Kimi kadınlar maviyi sevmezler. Hele de mavi olmak zorun da kalan kadınlar hiç sevmezler. Ben sevmezdim mesela, görmek istemezdim maviyi. Duymak, giymek istemezdim. Çünkü doğduğum gün mavi benim olmak zorunda olduğum rengimdi.

 

Kırmızıyı severdim mesela, onu hissetmek yaşamak isterdim. Saçlarımda, dudaklarımda, tırnaklarımda kırmızıyı görmek isterdim. Ama hiç göremezdim... Göremediğim için de annemin saçlarını kırmızıya boyatır, tırnaklarına kırmızı oje sürerdim. Öyle heyecanlanır, öyle heveslenirdim ki sanki kendime sürülmüş gibi olurdum. Sonra da gülerdim, dünyalar benim olurdu.

 

Harçlıklarımı biriktirir anneme komşu kızına hep süslü püslü hediyeler alırdım. Onlar öyle bilirdi, aslında kendime alır kullanamayacağım için onlara verirdim. Annem evden çıkar çıkmaz da hemen aynanın karşısına geçer aldıklarımı on kez giyer çıkarırdım. Çocukluğum, mahallede ip atlamak top oynamak yerine, annesinin evden çıkmasını bekleyen çıkınca da dakika başı camdan geliyor mu diye bakan birisi olarak geçti.

 

On bir yaşıma kadar hiç bisikletim olmadı mesela çünkü her bisikletçiye bisiklet almaya gittiğimiz de onlar mavi bisikleti bense pembe kenarlarından püskül sarkan bisikleti istiyordum. Sonuç olarak alınmıyordu, eve dönüyorduk.

 

Bir gün babam zile bastı aşağı çağırdı. İndim. Bagajı açtı ve aylardır istediğim pembe püsküllü bisikleti almıştı. Dünyalar benim oldu, sevinç naralarıma tüm konu komşu cama çıktı. Babam bana dönüp “Al isteyip duruyordun aldık, fazla göz önünde sürme laf söz olur” dedi. Hiç aldırış etmeden bindiğim gibi hızlanıp gittim. Öyle keyifli öyle keyifli sürüyordum ki sanki dünyayı fethediyordum. Bir yandan önüme bakıyor bir yandan da kenarlardan sarkan gümüş grisi parlak püskülleri izliyordum. Derken püsküllere bakacağım derken hızımı alamayıp düştüm. Çenemi yardım, yerde hem ağlıyor hem püskülleri seyrediyordum.

 

Koşa koşa geldi annem kucakladığı gibi hastaneye götürdü. Öyle ağlıyor ağlıyordum ki canımın yandığından değil bisikletimin orada kalmasından. Deli gibi bağırıyordum “Pembe bisikletimi de alın orada kaldı!” diye. Canımın acısını unutup bisikletime bir şeyin olacağı endişesine kapılmıştım. Ne de olsa her gece benim olması için tanrıya dua ettiğim bisikletimdi. O günden sonra bisiklet sürmem yasaklanmıştı. Olsun sonuçta almışlardı ya, o bana yetmişti.

 

Her gün uyanıp okula gitmeden ıslak mendille her yerini siler rengarenk çıkartmalar yapıştırırdım. Okul da bisikletimi gördüğüm hayaller kurar, zil çaldığında da koşa koşa bodruma iner onu seyrederdim. Gülücükler atardım. Çocukluğuma dair hatırladığım en mutlu anlardan birisi buydu.

 

Eşek kadar olduktan sonra da hurdacıya satmışlar. Keşke şimdi olsa da, çocukluk izlerimi seyredip biraz dertleşsem onunla. Çocukluğumuzu yaşamaya izin vermeyen herkese kocaman selam olsun. Renklerin kardeşliğinin olduğu günler dileğiyle. Sevgiler

 

Arjin Deniz

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org