Ben Demhat. Hani şu sokakta ibne, dönme diyerek ötekileştirip, aşağılayıp dalga geçtiğiniz var ya işte o ucube, varoş, kötü şahıs benim. İşinize geldiğin de kadın deyip kabullendiğiniz veya bazen erkek diye yaftaladığınız ve eylemlerden attığınız dönmeyim. Aslında saydığım birçok kimlikten öte ben Demhat’ım. İki kolu olan, saçı, ağzı, dili, rengi olan sizin gibi düşüncelere, duygulara sahip olan bir canlıyım. Sokakta beraber slogan atan, bazen aynı barikatta direnen, mücadeleyi daha doğarken öğrenmek zorunda kalan bir insanım.

 

Eğer ki bu coğrafyada dönmeysen mücadeleyi daha doğmadan öğreniyorsun. Çünkü içine doğduğun heteroseksist sistemde bir yerin yok. Bize verilen yer ya sokak ya çöplük ya da büyük şehirlerin gettoları. Benim için bunların içinde sokak önemli yer tutar. Tek ait olduğum yer, sınıf, statü… Bu sokak aslında sadece bize değil, bütün bu sisteme karşı gelenlere atfedilmiş bir yer. Bu yer bazen bir kurtuluş, bazen bir kaçış, bazen bir direniş oluverir. Her yerinde olmaya çalışan biz dönmeler, geceleri sokaklarda çalışan fahişe, Gezi’de diren orospu, eylemlerde bağıran travestileriz. Aslında sizden çok uzak bir yerde değiliz. Yanı başınızda kimi zaman komşunuz, kimi zaman yoldaşınız, kimi zaman çocuğunuzuz. Bu kadar iç içeyken neden bir o kadar farklıyız!

 

Uzun zamandır Ankara sokaklarında olan bir dönme olarak birçok hikaye biriktirdim heybemde. Birçok hayat tanıdım, birçok insan, birçok yürek… Fakat hep korktum kaleme almaya. Eksik anlatırsam, ya da anlatamazsam diye o kadar korktum ki. Anlatmamak bir yandan da beni o kadar eksik hissettiriyor ki, anlatamam. Belki de bencilliğimin zirvesindeyim. Sadece bana kalsın, benim olsun istiyorum. Heybemde, ben nereye onlar da oraya. Fakat heybede olanlar o kadar değerli ve o kadar anlatılması gereken kişiler ki anlatılması, yaşatılması ve dillendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çevremin de baskısıyla aslında yazmaya başladım ve sanırım hep devam edecek. Kimden başlanmalı bilmiyorum, aklımda o kadar çok isim, anı var ki hangisinden başlamalıyım ki'

 

Eksilenler var sokaklarımızdan, farkında olmadığımız, yokluğunu fark etmediğimiz. Onlarsız sokaklara o kadar yabancılaşıyor ve uzaklaşıyorum ki tam tersi olması gerek ama güç bulmakta zorluk çekebiliyorum. Onlarsız tadı tuzu yokmuş gibime geliyor.

 

Tanya vardı mesela; beraber Suruç’a gidecek olan arkadaşlarla oyuncak topladığım. Onur yürüyüşünde beraber direndiğim. Konur’da halay çektiğim. Sokaklara sığamadı ve tepelere, dağlara tırmandı…

 

Keke var mesela hiç tanımadığım, umut dolu, güleç… Kobani’deki çocuklara oyuncak götüren 31 yoldaşıyla katledildi. Ondan sonra sokaklarımız hep kan koktu, hep parçalanmış bedenlerle doldu.

 

Mesela Onur Yürüyüşünde direnen orospular vardı devrimcilerin yanında. Hani o geceler caddelerde gördüğü ve bazen iğrendiği, bedenlerini metalaştırıp satıyorlar dedikleri orospular var ya işte onlardan bahsediyorum.  Taksim’de evlerini direnişçilere açan, kazandıkları parayı süt ve limona yatırıp dayanışmayı güçlendiren orospular, bu sokağın en temel öznesidirler.

 

Bu sokaklarda bir de ben varım Demhat olarak. Direnişini doğumuna, ailesine, topluma ve hatta bazen de sokağa karşı en cinsiyetsiz haliyle biçilen erkekliğe karşı direnen bir dönme. Bu dönmeliği var ederken toplumun tecavüz ettiği, katlettiği ve yeri geldiğinde yok saydığı bir kimle bürünerek var ediyorum kendimi. Kadın olduğumu haykırıyorum sokağa. Çünkü biliyorum ki sokak;  bana dayatılan erkekliği dayatmadan, kendimi var edebilmem için alan açıyor. Bu alana sahip çıkmak için, bu alanda ben de varım demek için sokaktayım.

  

Demhat Aksoy

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org