Yıl 1986. Arabesk müziğin TRT’de yasak olduğu yıllar. Bergen ilk defa televizyon ekranına konuk oluyor. Takım elbisesiyle programı açan kır saçlı adam, ağlak bir tonla Dede Efendi’lerden bahsedip Bergen’in sahne aldığı gece klübüne giriyor. Bergen bembeyaz elbisesi ve yüzüne düşmüş sarı saçlarıyla ‘’Acıların Kadınını’’ söylüyor.
 
‘’Yıllar yılı dert yolunda
Ne ilk ne de sonuncuyum
Kahrediyor hayat beni
Acıların kadınıyım’’
 
Sonra başlıyor röportaj: ‘’Sizi biz arabesk sanatçısı olarak biliyoruz. Arabesk musikisi hakkında ne düşünüyorsunuz?’’ diyor. Şiirsel, devlet kurallı türkçesi ve tonuyla. ‘’Severek ve duyarak okuyorum’’ diyor Bergen.
 
‘’Niçin?’’ diyor adam. ‘’Yaşadığım acılar, kişisel problemlerim’’ diyor Bergen. Yüzünde hem anlattıklarından hem sorulardan hem de adamdan sıkılmış ve  dalga geçen bir ifadeyle. ‘’Acılarınız nedir?’’ diye soramıyor tabi adam. ‘’Gözünüze ne oldu?’’, ‘’Neden Devletin ekranlarında yasaksınız?’’?soramıyor. Adam yok olan Türk musikisine ağlıyor, Bergen giden gençliğine. 
 
 14 Ağustos 1989'u 15 Ağustos'a bağlayan gece Adana Pozantı'da ayrıldığı eşi tarafından kurşunlanarak öldürülüyor. Bergen bir de o zaman çıkıyor Devletin kanalına.  Katili 7 ay hapis  kaldıktan sonra serbest bırakılıyor. Geriye Bergen’in şarkısından şu sözler kalıyor:
 
‘’Tanrım Kötü Kullarını
Sen Affetsen Ben Affetmem
Bütün Zalim Olanları
Sen Affetsen Ben Affetmem’’
Bu çığlık hepimiz için bir isyan şarkısı oluyor.
 
O yıllarda  biri daha daha var. Yalnızca devletin televizyonuna çıkması yasak değil; Türkiye’de hiçbir mekanda sahne alamıyor. Üstelik sanat hayatına Itri Mustafa Efendi, Dede efendi okuyarak başlamış biri. Türk müziği bilgisiyle Devletin en ali tepesindekileri gömecek , sesiyle de dövecek biri.  Bülent Ersoy, 1980 yılının Ağustos ayında, 12 Eylül’ün hemen öncesinde sahne aldığı İzmir Fuarı’nda göğüslerini açıyor. Bunun üzerine hakkında soruşturma açılıyor ve bir hakime hakaret etmesinin ardından tutuklanarak cezaevine konuluyor. Hemen ardından yasaklı dönemleri başlıyor. Türkiye o yıllarda cinsiyet değişikliğini tanınmadığı için ameliyat olmasına rağmen kadın kimliği verilmiyor.  Hukuken erkek olarak tanımlanıp, gazinolarda ancak erkek kıyafetiyle sahne alabileceğine karar veriliyor. Çünkü 12 Eylül darbesiyle ‘’travesti ve transseksüel’’ sanatçıların sahne alması yasak. İntiharlara sürükleniyor.  Sürgün bir hayata mahkum ediliyor. Kendi deyimiyle ‘’oturduğu koltuklar çöküyor’’. Yasaklar nedeniyle sahne alamayan Bülent Ersoy çok sevdiği ülkesini terketmek zorunda kalıyor. Geçinmek için sinemayı kullanıyor. Şarkılarıyla plaklarda ve filmlerde hayat bulup, insanlara ulaşmaya çalışıyor. Şarkıları giderek isyana dönüşüyor.’’İtirazım var’’ şarkısıyla bu belanın içinde olan bir çok kişinin sesi oluyor:                                                                                                                             
’’Benim şu dertlere ne borcum var ki
Tuttu yakamı bırakmıyor
Benim mutlulukla ne zorum var ki
Bana cehennemi aratmıyor’’
 Bu dünyada insanlara cehennemi aratmayanların yüzüne vurulan bir kırbaç gibi şaklıyor bu şarkı. Bir çok şarkısı gibi. 1988’de onun öncülüğünde çıkan kanunla kimliğine kavuşuyor. Sevdiği topraklara geri dönüyor.
 
İzzet Çapa’ya verdiği Röportajdan  alıntı:
‘’Bir insanın hürriyetinden önemli ne olabilir? Benim hakkımı kim arayacak? Ömrümden giden 8 senemi geri verebilecekler mi? Gençliğimin en güzel yılları öyle gitti. Oturduğum koltuk çöktü, daha ne olsun kardeşim daha ne olsun? Bak sinirlendim şimdi?
Peki Kenan Evren adı geçince şimdi ne hissediyorsunuz?
Ona hakkımı helal etmiyorum! Bir şeyin hesabını vereceksem onu ben yukarıdaki en büyük yönetmene vereceğim . Sen kim oluyorsun da hiçbir kanun hükmünde varolmayan bir cezaya bana kesiyorsun? Yok böyle bir şey. Allah geçinden versin, öldüğü zaman bile hakkımı helal etmeyeceğim?
Geçenlerde televizyonda gördüm, şu yargılanma sürecinde. Bitkin bir hali vardı?
Ben de gördüm? Önce üzüldüm. Sonra dedim ki içimden, “Sekiz sene oturduğun koltuk çöktü, aynı yere oturmaktan. O sana acıdı mı?” Yukarıdaki büyük yönetmenin terazisi hiç şaşmaz İzzet Beyciğim. Şuna inanıyorum ‘cennet ve cehennemden önce burada yargılayacaklar!’ Bu hesap verilecek, ya verecek, ya verecek !
Ona Cehennemi yaşatanlara yine de üzülüyor Bülent Ersoy?
 
‘’Bir elimde cımbız bir elimde ayna
Umurumda mı ki bu dünya
Her gün başka bir alemde
Her gün başka bir gönülde
Günümü gün ediyorum sefam olsun oh oh
Hayatımı yaşıyorum yaşıyorum oh oh?’’
Yıllar sonra çıkmış ’’Sefam Olsun’’ şarkısı bu mücadeleyi kazanmış herkesin marşı haline dönüşüyor. Hayatını istediği gibi yaşamayı fazlasıyla hakediyor Bülent Ersoy ve diğerleri. Şarkıları, kostümleri ve hayatta duruşuyla ezber bozmaya devam ediyor.
 
Bana Neden arabesk sorusu sorulduğunda  bu iki ayrı kadın hikayesiyle anlatmak istedim arabesk serüvenimi. Bu iki hayat binlerce  hayattı çünkü. Kimi zaman koca şiddeti yaşadıktan sonra  müziği açıp bir Bergen şarkısında avunan alt komşum Fatoş abla, kimi zaman mahalle transfobisine maruz kalmış evinde sesi sonuna kadar açıp ‘’ablan kurban olsun sana’’ ile oryantal yapan ‘’kız Nejat’’.  ‘’Pezevenklerin elinden kurtarıldığı’’ söylendiğinde ‘’Beni kimse korumadı. Sadece allah koruyor sizi de allah korusun’’ dedikten sonra çayını fondipleyen, programı terkeden Yıldız Tilbe’ydi. Almanya’da tacizcisini bıçaklayıp   hapis yatan, sorulan sorulara ’’ah bile etmedim’’ cevabını veren Dilber Ay’dı kimi zaman?
    
Bu iki kadının hikayesi hangimizin hayatından uzaktı ki? Evinde erkek şiddetine uğramamış, tanıklık etmemiş kaç kişi vardır? Devletin, erkeğin, yasaların cefasını çekmemiş kaç kişi? Ondan değil midir yıllar sonra Kenan Evren’den davacı olması için Bülen Ersoy’la Abdullah Dilipak’ın, Lale Mansur’un ve daha onlarcasının adının bir araya gelmesi? Ondan değil midir ayda onlarca şiddete uğrayan, öldürülen kadınlar için bitip tükenmeyen davalar ve mücadele? Hayatımızın ne kadar uzağındaydı fonda ‘’Sürünüyorum’’ şarkısı çalarken sevgilisinin şiddetine uğradığını anlatan ilaçlarla ayakta durduğunu söyleyen Harika Avcı. Yine bir erkek yüzünden elinden çalınmadı mı Sahne hayatı?
 
‘’Neydi arabesk müzik? Neyi anlatıyordu? İnsanları umutsuzluğa mı sürüklüyordu?’’ gibi soruları bitmez bilgi iktidarlarının.
 
Arabesk bir tavırdır.  Derdini dolaylı anlatmaz.  Direk anlatır isyanı da, sevgiyi de, acıyı da, mutluluğu da. Bireyseldir.   Sosyal eşitsizliğe uğramış , ötekileştirilmiş , ayrımcılığa uğramış bireyleri bir araya toplayıp eşitler. Ortak bir çığlığa dönüşür. Tavır olarak acıyla yüzleşir. Vazgeçmez. Yakasını bırakmaz hayatın. Mahallenin dışlanmış orospusu, kafasına taş yemiş ibnesi, zorla evlendirilmiş ablası, balkonlara serilen kanlı çarşafı, saçları zorla kazılmış kız çocukları, saçları zorla uzatılmış erkek çocuklarıdır.
 İstediğimiz kadar duymamak için camları kapayalım, ‘’kanalı değiştirir misiniz?’ diyelim dolmuşçuya, taksi şöförüne. Ötekileyelim, küçümseyelim, yukarıdan bakalım; hepimizin yolu bir pavyonun önünden geçer. Hepimizin yanından sosyal ayrımcılığa uğramış,  arabasında sonuna kadar arabesk müziğin sesini açmış ‘’varoşlarda büyümüş’’ çocuklar geçer.  Ayağımız mutlaka takılır yürürken kırık bir jilet parçasına. Bacak aralarında Jilet taşıyan kızlarla mutlaka tanışırız.
Şarkılara sığınmış Fatoş ablalar, Kız Nejatlar hep olacak hayatımızda. Bergen’ler biter mi hiç? Suları kesilmedi mi komşuları tarafından bir transın geçen hafta? Şubat ayında 22 kadın öldürülmedi mi? (Mart ayını bilmiyorum henüz). Boğaz köprüsünden atlamadan önce hangi şarkıyı dinlemişti kim bilir Eylül Cansın? Arabalarında hangi şarkılar çalar çarktaki kızların?
 
10 yaşında Madonna hayranıyken; gözümün önünde kocasının şiddetine uğramış ablamla sarılıp bir Kamuran Akkor şarkısında ağlamamdı arabesk benim için. Kıçıma pandik atan mahalle çocuklarından kaçıp sığındığım ‘’Dilek taşıydı’’. İlk aşık olduğum da  ağlayarak dinlediğim Sinead O'Connor - Nothing Compares 2 U arabesk değil miydi?
‘’Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir’’ diyen Sezen Aksu cevabını yine şarkısında vermemiş miydi? ‘’Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir. Acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem’’ diyerek. Acıdan geçmek değil yüzleşmenin esas olduğunu.
Şu günlerde  arabesk benim için acıyla dalga geçmek, karşısına  dikilip gözünün içine bakıp kahkahayı basmaktır.
 
‘’Hayatım karanlık yerlerde geçer
Yüreğim kırılmış kadehe benzer
Yüzüme nefretle bakmayın yeter
Kötüysem düşkünsem kimene bundan’’ demektir 
‘’Seviyorsan benimle oturup içeceksin’’ diyebilmektir.
‘’Coğrafya  Kaderdir’’sözünü anımsatarak bu coğrafyada ortak kaderi paylaştığım insanların acısının, isyanının ufak bir tanıklığıydı anlattıklarım. ‘’ Adını sen koy’’.

Acıya karşı yoldaşlık etmenin adı ne olursa olsun benim için farketmez.

Jilet Sebahat
 

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org