Yargının tamamen kanunlardan bağımsızlaştığı yani kanunsuzlaştığı bu OHAL döneminde bile bazı yasalar bazı insanlara karşı titizlikle uygulanıyor. Mesela Medeni Kanun’un 40. maddesi. Bu maddeye göre transların yeni kimliklerini alabilmeleri için “üreme yeteneğinden tamamen yoksun” olduğunu belgelemesi gerekiyor. Pek çok mahkeme transların nüfus bilgilerini değiştirme başvurularını bu nedenle reddediyor. Bundan kaynaklı hak ihlallerine girmeden bazı terimleri kısaca tanımlamak istiyorum:

 

Biyolojik Cinsiyet: Doğduğunuzda xx (dişi) veya xy (erkek) kromozomuna göre cinsiyetinizdir. Dolayısıyla hangi cinsel organlarla doğduğunuza göre tanımlanan cinsiyetinizdir.

 

Toplumsal Cinsiyet: Doğduğunuzda toplumun sizin biyolojik cinsiyetinize bakarak tanımladığı cinsiyetinizdir. Yani biyolojik cinsiyetiniz erkek ise toplum bu bilgi üzerine bir “erkeklik” inşa eder. Kadın ise bir “kadınlık.” Mesela erkekseniz cesur, kadın iseniz ürkek olmanız istenir ve bu yönde eğitilirsiniz.

 

Cinsiyet Kimliği: Biyolojik cinsiyetinizden bağımsız olarak kendinizi hangi cinsiyet olarak nitelendirdiğiniz, kendinizi hangi cinsiyetle özdeşleştirdiğinizdir. Mesela biyolojik cinsiyetiniz kadın ve siz de kendinizi kadın olarak hissedebileceğiniz gibi biyolojik cinsiyetiniz kadın olmasına rağmen kendinizi erkek olarak hissediyorsunuzdur. Biyolojik cinsiyet ve toplumun onun üzerine inşa etmeye çalıştığı cinsiyetinizden gayri olarak kendinizi ne olarak gördüğünüzdür.

 

Cinsel Yönelim: Hangi cinsiyetten kişilere ilgi duyduğunuza, aşık olduğunuza göre tanımlanır. Heteroseksüel (diğer cinsiyete ilgi duyan), Gey (Kendi cinsiyetinden kişilere ilgi duyan erkek), Lezbiyen (kendi cinsiyetinden kişilere ilgi duyan kadın), Biseksüel (Kendi cinsiyeti ya da diğer cinsiyetten kişilere ilgi duyabilen kadın ya da erkek) birer cinsel yönelimdir.

 

LGBTİ: Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks tanımlarının kısaltması.

 

Trans (ya da transseksüel): Cinsiyet kimliğini biyolojik cinsiyeti ile aynı değil, diğeri olarak tanımlayan kişidir. Mesela biyolojik cinsiyeti kadın ama kendisini erkek olarak tanımlayan kişi ya da tam tersi. Trans olmak ameliyat vs gibi prosedürlerle değil kişinin kendisini tanımlamasıyla ilgilidir.

 

Kafası karışanlar LGBTİ örgütlerinin sitelerinde ya da gönüllülerinde daha açıklayıcı bilgilere ulaşabilirler. Bu yetersiz açıklamalardan sonra konumuza gelelim. Belki trans arkadaşların hayatlarına dair izlenimlerimden derlediğim kurgusal “küçük” bir hikaye daha açıklayıcı olur:

 

Ahmet 27 yaşında. İstanbul’da yaşıyor, üniversiteyi bitirmiş bir mühendis ve 5 yıldır iş arıyor. Doğduğunda ailesi tarafından Ayşe adı verilmiş olan Ahmet yine de pek çok açıdan şanslı hissediyor kendisini. Çünkü annesi süslü puslu, fırfırlı kız çocuğu kıyafetlerini çok sevmesine rağmen, Ahmet onları değil başka kıyafetler giymek istediğinde çocuğunu oyuncağı gibi kullanmak istemedi ve ısrar etmedi. Babası durumu pek umursamadı, sokakta oğlanları döven “kızı” ile gurur duydu. Okulda “Erkek Fatma” diye dalga geçen çok oldu ama hem ailesi hem öğretmeni “umursama onları, önemli olmak kendin olabilmektir, başkasının istediği kişi olmak değil” dediler. Bunu gören bazı çocuklar dalga geçmekten vazgeçtiler ve yapayalnız bir çocukluk geçirmek zorunda kalmadı Ahmet. Lise ve üniversitede de şanslıydı Ahmet; kendisini tanımaya çalışırken ailesi baskı yapıp onu hayal ettikleri kişi olmaya zorlamak yerine “senin kim olduğun; cinsiyetinle, kime aşık olduğunla ilgili değil ve biz seni seviyoruz, konumuz cinsel organların değil” dediler. Ahmet üniversitede kendisi gibi insanları da buldu, yalnız ya da yanlış olmadığını gördü. Kayıtlarda adı Ayşe görünüyordu ama arkadaşları hatta birkaç hocası onun kendisi için seçtiği Ahmet ismiyle sesleniyordu. Sınıfta, kampüste, yurtta elbette kendisine düşmanca ya da alaycı yaklaşanlar hatta saldıranlar oluyordu ama Ahmet yalnız değildi, yoluna devam edebiliyordu. Kendi hissettiği cinsiyeti devlete onaylatmanın saçma olduğunu düşünüyordu Ahmet, bu yüzden de kimliğini değiştirme gereği görmedi hiç. Ta ki iş aramaya başlayıncaya kadar.

 

Başına gelecekleri biliyordu, kendisiyle aynı durumdaki insanların deneyimlerini can kulağıyla dinlemişti hep. Önce fotoğrafsız bir CV hazırladı ve birçok yere gönderdi. Yüz yüze görüşmede insan ilişkilerindeki yeteneği ile aşmaya çalışacaktı “Ayşe-Ahmet meselesi”ni. Öyle diyordu: Ayşe-Ahmet meselesi. Kadın adıyla gelen bir mühendis CV’sine “kadın mühendis mi olurmuş” diye kimse pek dönmüyordu zaten; üstüne bir de fotoğrafsız olunca tek bir görüşme çağrısı alamadı Ahmet. Fotoğraflı CV’si de “Ayşe-Ahmet meselesi”ne takılıyordu otomatik olarak. Bir yılı böyle geçirdikten sonra işi resmiyete döküp Ahmet’liğini devlete onaylatmaya karar verdi ve geçiş sürecini başlattı. Ameliyat olacak ve Ayşe-Ahmet meselesini ortadan kaldıracaktı. Bu zorlu bir süreç olacaktı Ahmet için. Önce bir üniversite hastanesine başvuracak, onların verdiği onay ile mahkemeye başvurup ameliyat için izin alacaktı. Hastaneden ve uzmanlardan onay alabilmek için iki yıl boyunca düzenli olarak translara yönelik yapılan grup terapi toplantılarına devam edecekti.

 

Nihayet iki yılın sonunda hastanedeki uzman psikiyatrın onayıyla mahkemeye başvurdu Ahmet. İlk duruşmada, hakim Medeni Kanun’un 40. maddesi uyarınca Ahmet’in yani onlara göre Ayşe’nin üreme yeteneğinden tamamen yoksun olup olmadığına dair hastane raporu talep etti. Ahmet düzenli olarak adet görüyordu, çok şanslıydı o konuda. Muhtemelen üreme yeteneğinde de bir sorun yoktu. Çocukları çok seviyordu ve kadın olsaydı bir bebek doğurmayı çok isterdi ama kadın değil erkekti kendisi ve erkeklerden değil kadınlardan hoşlanıyordu. Yani rahmi, yumurtalıkları olan herteroseksüel bir erkekti Ahmet. Ameliyatta onları kaybedecekti ama şimdilik sapasağlam yerindeydiler. Yani ameliyat olabilmek için önce başka bir ameliyat daha olmasını istiyordu devlet; öyle küçük bir operasyon da değildi üstelik.

 

Devlet, “Sen kadınsın ve senin kadın değil başka bir şey olmana izin vermem için doğuramaz (en az üç tabii) yani ‘işe yaramaz’ olman gerekiyor. Buna sen değil biz karar veririz” diyordu devlet. “Ha bizi dinlemeyip ısrar edersen git biçtir kendini, acı çek, belki bir komplikasyon falan olur ölürsün; böylece hem senden kurtulmuş oluruz hem de diğerleri için caydırıcı güzel bir örnek olmuş olursun” diyordu.

 

Ahmet bir süre düşündü; ailesiyle, arkadaşlarıyla konuştu. Bazı avukatlardan, LGBTİ örgütlerinden görüş aldı. Hukuki bir mücadeleye gücünün yetmeyeceğini karar verdi. “Zaten hukuk mu var ki memlekette'” dedi Ahmet; işsizlik de canına tak etmişti. Utana sıkıla ailesinden bir de bu ameliyat için para istedi. Ahmet çok şanslı; verdiler.

 

Devlet ve toplum Ahmet’i çok tehlikeli ve acılı ameliyatlara zorluyorlar. Ahmet’i saldırılardan, ayrımcılıktan korumak bir yana Ahmet’in kendi bedeni üzerindeki tasarruf hakkını bile tanımıyorlar. Ve Ahmet kendisini şanslı hissediyor bir daha uyanıp uyanamayacağını bilemediği narkozu içine çekerken.

 

Mehmet Tarhan

*Bu yazı ilk olarak Evrensel Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org