Daha çok "Erkeklik", daha çok "kadınlık" zırvalarınız yordu beni. Bu yazı, bir "zihniyet" meselesine yönelik yazdığım, yazmak zorunda hissettiğim satırlardan ibarettir, okunduktan sonra en Foucauldian yanımla kendisini imha etmesini dilediğim...

 

Madem "trans"ız, madem "dönme"yiz zihniyetimizi bi' döndürelim istiyorum şu mübarek Trans Farkındalık Ayı'nda. Bildiklerimizi, dayatılanları unutup, "gerçek"lerle yüzleşelim.

 

...Şimdi efendim, madem konu "trans" meselesi biraz kafaları açalım hep beraber haydi!

 

Önce iki minnoş tanımla başlayalım: "Cinsiyet kimliği" ve "cinsel yönelim". (Bunları olabildiğince uzun tanımlardan uzak, kabataslak aktaracağım.)

 

Cinsiyet kimliği dediğimiz şey, çok kabaca kişinin biyolojik cinsiyetine bağlı ya da biyolojik cinsiyetinden bağımsız, kendisini "ne" olarak hissettiği ve tanımladığıdır, onun da ötesinde "kişinin beyanı"dır, ya da "beyansızlığı"dır. Yani her zaman her gördüğünüz sakallı laçonun 20 cm damarlı siki, her gördüğünüz gacının da derin ve foşur foşur boşalan vajinası yoktur. Bu demek değildir ki toplumda herkes böyledir; sen öylesindir, şu böyledir, öteki o biçimdir. Ayşe vajinalıdır, Ayşe'dir. Bir başka Ayşe, vajinalıdır ama aslında Mert'tir. Çok sevgili Dr. Şahika Yüksel'in de söylediği gibi; "Bazı çocuklar böyle doğar." İşte biz, o "böyle doğangillerden"iz.

 

Kimisinin çift penisi vardır, kimisi hem vajinalı hem penislidir. Kiminin penisi şaka değil üç santimdir, kimininki burdan bizim köye yol olur'dur. Kimisi vajinalıdır, erkektir. Kimi üçleme kilodu ile bir çıkar dışarı "of ne biçim kadın, dışardan görsem inan anlamazdım"dır. Trans demek, illa bedenen geçiş değil, kişinin "hissettiğine" geçiştir. Yani sikten vajinaya, vajinadan sike, kaslı göğüsten 90 beden sütyen giyen'e, 90 beden memişliden fit vücutlu laço haline geçmiyoruz bunu bi' netleştirelim. Bu tamamsa okumaya devam edelim. Değilse soluklanıp baştan okuyalım.

 

Cinsel yönelim mevzusu ise yine çok kabaca, kişinin duygusal ve romantik olarak kiminle ilişkilendiğidir. Kişinin gay, lezbiyen, biseksüel, demiseksüel, panseksüel gibi çeşitli "afilli" kavramlarla tanımlanan, sabit kalabilen ya da kaygan olan durumdur. Aşk'tır, bazen haz'dır, cinsellik'tir; kişiden kişiye değişebilendir.

 

Bizim bu cinsiyet kimliği dediğimiz şey ile cinsel yönelim dediğimiz şey, birbirinden farklı şeylerdir. Hemen bir örneklem oluşturalım efendim: "biseksüel trans laço" tamlamasında kişinin biseksüel olması onun cinsel yönelimi, trans erkek oluşu da cinsiyet kimliğidir.

 

Cinsiyet kimliğini tanımlarken biz hiç ameliyattan bahsetmedik. Kişilerin kendilerini tanımladıkları "şey"ler, onların çükleri ile pıttışları ile ilgili değildir.  Hemen örneklendirelim: Penisi olan bir trans kadın olabileceği gibi, vajinası ya da yaldır yaldır memeleri olan bir trans erkek de olabilir. Kişileri "erkek", "kadın", ya da "herhangi bir şey" yapan kişilerin kendi tanımlarıdır, önlerindeki 100 gramlık ya da 17 cmlik derinlikteki et parçaları değil. Bir CD, kadınım diyorsa kadındır. Ona "beyefendi" diyemeyiz. Bir başkası "Ben "Hiçbir şey"im." diyorsa "hiçbir şey"dir. Beyanını  bilmeden yorumlamayamayız, ya da yorumlarız en alâ "toplum" oluruz. Cinsiyet kaygan zemindir yahu kabullenin, öyle ki bazen dünyanızı "döndürür". Eh bizler de en kallavisinden dönüyoruz dünya işte. (Arka fona Mabel Matiz- Dönüyoruz Dünya İşte'yi koy Sebasçın.)

 

İŞTE TAM DA BU SEBEPLE; bizlerin -trans erkek, trans kadın, ni' düğü belirsiz, cinsiyetsiz vs.- herkesin yani tüm LGBTİQ'ların öncelikle daha çok bilmesi, ufkunu açması, sağına soluna bunları anlatması gerekiyor. Bunun da yolu birbirimizle iletişim kurmaktan geçiyor, süreçlerimizi, yaralarımızı bilmekten geçiyor. Bir Cross dresser'ın çektiğini bir trans erkeğin, bir trans erkeğin geçirdiği zorlukları bir trans kadının, bir trans kadının yaşadıklarını da bir "cinsiyetsiz"in bilmesi, en azından sorunlarına aşina olması gerekiyor.

Sevgili arkadaşlar,

 

Şu madiliğin yaşandığı ortamda sokağa çıktığımızda bizleri bekleyen bi' "Türkiye" gerçekliği var. İŞTE TAM DA BU ZİHNİYET bizleri öldürüyor, trans kadınların üstüne soğuk sular boşaltılıyor, kezzaplar dökülüyor; mahkemelerde trans erkeklerden milyarlar bulan penis ameliyatının yaptırılması "dayatılıyor", trans kadınlar "kasap"lara gidiyor, hormon takviyesi sorunları yaşanıyor, en önemlisi de insanlar ölüyor, öldürülüyor; her geçen gün yaşamımız daha da zorlaşıyor. Çark alanlarını "resmî kıyafetli pezevenkler" dolduruyor, emek hırsızlığı kol geziyor, ekmek paranızla oynanıyor, ulan her şeyi geç insanlar YAKILIYOR!

 

Burada herkesin şapkasını önüne koyması gerek. Önce gelin içimizdeki homo/transfobiyi yenelim, okuyalım tartışalım, öğrenelim. Bunu kendimiz için yapalım, bunu birbirimiz için yapalım. Küfürle, kavga ile, madilikle yalnız günü doldurursunuz, dolduruyorsunuz. Öyle bir zaman gelir ki, ağzınız mühürlenir, tek söz edemeyecek -evden çıkamayacak hale gelirsiniz, geliriz.

 

BEN cinsiyet kimliğimden, cinsel yönelimimden cinsiyet ifademden dolayı yargılanmadığım, beni "ben" olduğum için seven bir toplumda yaşamak istiyorum. Ben artık birimizin kılına bile zarar gelsin istemiyorum! Ben sancılı bu dönemde birbirimize daha da sancı verelim istemiyorum. Öğrenelim, birbirimizi anlayalım istiyorum.

 

Eşitlik dolu dünya için herkesin omuz omuza mücadele vereceği günleri tüm "dönmeler", "ibneler", "ni'düğü belirsizler", "travestiler", "götverenler", kısacası bu "çükübik sistemin ötekileri" olarak birlikte inşa etmek dileği ile,

 

Ben hepimizi çok seviyorum; çünkü her şeye rağmen bizler "öyle doğmuş böyleler"iz, rengarengiz. Birlikte güzeliz. Kabul edin ya da etmeyin, bütün ötekiler birleşmedikçe herkese bu toplumdan koca bi' nah.

 

*Azıcık atarla, bir çimdik yüksek ateşle, biraz boğaz ağrısı, bir tutam soğuk algınlığı ve göz kararı baş ağrısıyla karışık yazı oldu. Sürç-i lisan ettiysem affola, trans farkındalık ayımız kutlu olsun! #ProudlyTrans

 

Emirhan Deniz Çelebi 

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org