Herkes anlatır annesini, ailesini, sevdiğini. Herkes karalar bir şeyleri, yazar sayfa sayfa… Ben her zaman olduğu gibi, yine bu herkesin dışındayım. Bir kere daha doğduğum gün yazıldı benim yazım, hayatım. Başkalarının kararı çizdi hayatımı. İstedikleri gibi yaşadım. Okudum, çalışkan adam oldum. Okulun ibnesi olduğumdan, daha çok çalışmalıydım, derslerimle varolmayı, ben okuldaki insanlardan öğrendim. Yoksa hiçte umurumda değildi. Mesela ben hiç dersten kaçma heyecanını yaşamadım. Sünepe, dersten kafasını kaldırmayan bir öğrenciydim. Tek hayalim ki bu hayal bana ait değildi, üniversiteyi kazanmak, ailemin toplumsal sınıf içindeki yerini bir tık yükseltmekti. İnanamayacaksın ama öyle, bizim oralarda okuyan çocuğu olan ailelere saygı fazladır. Saçma biliyorum.

 

Bu okul girdabında kaybolurken bir yandan kimlik arayışındayım, bir yandan da sorguluyorum yaşadıklarımı, yaşananları. Aslında bana yaşatılanları. Hiç unutmadığım anılar var hayatımda, hiç unutmadığım yüzler ve hiç affetmediğim bedenler. Anlatmaya başladığım anda bir yanım sessizliğe bürünüyor ve bastırıyor çığlıklarımı.

 

Asıl bu yazıyı yazmama neden olan bir fotoğraf var. Karşımda duruyor tüm gerçekliğiyle. Bir anne. Mavi bir xeftan var üzerinde. Siyah iğne oyalı bir eşarp var başında. Gözlerinde yılların birikmişliği. Otoriter bir kadın aynı zamanda mücadeleci, sanırım birçok özelliğimi annemden almışım. Ama bana gelince mücadele edememiş pes etmiş. Vazgeçilebilen bir şey olduğumu şu 3 ayda daha da iyi öğrendim. Teşekkürler anne, gidişinle bile bir ders daha verdin bana…

 

Aslında bahsettiğim bu fotoğraf, halaya duran fotoğraftan kırpılmış. Gördüm, önce duraksadım ve sonra küfür ettim böyle bir dünyaya, ağız dolusu küfür ettim. Bu anlattığım kadın annemdi ve aylardır sesini duyamıyorum. Bir dönem istedikleri gibi yaşayan oğulları, onların dayattığı hayata karşı ben dönmeyim diyordu. Bir dönem toplumsal sınıflarını yükselten oğulları şimdi o sınıfı alaşağı ediyordu.

 

Kıskandım, hem de çok, diğer evlatlarına olan yakınlığın beni delice kıskandırdı. İyi erkek ve kız çocuklarına olan bağlılığın, geleneklerine, namusa, el aleme olan bağlılığın beni kıskandırdı. Kız kardeşim, ağabeyim gibi anneme ulaşamamayı kıskandım. Onlar gibi görememeyi kıskandım, sesini duyamamayı…

 

Ben Demhat. Hani babam bizi terk ettiğinde yanında kalan tek çocuğun, yarım gün okula giden yarım gün çalışan ve bize kimse selam dahi vermediğinde, evde sobanın başında beraber ağladığın evladın. Ne oldu' Ne değişti' Neden bu kadar ketum oldun, bu kadar taşa döndü yüreğin' Nasıl görmez oldu gözlerin. Benim dönmeliğim senin bana olan sevgini nasıl bitirebildi'

 

Bitirir elbet, başkaları da giderken başka şeyleri bitirmedi mi'

 

Bir film sahnesinde “Annenin acıları kızlarına geçmelidir” diyordu. Sahi öyle mi anne, sen annenden ne kadar acı aldın da bana bu kadar acı bıraktın'

 

Demhat Aksoy

 

*Xeftan: Uzun, süslü, yöresel bir elbise.

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org