim padişah babalarımıza baksak böyle şeyler görmeyeceğiz' diyen, 'Osmanlı Torunu' olmakla övünen, eslah-i nafize kılıçları, Osmanlı armasını facebook profil resmi yapan yağız delikanlı gençliğimizi sükut-ı hayale uğratacağım. Zira Osmanlı'da, özellikle savaş zamanlarında Padişahların gözdesi haline gelen ve başta padişahlar olmak üzere Osmanlı hanedanlığında cinsel tatmin amacıyla kullanılan ' iç oğlanlar' var idi. Savaşa hatun götürülemezdi. Devşirme olarak yetişmiş lâkin gerek sarayda gerekse askeri alanda yetkin olamayacağı öngörülen oğlanlar, Padişahların hususi cinsel münasebetlerinden sorumlu kişi olarak görevlendiriliyorlardı. Dolayısıyla fetih yapmaya çıkmış her padişahın mutlaka hemcinsiyle cinsel ilişkisi oluyordu.  Kısacası, Osmanlı halkında sıradan bir insandan tutun, Padişaha kadar birçok erkek diğer erkeklerle cinsel temasta bulunmaktaydı. Bu durumda günümüzdeki gibi ne aşağılanıp saklı kapılar ardında yaşanıyor, ne de gurur duyulması gereken bir olay olarak görülüyordu. Bir padişah için dahi, bir erkekle cinsellik yaşamak sıkıntı verici bir durum değildi. Nitekim erkeği erkek yapan onun bir kadınla sevişmesi olarak görülmemiştir çağlar boyunca.

İşte tam da bu sebeple, başka insanlara karşı bilmeden, fikirlerimizi akıl ve bilgi süzgecinden geçirmeden dillendirmemeliyiz. Homoseksüellik, özellikle de erkekler arasındaki duygusal ve cinsel münasebet Osmanlı'dan hatta çok çok öncesinden antik Roma zamanından bu yana hep vardı ki var olmaya da devam edecektir. Tarihi, siyasi tarihi bilmekten öteye geçirebilirsek, bunu gerçekten başarabilirsek, inanıyorum tepkili olduğumuz birçok tabu daha kolay yıkılacaktır. Göğsümüzü kabartarak anlattığımız olaylardan belki o kadar övünç duymamamız gerektiğini anlayacak, şu an utandığımız, konuşamadığımız konuların aslında en rahat konuşulması gerekenler olduğunun farkına varacağız.

Tarihi bilip, ona takılı kalmamamız ümidiyle'

Duygu Seyman

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org