2019’a hala tam hazırlanamadım, yetişmesi gereken bir sürü iş var. Yeteri kadar personelimiz olmadığı için içerik sıkıntısı da yaşadığımız oluyor. Sizin için pembehayat.org’da yayınlanan, geride bıraktığımız yılın haberlerine göz gezdirip; “Nasıl bir yıl geçti? Neler oldu? İyi mi geçti, kötü mü geçti?” derlemek istedim. Tabi iyi mi kötü mü ona siz karar vereceksiniz artık. Pembehayat.org okurlarına armağan olsun. 

2018 yılı deyince, yasaklardan bahsetmezsek Ankara Valiliği’nin yıl içindeki emeğini görmezden gelmiş oluruz. Bu yıl, yasak kararının üstüne 2 tane daha “aynı” içerikli yasak kararı çıkarttılar çünkü. Yılın hemen öncesinde çıkartılan Ankara’nın meşhur LGBTİ+ Yasaklarıyla “merhaba” demiştik yeni yıla. Almanya Büyükelçiliği, Kuirfest ve Büyülü Fener Sinemaları’nın ortak yürüttüğü film günleri etkinliği planlanıyordu ve Yeni Akit Gazetesi etkinliği hedef gösteren bir haber yayınladı. “Alman Elçiliğinden Sapkınlara Destek” başlıklı haberde etkinliği “ülkenin huzurunu bozmak için her türlü faaliyetin içinde yer alan Almanya’nın desteklediği ve iki gün sürecek olan etkinlik kapsamında sapkın içerikli filmlerin gösterileceği” ifadeleri kullanıldı. Eş zamanlı olarak da sosyal medyada da bir nefret kampanyası yürütülmeye başlandı.
 

Çok üstümüze geliniyor!


Derken, valilik bu nefret çağrısına sessiz kalmayıp önce Büyülü Fener Sineması’na gönderdiği tebligat ile film günlerini ardından da Ankara’da bütün LGBTİ+ etkinliklerini yasaklama kararı aldı. Yasakları da hazırladığı basın açıklamasında “sinema, sinevizyon, tiyatro, panel, söyleşi, sergi vb. etkinlikler” diyerekten uzun bir liste halinde kamuoyuyla paylaşmaktan da geri durmadı. Gerekçe olarak da sosyal medyada yürütülen “nefret” kampanyasını bizlere “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar”, “kamu güvenliği”, “genel sağlık ve ahlakın korunması” ve “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” şeklindeki ciciş bahanelerle açıklamaya çalıştı ama biz ayrımcılığın kokusunu çok iyi bildiğimiz için “gerekçe ayrımcılık” dedik. Bir kere daha bir “devlet organı” tarafından görmezden gelindik, yok sayıldık, yasaklandık. Hukuka olan inancından Pembe Hayat ve KaosGL ayrı ayrı yasak kararının durdurulması için davalar açtı. Davalar devam ederken, OHAL’in kalkmasıyla valilik yeni bir yasak kararı yayınladı.
Bu süreçte Ankara’da Pembe Hayat’ın her yıl düzenlediği en önemli etkinliklerden olan “20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü” etkinlikleri ve Pembe Hayat Kuirfest iptal edilmek zorunda kalındı. “3 Mart Uluslararası Seks İşçiliği Günü” de yasaktan nasibini aldı. Bir sürü insanın bir araya gelip sosyalleştiği, dayanıştığı ya da birbirine omzuna dokunduğu “kahvaltı” etkinlikleri dahi yapılamadı. Kuirfest Film Festivali yasakların gölgesinde İstanbul’a taşınsa da bu defa Beyoğlu Valiliği tarafından engellemelerle karşılaştı. Aynı zamanda Ankara’da Hacettepe Üniversitesi’nde daha önce izin verdiği “Toplumsal Cinsiyet ve Ayrımcılık” söyleşisini iptal etti. ODTÜ’de ise “Nar Kadın Dayanışması” ve “ODTÜ LGBTİ Dayanışması” tarafından gösterilen “Pride” filmi üniversite yönetimi tarafından elektrikler kesilerek engellenmeye çalışılsa da öğrencilerin tepkisi nedeniyle geri adım atıldı. ODTÜ Onur Yürüyüşü etkinliği öncesinde ise valilik “aynı” yasak kararını hiçbir değişiklik yapmadan tekrar yayınladı. ODTÜ Onur yürüyüşü ise polis engellemesi ile karşılaştı.
 

Olur mu ayol öyle şey?

Yasak kararına tepkiler de gecikmedi, bütün LGBTİ+ hak savunucuları yasağa karşı çıkarken, önce yasak kararını CHP meclis gündemine taşıdı ardından da Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri “bu yasağın bariz bir insan hakları ihlali olduğunu ve derhal geri çekilmesi gerektiğini” söyledi. Öte yandan da Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği temsilcileri ile Birleşmiş Milletler STK’larla iletişime geçerek yasakla ilgili bilgi aldı. Batı Balkanlar ve Türkiye’den LGBTİ örgütlerinin kurmuş olduğu ERA-LGBTİ ve Avrupa Konseyi Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Konferansı (Conference of INGOs)’da yaptıkları açıklamalarla yasağın derhal geri çekilmesi gerektiğini savundu. Antep’ten yasaklara karşı kahkaha ile yanıt verilirken, Çanakkale’de “Yasaklara inat sokaklardayız, sahilleri temizliyoruz” dendi, İstanbul’da, İzmir’de ve ülke genelinde birçok aktivist de tepkisini çeşitli yollarla gösterdi. Önümüzdeki yıl yasağa karşı yaratıcı eylemlilikler bekleniyor.


 
 

Trans mahpuslar “Diren”di!


Yeni yıl yoğun bir yasak gündemi ile beraber başlamış oldu ve ilk ayında Tekirdağ 2 No’lu Cezaevinden Diren Coşkun’un ölüm orucuna başladığı haberini endişe ile aldık. Cezaevindeki kötü muamele ve sağlık hakkına ulaşım konusunda yaşadığı sorunlar yüzünden ölüm orucuna başlayan Coşkun’un ardından, ölüm orucunun 14. gününde trans aktivist Kıvılcım Arat, Diren’in taleplerini duyurmak için ölüm orucuna başladığını söyledi. Diren Coşkun ölüm orucunun 27. gününde ailesi, dostları ve avukatlarının cezaevi yönetimi ile uzlaşması ve yönetimin işbirliği sonucu eylemine ara verdiğini ve kendisiyle beraber ölüm orucuna başlayan dostlarının eylemlerini sonlandırması çağrısında bulundu.
Coşkun’un direnişinin yanında bu yıl cinsiyet uyum ameliyatlarına izin verilmediği ve yine cezaevindeki kötü muameleden dolayı Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nden Buse 5 Haziran tarihinde ve Bakırköy Kadın Cezaevinden Esra Arıkan da meme operasyonu için verdiği dilekçeler işleme konulmadığı için 17 Ekim tarihinden itibaren ölüm orucuna başladığını duyurmuştu. Buse dışarıdan gelen desteği görerek 38. gününde ölüm orucuna ara verdiğini dile getirdi. Diren’e Ses Ver facebook sayfası üzerinden de şu açıklama yapıldı:
“Cinsiyet uyum operasyonları hukuki haklardır, kişinin ruh sağlığı için elzemdir. Mücadelemiz Buse ait olduğu bedene kavuşana dek sürecektir!”

Esra’nın ise dilekçeleri kabul edildi. Meme operasyonunun devlet tarafından karşılanacağı ile ilgili resmi evraklar kendisine gösterildikten sonra eylemini sonlandırdığını duyurdu.
Memleket de güzel şeyler de oluyor dedirten bir haber de yılın sonuna doğru Gebze Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan geldi. Meme büyütme ameliyatı için başvuruda bulunan bir trans mahpusun raporu Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından “ruh ve beden sağlığı açısından gerekli” görülerek cezaevi yönetimine sunuldu. KaosGL.org internet sitesindeki habere göre; raporda Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlığı “bedence ruhça ve sosyal yönden tam iyilik hali” şeklinde tanımladığı hatırlatıldı ve “genital organlarla ilgili ameliyat olsa da kadın fenotipinin (dış görünüşü) yalnızca genital organlardan ibaret olmadığı” vurgulandı.
Bu süreçte Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Şaban Yılmaz, 14 Kasım’da TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun “Cezaevlerinin durumu” gündemli toplantısında verdiği brifing de, “ceza evlerinde 200 civarında LGBTİ olduğunu ve bir transın cinsiyet geçiş ameliyatının yapıldığını” paylaştı.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden (CİSST) Hilal Başak Demirbaş’ın Pembe Hayat’a aktardığı bilgilere göre; “2014 yılından günümüze uyum sürecinde olan ve uyumlama ameliyatını gerçekleştirmek isteyen birçok trans kadın ve erkeğin başvuru yaptığı. 2014 yılındaki ameliyat emsal gösterilerek birçok başvuru yapılsa da bu süre içerisinde ameliyatların ve sürecin pek de hızlı işlemediği” görülmekte.

 

Ödül üzerine ödül!

Bu yıl şüphesiz bütün hak savunucularının heyecanla karşıladığı haberler arasında hak savunucusu trans sanatçıların üst üste gelen ödül haberleri var. İlk ödül haberi Mart ayında geldi. Ayta Sözeri “Aile Arasında” filmindeki rolüyle  “50. Sinema Yazarları Derneği En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü”nü alırken, yine Ayta Sözeri’nin de rol aldığı, Reha Erdem’in yönettiği “Koca Dünya” filmi “En iyi Film” ödülüne layık görüldü. Bitti mi? Tabi ki bitmedi! Bu ödülün ardından Ayta Sözeri, 23. Sadri Alışık Sinema Ödülleri, Komedi dalında “Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödülünü kazandı. “Tamam artık; bir insan bir yılda ne kadar ödül alabilir?” dediğimiz anda da “Uluslararası İzmir Artemis Film Festivali, Altın Artemis En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü” geldi. Bir de unutmadan; Instyle dergisi Ağustos sayısında dünyanın en güçlü 50 kadınını sıraladı. Listenin 17'inci sırasında Ayta Sözeri de yer alıyor. Bir de son olarak Pembe Hayat derneği tarafından nefret karşıtı mücadelede çeşitli alanlarda emek veren aktivistlere verilen “Dilek İnce Nefretle Mücadele Onur Ödülü” de Ayta Sözeri’nin 2018 yılında aldığı ödüllerden.




Yıl içinde trans sanatçıların aldığı ödüller bu kadarıyla kalır mı? Kalmadı! Seyhan Arman "Yeni Tiyatro Dergisi 6. Emek ve Başarı Ödülleri”nde, ayakta alkışlanan tiyatro oyunu "Küründen Kabare" ile "Jüri Özel Ödülü”ne layık görüldü. Hemen arkasından da “Üstün Akmen Tiyatro Teşvik Ödülü”nü kazanan Seyhan Arman, “Çankaya Belediyesi 25 Kasım Etkinlikleri” kapsamında gösterilen tiyatro oyunu için Ankara’ya geldiğinde; geçtiğimiz yıl “20 Kasım Dilek İnce Nefret ile Mücadele Onur Ödülleri Töreni”nin yasaklar sebebiyle iptal edilmesinden dolayı kendisine verilemeyen Onur Ödülünü kulisinde kabul etti. Ödülünü alırken “Görmezden gelseler de, hem sahnede hem de hayatın her alanında varız. Nefrete inat yaşasın hayat!” diyen Arman, tiyatro oyunu “Küründen Kabare”ye yeni sezon ve yeni konsept ile devam ediyor.




 

Bir sürü başarı, bir sürü mücadele!

Bu yıl sadece ülkemizde değil dünyada da spor, sinema ve sanat alanında birçok trans başarıları ile gündeme geldi.
Çok konuşulan “Tangerine” filminin yıldızı Mya Taylor, Bağımsız Ruh Ödülleri'nde (Independent Spirit Awards) “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülüne layık gösterilirken, bu ödülü alan ilk trans oyuncu olarak da tarihe de geçmiş oldu. Ödülünü alırken “çok fazla trans yetenek olduğunu, onları bulup ortaya çıkarmaları gerektiğini” söyleyerek yönetmenlere hatırlatmada bulundu.
Ayrıca Amerikan Boks’unda Pat Manuel, profesyonel düzeyde müsabakalara katılan ilk trans olarak ringdeydi ve çıktığı müsabakayı da kazandı. Rakibinden dayak yerken, kendisine “bir erkeğe vurur gibi vurduğu” için rakibine de teşekkür etti.
Dünya Bisiklet Şampiyonası’nda ise Kanada’yı temsil eden Rachel McKinnon şampiyon olan ilk trans sporcu oldu. Bir çok insanın tepki gösterdiği şampiyon çıktı bir de dünyaya “insan hakları” dersi verdi. Bu arada aynı zamanda profesör olan Rachel, trans sporcuların müsabakalara katılmasının etiği üzerine çalışmalar yürütüyor ve öğrencilerine dersler veriyor.
İki sporcu da verdikleri zorlu mücadeleyle anıldı ve her alanda transların var olduğunu bir kez daha dünyaya gösterdiler.


Rachel McKinnon’un başarı hikayesi için tıklayın.
Pat Manuel’in başarı hikayesi için tıklayın.
Haberi okumaya devam ederken 2018’in şarkısı çalsın isterseniz tıklayın.
2018 yılının en olay Youtube kanalı için burayı tıklayın.


Hey gidi goca dünya

Sahi ya, bir de kocaman bir dünya var öyle değil mi? Aklıma her geldiğinde içimi rahatlatıyor kocaman bir gökyüzüne baktığımızı bilmek. “Ne kadar büyük/çok kötülük varsa o kadar da büyük/çok mücadele var.” Aklımda tuttuğum, hayat kurtaran bir cümle.
Bu yıl dünyadan gelen ilk haber Pakistan’daki bir direnişin bizim portalımıza yansıyan iki paragrafıydı. 2017 yılında hak savunucuları tarafından kaydedilen, 200’ün üzerinde translara yönelik şiddet vakasının olduğu Hayber Pahtunhva eyaletinde; transların şiddete uğradıklarında kullanabilecekleri ve en yakındaki güvenli alanı ve destek olabilecek kişileri bulmalarını sağlayan bir internet uygulaması geliştirildi. Bu uygulama sayesinde translara yönelik saldırıların acil olarak kayıt altına alınması ve müdahale edilmesi hedeflendi. Gördüğümde bu haber bana Pakistan’ın trans mücadelesini ilk kez düşündürmüştü.
Bu haberin üzerinden 4 ay geçtikten sonra Pakistan transları koruyan bir yasa çıkarttı. Yasaya göre translara iş yerinde ve işe alım süreçlerinde yapılacak ayrımcılık yasaklanıyor, sağlığa ulaşmada yaşanan sorunların ortadan kaldırılacağı ve trans uyum operasyonlarının daha trans kapsayıcı hale getirileceği ile transların toplanma ve gösteri yapma haklarının sağlanıp, güvenli hale getirileceği açıklandı. Bu yıl Pakistan’da yapılan seçimlerde ise trans adaylar olduğunu görmeye başladık. Kötü haberleri alana kadar Pakistan’ın translar için kusursuz olduğunu falan düşünmeye başlamıştık. Ülkede her şey yolunda gibi görülse de bu yıl maalesef Pakistan’dan kötü haberler de geldi. Bu haberlerden bazıları da cinayet ve şiddet haberleri. Pakistanlı translar ise mücadeleye kararlılıkla devam ediyor, sokakları ve alanları kaybettikleri dostlarından aldıkları güçle terk etmeyeceklerini her fırsatta haykırıyorlar. Transların mücadelesi sayesinde devletler yasalarını değiştiriyor.
Doğu enerjisi ile sarmalanmışken Mart ayında Pakistan’ın komşusu Hindistan’dan bir haber aldık. Transların varlığı Hindistan’da geç de olsa kabul edilmişti ve devlet trans varoluşunu suç kategorisinden çıkarttı. Bir bakanlık yetkilisinin yaptığı açıklamaya göre ülkedeki translar kimliklerindeki cinsiyet kısmını herhangi bir tıbbı süreç olmadan “transgender” olarak değiştirebilecek.

Ülkede temmuz ayında ise Joyita Mondal Mahi isimli bir trans kadın hakim olarak göreve başladı. Eylül ayında ise Hindistan’da 1860 yılındaki İngiliz Sömürü döneminden beri yürürlükte olan ve eşcinselliği yasaklayan yasa da hele şükür kaldırıldı. Hindistan’daki mücadeleye de selam olsun.
Aynı ay içerisinde bir de İsveç Devleti aldığı bir kararla, uyumlama sürecindeki translara uygulanan “zorunlu kısırlaştırma” operasyonları sebebiyle mağdur bıraktığı translara tazminat ödemeye karar verdi. İsveç bu kararıyla “zorunlu kısırlaştırma” uygulamasının yarattığı ağır insan hakları ihlalleri için tazminat ödeyen ilk ülke oldu. Ülkedeki LGBTİ+ hak savunucuları özür dilenmesini de talep etti.


 

Kurban olduğum yaradan; ne güzel haber!

Nisan ayında ise Portekiz Parlamentosu’nda yapılan oylama ile “beyan esaslı” cinsiyet tanımı yapılması kabul edildi. Değişiklik ile birlikte 16 yaşından büyük translar hiçbir belge ya da tıbbi prosedür olmaksızın kimliklerinde belirtilen cinsiyeti değiştirebilecekler.  Ayrıca interseks çocukların ve yetişkinlerin rızası dışında herhangi bir tıbbi müdahaleye maruz kalmaları da yasadışı olarak tanımlanıyor. Böylece interseks çocuklar üzerinde uygulanan rıza dışı ameliyatlar suç kapsamında değerlendirilecek. Mayıs ayında ise İsviçre aynı kararı aldı sonra da Şili aralarına katıldı. Şili’de eylül ayında alınan karar ile 14 yaşından büyük translar beyan esası ile cinsiyet kimliklerini değiştirebilecek. Bu haberle birlikte 2018 yılında “beyan esas” diyenler 3-0 öne geçmiş oldular.
Bir sonraki ay Dünya Sağlık Örgütü, 18 Haziran tarihinde trans olmayı “akıl hastalıkları” listesinden çıkardı. Böylelikle küresel trans mücadelesinin önündeki önemli argümanlardan birisi daha aşılmış oldu. Trans kişilerin damgalanmaya maruz kaldıklarını belirten DSÖ, transların sağlık ihtiyaçlarının önemli şekilde karşılanması gerektiğini de belirtti. Hayırlı uğurlu olsun.

 

Pardon?

 
Geldik Onur yürüyüşüne. O malum dönem geldi ve yine eline gökkuşağını alan attı kendisini sokaklara, meydanlara. Oh ne güzel oldu, çok da iyi oldu. Fakat Londralı nefret karşıtları maalesef bu yılki onur yürüyüşünde neye uğradıklarını anlayamadılar. Biber gazı, gözaltılar, polis şiddeti ve türlü hak ihlalinden bahsetmiyorum; onlar İstanbul’daydı. Londra’daki yürüyüşte anti-trans lezbiyen örgütü olarak kendilerini tanımlayan, GetTheLOut, ellerine “yatak odamızda penis istemiyoruz” ve “Trans-aktivizm lezbiyen görünürlüğünü yok eder” gibi; insanı osururken düşündüren, hadsiz pankartlar taşıyarak yürüyüşe daldılar. Yaklaşık bir saat boyunca yürüyüşte yer kaplayan eylemciler; “trans hareketinin lezbiyenleri “erkekler ile” seks yapmaya zorladığını” iddia ederken (?), zaman zaman da kortejin önüne yatarak geçişi engellemeye çalıştılar. Bayağı ucuz reality şov mantığı yani.
Hava sıcak olduğu ve güvenlik endişesi yaşadıkları için grubu yürüyüş alanından çıkartamadıklarını açıklayan yürüyüş komitesi “Bu grubun temsiliyetini reddediyoruz. Saygı ve destek değerlerimizi bizimle paylaşamazlar.” diyerek translardan özür diledi.
“Bu nasıl saçmalık?” dediğinizi duyar gibiyim, bir de şu habere bakın:
 Eylül ayında İran’da yayın yapan Seda-yi Islahat gazetesi, transların röportajlarına ve beden inşa süreçleriyle ilgili bilgilere yer verdiği yarım sayfalık bir haberde kullandığı “dudağına ruj süren erkek” görselinden dolayı yayından kaldırıldı.
İran'da 30 yıl önce çıkartılan bir fetvaya göre İran Devleti ikili cinsiyet sisteminin sınırları içerisinde ve operasyon şartıyla transların cinsiyet beyanlarını kabul ediyor ve geçiş sürecinde operasyon masraflarının karşılanması için bir miktar kredi desteği veriyor. Fakat 30 yıl önce çıkartılan fetva trans topluluğunun ayrımcılığa ve şiddete uğramasına engel olmadığı gibi devlet tarafından verilen kredi desteği de geçiş operasyonlarının pahalılığından dolayı yeterli olmuyor. Translar aileleri tarafından reddediliyor, toplum içerisinde sözlü ya da fiziksel şiddete maruz kalıyor, çalışma ve yaşama hakları engelleniyor.


Kim?

Buradan da yavaşça ABD’ye doğru gidiyoruz. Biliyorsunuz Amerika’da komik ve bir o kadar da zalim bir adam bir süredir başkan. Önce ABD ordusunda transların istihdamını durdurmaya çalıştı ama bu kararı mahkemece reddedildi. Ardında trans mahpusların “biyolojik” cinsiyet kimliklerine göre koğuşlara yerleştirileceğini söyledi. Bu kararın ardından değiştirilen yönetmeliğe göre trans mahkumlar “güvenlik ve sağlık” durumları tehlikeye düşmediği sürece kimlik belgelerindeki cinsiyete uygun koğuşlarda tutulacak açıklaması geldi.
Trump son olarak da Ekim ayında trans varoluşu ABD yasalarından kaldırma girişiminde bulunduğu öğrenildiğinde nefret karşıtlarının, sanatçıların, bilim insanlarının ve halkın yoğun tepkisinden dolayı amacına ulaşamadı ve bu konu çok fazla uzamadan çözüldü gibi görünüyor ama başkan olduğu süre boyunca birçok insanın yaşama hakkı için bir tehdit olacak gibi.

ABD böyle çalkantılı bir dönemdeyken ve dünya medyasını transfobi ile meşgul ederken, Uruguay “manidar” bir karara imza attı. Trump’a ve tüm dünyanın transfobisine nispet yaparmışçasına sokaklarda kutlanan karar tam olarak şöyle bir şey:
  • Translara kamu kurumlarında %1 istihdam sağlanacak ve 5 yıl içinde asgari sayıda trans işe başlatılacak.
  • Transların operasyon ve hormon terapisi masrafları devlet tarafından karşılanacak.
  • 1973 ? 1985 askeri diktatörlüğü sırasında zulüm gören translara emekli maaşı verilecek.
  • Tüm bu kararlar Uruguay Parlamentosu tarafından garanti altına alınacak.

En başta söyledim ya; bu koca dünyada kötülükler ne kadar kocaman olursa olsun, nefretle mücadele de butlar butu bir meziyet. Bu yıl da bütün bu zulümlere rağmen biz,
“koca dünyaya sığmayanlar, açıklanamayan ama tanıma zorlananlar, memleketini terk etmek zorunda kalanlar, mahpusta, dört duvar arasında ya da sürgünde bedenlerini özgürlüğe açanlar, mahallelerde, köylerde, şehirlerde var olma mücadelesi verenler, sırf “böyle” diye daha çok çalışmaya zorlananlar, sırf “öyle” diye çalışma hakkı ya da “şöyle” diye eğitim hakkı elinden alınanlar, Sezen Aksu dinleyip ağlayanlar, roman havası çalınca dokuz-sekiz göbek atanlar ya da dans etmeyi o kadar da sevmeyenler” olarak,
nefrete karşı dünyanın hiçbir yerinde susmadık. Susmadık çünkü bu koca dünya bizim!
Geride bıraktığımız yıl da birçok dostumuzu da kocaman dünyamıza gömdük. Hepsinin fotoğrafları ve hepsinin haberleri belleğimizde olmaya devam edecek ve canımıza tak ettiği anlarda bir mumun huzurlu ateşinde yüzlerini hayal edeceğiz. Ses çıkarmaya devam edeceğiz.

Mutlu yıllar.
 

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org