Haziran’ın on beşi yağmurlu bir İstanbul gecesi. Turgut Uyar’ın
şu dizelerini okuyorum kendi kendime.
‘’Ve bizim bir haziranımız
Bir yıl kadar yetecektir dünyaya
Çünkü yoğun ve ateşle yaşanmış
Çünkü ellerimiz, başımız ve kanımız
Hayasız pençelerini kokuyla gizleyen
Bir olgu olmayacaktır sana
Ölülerimiz toplanacaktır?’’
Camdan kafamı uzatıyorum. Havayı içime çekiyorum. Tekrar tekrar çekiyorum. ‘’Nefes’’. Nefes o  kadar önemli ki. Bundan 7 yıl önce tam da şimdiki evimin sokağında gazlar arasında sıkışıp kalışım. Nefes alamayışım. Soluk soluğa koşuşturmamız sokaklarda. Gazlar arasında. Çığlık çığlığa. ‘’Ethem Sarısülük  ölümsüzdür’’ sloganının yükselişi.
Ankara'da düzenlenen eylemlerde polisin açtığı ateş sonucu başından ağır yaralanan Ethem Sarısülük'ün beyin ölümü bir veya iki gün önce gerçekleştmişti. Hiç beklemediğimiz bir anda gezi parkına girilmiş, boşaltılmıştı. Öfkeliydik. TOMA’lardan ilaçlı su sıkılıyor (içine biber gazı karıştırılmış) biber gazı atılıyor, akreplerden plastik mermi yağıyor, eli sopalı sivil polisler ara sokaklarda yakaladığına girişiyordu. Üzerimize gaz atıldıkça, ilaçlı su sıkıldıkça daha çok bağırıyorduk. Sloganlara ’’Nefes alamıyorum’’ çığlıkları karışıyordu. Başbakanın dediği gibi ‘’polis destan yazmıştı’’. Bizim içinse ‘’bu daha bir başlangıçtı’’.
Uzun süre topraktan o gaz kokusunun çıkmadığını anımsıyorum. Beyoğlu’nun her köşesinde aynı koku vardı. Aynı duygu.
 
Bana gecenin üçünde bu olayı anımsatan elbette ki  George Floyd’un  Minneapolis’te bir polis tarafından öldürülmesinin ardından çıkan olaylardı ve aylardan Hazirandı. ‘’Bizim Haziranımız’.
 
Hepimizin bildiği üzere, Amerika/Minneapolis’te 46 yaşındaki George Floyd adlı siyahi bir vatandaş, polis memuru Derek Chauvi tarafından yüz üstü yatırılarak diziyle boynuna bastırılıp,  nefessiz kalarak sokak ortasında öldürüldü. Floyd canhıraş bir şekilde “Nefes alamıyorum” demesine ve etraftaki insanların nefes alamadığını polislere haykırmasına rağmen  yine de Chauvi dizini Floyd’un boynundan çekmemişti dizini. Geriye George Floyd’un “Nefes alamıyorum” sözleri, bacaklar arasındaki cansız bedeni kaldı ve çığ gibi büyüyen bir isyan.
 
Gezi Direnişi ile George Floyd’un katledilmesi üzerine çıkan ayaklanmanın benzerlikleri ve duygusu çok belirgin benim için. Her coğrafyanın yazgısını o ülkenin Muktedirleri yazıyor çünkü. Kendinden olmayan her şeyi ötekileştiriyor. Olaylar, Ülkeler, kişiler, tarihler değişse de bu hep böyle. Amerika’nın siyahi ötekisi George Floyd’un ‘’nefes alamıyorum’’ çığlığıyla, Türkiye’nin  ‘’çapulcu’’ ötekisi Ali İsmail Korkmaz’ın ‘’vurmayın öldüm’’ çığlığı arasında bir fark yok elbette. 269 gün hayata tutunmaya çalışan Berkin Elvan’la fark olmadığı gibi. 8 saat 46 saniye bir canı nefessiz bırakan da 269 gün küçücük bir çocuğu komada bırakıp nefesini çalanın da müsebbibi aynı düzen. Faili belli. 
 
İki ay önce öldürülmedi mi 17 yaşındaki Ali El Hemdan?  Polis F.K. tarafından. 17 yaşında sokağa çıkmanın yasak ama 17 yaşında bir çocuğu kalbinden vurmanın serbest olduğu bu ülkede. Suriyeli Ali bu ülkenin siyahisi değil miydi sanki? Şimdi satır satır faşizmi kınayanların o zamanki sessizliğine, sözlerinin içlerinin kuyusuna hapsedilmesine tanıklık etmedik mi?
 
George Floyd’un da ‘’Nefes alamıyorum’’ dışında ‘’anne’’ olmuştu diğer bir sözü. Ali El Hamdan  ‘’yandım anam’’ diye bağırmamış mıydı kalbine kurşun saplanırken ?  Halise Aksoy’a kargoyla yollanmamış mıydı evladının naaşı? Bir anneye evladının naaşını kargoyla göndermek nasıl bir şey? Beyoğlu karakolunda polis silahından çıkan kurşunla ölen Festus Okey ne diye feryat etti acaba? “Anne’’ diye bağırmadı mı?
Dağda çobanlık yaparken Havan mermisiyle vücudu parçalanan 12 yaşındaki Ceylan Önkol’un annesi toplamadı mı kızının dağılmış et parçalarını? Gece Klüplerinde çalınan bir Sezen Aksu ve Tarkan düetinde geçen sözler  dışında (Sezen Aksu’nun yazdığı) duyduk mu annesinin feryadını?
 
‘’Gözlerime astılar seni
Ceylanım kör oldum ben
Ne havan topu ne mermi
Senle vuruldum ben’’
 
Sezen Aksu ve Tarkan, bu şarkıyla kimsenin umursamadığı, yıllar önce ölmüş ve hatırlatanı olmayan bir Kürt çocuğunun ölümü yeniden herkese hatırlatmaya çalışmışlardı. Ceylan’ı. Bir yaz hiti düzenlemesiyle. Bir yanımız “yaz hiti” olabilecek bir pop şarkı diğer yanımız havan mermisiyle öldürülmüş bir çocuğun ölümüne yakılmış bir ağıt.
Ötesi Kamu vicdanı.
Ama biliyorum ki; bir şekilde sesi olmuşlardı geride bıraktığı ailesinin. Belki de nefesi.
‘’Benim ülkemde yapılan her şey mübah’’ dememişlerdi.
Baba akım medyada ölüsü yayınlanmayan kızın şarkısı çalıyor, yazıyordu en azından.
 
Yayınlanmayan, sahiplenilmeyen başka ölüler de vardı elbette.
 
Avrupa merkezli kuruluş Trans Europe'un verilerine göre Türkiye Avrupa'da en çok trans cinayetinin işlendiği ülke mesela. Bunlardan bir de Hande Kader. Onu Hatırlayanlar vardır belki aranızda.
 
2015 yılı, Polis LGBTİ'nin her yıl Taksim'de düzenlediği Onur Yürüyüşü'ne yine  izin vermemiş, tazyikli su, plastik mermi ve biber gazı ile kalabalığı dağıtmaya çalışmıştı. Bütün bunlara rağmen Hande Kader "dağılmamış" ve inatla polislerin karşısına dikilmişti. Onu çeken gazetecilere  "Çekiyorsunuz ama yayınlamıyorsunuz, sesimizi kimse duymuyor." demişti. Eceliyle ölen trans sayısı çok az. Neredeyse hiç yok. Hande’de eceliyle ölmemişti maalesef. Yakılarak öldürülmüştü. Söylediği gibi sesini kimse duymamıştı yine. Dirisini rahat bırakmayanlar, saygı göstermeyenler ölüsüne sahip çıkar mıydı.
Zalimce, işkence içeren cinayetlere tepki gösteren kamuoyu bir insan yakılarak öldürülürken tepki göstermemişti. Ne basında yer bulmuştu, ne de yeterince tepki toplamıştı.
 
Trans Europe raporunun ilk cümlesinde şöyle yazıyor. ”Dünyada translar için güvenli bir ülke yok." Buna örnek; 
George Floyd ‘’nefes alamıyorum’’ ‘’Siyah hayat önemlidir’’ eyleminin yoğunlaştığı bölgelerden Minnesota'da, trans kadın Iyanna Dior, 30 kişilik erkek grubun saldırısına uğramış mesela. Eylem için gittiği yerde. 30 erkeğin saldırısına uğrayan kadın nefes alabilmiş miydi acaba?
 
‘’Nefes alamıyorum.’’
‘’Ben de.’’
 
Gezi Direnişine yeniden dönecek olursam o  sırasında beni çok etkileyen bir durumdan bahsetmek isterim. Buradaki direniş sırasında Brezilya’da da bir direniş başlamıştı. Toplu taşıma zammı nedeniyle. Sao Paolo Belediye Başkanı seçim sürecinde ‘’Sao Paulo’da aşk vardır” sloganını kullanıyor. Eylemler sırasındaki atılan “Aşk bitti” sloganı bir süre sonra “Aşk bitti. Burası artık Türkiye!”ye evriliyor. Çok etkilenmiştim. “Nefes alamıyorum” hareketinin de  zamanla toplumsal durumun bir isyan, bir karşı duruşuna evrileceğini düşünüyorum. Buna şunu da eklemek gerek ‘’Ben de.’’
 
‘’Aşk bitti burası her yer’’
 
Dünyanın neresinde olursanız olun, diliniz, ırkınız, dininiz, cinsiyetiniz, yöneliminiz ne olursa olsun; yaşadığınız yerde faşizm varsa, baskı varsa, özgürlükler kısıtlanıyorsa, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılık varsa, sosyal eşitsizlik varsa, adaletsizlik varsa nefes alamıyorsunuz.
Ne yapmamız gerektiğinin, nerede yaşadığımızın, yaşadığımız topraklarda da neler olduğunun farkında olmak gerek. George Floyd’un boğazına diziyle basan polis memuru bir hayatı söndürürken evrensel bir isyanı başlatmış oldu. Belki bir farkındalığı da. Ortak bir dili de yaratacak.
 
Herhangi bir ayrımcılığa veya şiddete şahit olduğunuzda veya yaşadığınızda,
Haksızlığa uğradığınızda veya tanık olduğunuzda
Sırf Trans olduğunuz  için yolunuzdan alı konulduğunuzda,
Giyiminizden, davranışınızdan, dilinizden, renginizden, ırkınızdan kaynaklı size olumsuzluk yaşatıldığında hemen çığlık atın ‘’Nefes Alamıyorum’’ diye. Dünyanın her yerinden duyulacaktır sesiniz.
 
‘’Ve sonsuz sevinç taşıyan bir çığlıktır
Bir suyun bir başka suya karışması’’
 

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org