Çok kısa sürede tüm dünyanın gündemi haline geldi Koronavirüs (Covid-19). Çok hızlı bir şekilde yayılıyor oluşu, hakkındaki bilgisizlik ve ölümcül sonuçlara yol açabilen bir virüs olması; sokakların boşalması, ofislerin kapanması ve insanların birbirlerine karşı mesafelenmeleri için yeterli oldu. Şimdilerde herkesin dilinde “Evde kal”. Neden evlerden çıkmamamız gerektiği, kamu sağlığı ve kendimiz için neden dikkatli olmamız gerektiği, bugünleri de bu sıkı önlemlerle atlatacağımız belki de hemen hepimizin birbirine verdiği telkinler? Herkes gibi benim de bu süreçte yanıt aradığım bazı sorular var tabi ki; maske takmalı mıyız takmamalı mıyız? Bu sosyal ilişkiler ağı içerisinde evde kalmak bizi gerçekten korumaya yeterli mi?  Bu salgına bir çözüm bulunabilecek mi? Ve en çok da düşündüğüm kim bu korumaya çalıştığımız “BİZ” kim bu “KAMU”?

Set çalışanları için hep beraber sesimizi yükselttik, güvenceli ve sağlıklı çalışma koşulları herkesin hakkıdır dedik. Belli ki set çalışanları bu “BİZ”e dahil. Çoğunlukla beyaz yakalıların çalıştıkları ofisler kapatıldı ve evden çalışılmaya geçildi. Belli ki onlar da “KAMU”dan. Adliyeler kapandı, duruşmalar ertelendi, okullar kapandı, eğitime ara verildi, öğrenciler evinde, sağlık çalışanlarını alkışlıyoruz. Peki kimseyi unutmadık mı? “BİZ” gerçekten bundan mı ibaretiz? Sınırlarda sıkışıp kalmış binlerce göçmen ve mülteci yetersiz beslenme, barınma ve daha birçok temel ihtiyaçtan yoksun şekilde dip dibe belirsiz gelecekte hayatta kalma savaşı veriyor. Aman onlar zaten gözden çıkardıklarımız mı? Senelerdir güvenli çalışma ortamları ve güvenceleri için mücadele ettiğimiz seks işçileri, sanırım onlar da “BİZ”e dâhil olamadı. Aman onlar da çalışmasınlar evlerinde otursunlar mı? Bu kölelik düzeninde her türlü hakkı gasp edilerek çalıştırılan taşeron işçiler? “BİZ” evde kalabilmek adına hizmet almaya devam ettikçe sorun yok sanırım. Birilerinin de bu işleri yapması lazım tabi ki!

Pembe Hayat, korona günlerinde seks işçilerinin kendilerini koruyabilmeleri için hazırlanmış bir kılavuzun Türkçeye çevirip yayınladı. Kılavuzda bu alanda çalışanlar için mümkünse fiziksel temasın olmadığı sanal mecralarda çalışmaları, eğer mümkün değil ise de hijyene ve müşteri seçimlerine dikkat etmeleri gerektiği salık verilmiş. Hemen üstüne yine bir “BİZ” var “BİZ”den içericiler harekete geçmişler. Eee tabi baktılar mesele hem korona hem seks işçiliği hem de yazıyı bir trans hakları kurumu yayınlamış, oh değme keyiflerine. Başlamışlar konuşmaya “nasıl hala çalışmaları kabul edilebilir bir şey olabilir? Nasıl bırakın bu işi yapmayın denilmez? Kadınlara layık görülen şey bu işi yapmaları mıdır?”

Bu soruların cevapları türevleriyle birlikte belki bin defa verildi. Belli ki bir kez daha yanıtlamak gerekiyor. Bu yanıt sanılmasın ki bu sayıları üçü geçmez kendini bilmez için veriliyor. Sesimizin bu zamana kadar ulaşmadığı bu yanıtlara erişimi olmamış herkes için bir kez daha cevaplayalım o halde.
Seks işçiliği insanların hayatlarını idame ettirebilmek ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yaptıkları bir iştir. Seks işçilerinin senelerdir temel hakları için verdikleri mücadeleyi ve yaşadıkları tüm şiddeti görmezden gelenler için çalışmasınlar rahatça pek tabi söylenebilecek bir şey. Seks işçilerinin hangi şartlarda çalışıp yaşadıklarını bilenler ve uğradıkları her türlü ayrımcılıkta yanlarında mücadele eden insan hakları aktivistleri için bu sözler büyük hadsizlikten başka bir şey değil. Seks işçileri için ise gerçeklikten uzak ve anlamsız. Türkiye’deki seks işçilerinin azılı çoğunluğu sigortalarını dışarıdan kendileri yatırıyor. Birçokları sigortasız olarak çalışmaya devam ediyor. Birçoğu her türlü sosyal destekten yoksun. Çalışmasınlar peki kira, faturalar, gıda, ilaç, su? Geçelim diğer eleştirimize.

“Kadınlara layık görülen şey bu işi yapmaları mıdır?”. Yazının tamamında özne seks işçiliği ve seks işçileri iken birisi çıkıp diyor ki kadınlara bu işi mi layık görüyorsunuz? Pardon hayatım kime? Bu zihniyet ısrarlı ve arlanmazca seks işçiliğinin bir işçilik olduğunu reddeden, sadece kadınların seks işçiliği yapmadığını reddeden, üstüne bir de sizin kadınları aşağıladığınızı iddia eden ama her seferinde de şaşmadan seks işçiliği denildiğinde bunu kadınlıkla eşitleyen zihniyet. Asıl dertleri onur yürüyüşlerine saldırılırken duyduğumuz, saldırganlarına karşı koyan, erk sisteme sesini yükselten kadınların haberlerini okurken duyduğumuz ikiyüzlü ahlak normları ve onları korumak.

Sizler de lütfen bu günlerde ve hayatınızın her anında böyle hurafelere itibar etmeyiniz. Sahip olduğumuz her şey ve sahip olmadığımız her şey ile büyüttüğümüz dayanışma ağlarıyla biz “BİZ”iz. Sağlıkla ve sevgiyle kalın.

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org