Hayat o kadar garip ki bir anlık duygusal hal ile darmadağın olabiliyorsun. Belki de bu duygu hali benim en elzem ihtiyacım olduğu için bu kadar zuhur etti.  Şu an yine bütün hayallerimin önüne geçti ve ben yine anne olmak istiyorum.

 

Bir çocuğum var, bugün adını Leyla koyduk Gani teyzesi ile. Zamanı ne zaman gelir bilinmez ama bir yerlerde beni bekleyen bir çocuk var. Her geçen gün ona daha da çok yaklaşıyorum. Bir an onu karnımda hissettim, hani küçücük derler ya daha belli bile değil.

 

Cinsel yönelimimi ve cinsiyet kimliğimi genellikle tanımlamamaya çalıştım ve çoğu zaman da öyle gerektiği için heteroseksüel bir kadınım dedim.  Lubunya ebeveyn diyelim bu olaya.

 

Örnekleri var mı Türkiye'de bilmiyorum ama görünür olması gerektiğini düşünüyorum. Belki de 'Hetero kadın diye tanımlıyorken kendini nasıl görünür bir lubunya ebeveyn olacaksın'' diye soracaksınız. Bazen hedefe ulaşabilmek için heteroseksizmi 'becermek' gerekiyor ve ben de şuan onu yapıyorum. Belki bir yerlere gelebilmek için belki de geçen yılların intikamı, kendimce'

 

Leyla diyordum. Gönül ister ki annesi olduğu gibi bir babası da olsun. Ama Leyla'nın babası ya da eşim de (cinsiyeti çok mühim değil zat-ı muhteremin) bekliyordur bir yerlerde bizi.

 

Zat-ı muhteremi bir tarafa bırakalım şimdilik. Her şeyden önce Leyla kocaman bir aileye sahip olacaktır. İlk zamanlar okulda onun yıpranmaması için açık olmayacağız tabi.  Bu süre içerisinde Leyla teyzelerini, halalarını, dayılarını, anne-babaanelerini ve diğer akrabalarını tanıyacaktır ve onlarla büyüyecektir. 

 

Koca ailesinden hep bir şeyler öğrenip derya denize dönüşecektir. Nasıl bir karaktere sahip olur bilmiyorum ama Gani teyzesinin de dediği gibi benim çocuğumun homofobik, transfobik, asker ve faşist olmaması için elimden geleni yaparım.  Tabi çevresinde bu kadar politik lubunya olunca benim işim de çok zor olmaz herhalde.

 

Eğitimi için çırpınırım, hangi mesleği seçerse seçsin saygı duyarım ama iyi bir insan olması yönünde elimden gelen gayreti gösteririm.  Meslek düşünürken seks işçiliğinin de bir meslek olduğunu bilecektir. Annesine sorarsa sanat alanında bir meslek sahibi olmasını ya da avukat olmasını tavsiye ederim.  Ya da karışmam sen neyi istersen onu seç yavrum derim. 

 

Leyla beni biyolojik bağlarımdan kurtaracaktır ve bütün dünya onun üzerinde dönecektir.  Hiçbir zaman annem dışında diğer biyolojik aile bireyleri umurumda olmadı ama Leyla ile birlikte hiç olmayabilirler ya da olmak isteyenler olsun. Leyla olunca umurumda olmaz ki olup olmadıkları.

 

Düşündükçe büyük bir sorumluluk olduğu noktasına yaklaşıyorum.  Offf, en çok da ergenlik dönemi zor olacaktır, sonra ilk aşık olunca' Ne yaşamak istiyorsa yaşasın isterim ama o anki annelik içgüdüm ne olur kestiremiyorum. Bir arkadaşımı bile koruma içgüdüsüne sahipken çocuğum noktasında nasıl olurum bilmiyorum.

  

'Leyla'nın sahip olacağı bir ailede var olmak ister miydim'' diye sorunca kendime, evet isterdim. Baskı ve engellerim olmasaydı hayata daha erken başlardım ve şunu da söyleyebilirim ki her açıdan zirvede olurdum. Onun için kendi deneyimim üzerinden sanırım ne yapmam ve nasıl davranmam gerektiğini biliyorum.

 

İyi, merhametli ve en önemlisi hayvan sever bir çocuğum olsun isterim. Şuan hayatımda Pulse (köpeğim) var, Leyla'nın abisi. Birlikte yaşayacakları için abisi ona bir şeyler katacaktır mutlaka.

Biz lubunyaların hayatı genellikle kısa sürer, ya öldürülüyoruz ya da intihar ediyoruz baskı ve şiddete dayanamayarak.  Kendi kimliğimizi yaşamak uğruna bu haklı mücadelemizde de ailemizi kaybetmemek için elimizden geleni yaparız. Kendimizi yaşamaktan vazgeçeriz ya da onlar uğruna kapalı kapılar ardında hayatlarımızı sürdürür ve hiçbir zaman mutlu olamayız. Ne zaman ki bütün uğraşlarımız biter ve yoruluruz o zaman 'Elimden geleni yaptım ve ben buyum, beni böyle kabul edin!' der kendimizi yaşamaya başlarız. Dönüp geçmişe baktığımızda ise en güzel yaşlarımızın geçtiğini görür ve 'Ahh keşke, bugünkü aklım olsaydı' şeklinde hayıflanırız.

 

En kötüsü ise yıllarca hayatımızı kendi bencillikleri yüzünden yerle bir eden biyolojik aile kavramından ve içindeki bireylerden kurtulamamamız olur. Bir arkadaşım ile dün konuştum, abisi ve erkek kardeşi İstanbul'a gelmişler ve onlarla ilgileniyormuş. Ki bu arkadaşım yıllarca onlardan her türlü şiddeti görmüştür. Bizzat bilirim, çünkü çocukluk arkadaşım. X kişi yeni cinsiyet geçiş ameliyatı olmuştur. Yurt dışından gelir gelmez bu durumundan haberdar olmayan ailesinin İstanbul'a kendi sağlık sorunları yüzünden gelecekleri tutmuş. Tabi ilk iş olarak da, onlara göre 'oğullarını' aramak olmuş. Bizim kız da söz konusu aile olunca elinden geleni yapmaya kalkışmış, hazırlık, harcamalar vs. Ben de yine lafımı esirgemeyerek biraz sert çıktım kıza. 'Sağlık durumun belli kendine iyi bakıp bir an önce iyileşmen lazım, kimse senden önemli olmamalı bu süreçte' tarzında şeyler sıraladım. O da bana, 'Abla bir şey diyeceğim de yanlış anlama. Yarın bugün elden ayaktan düştüğümde kim bana bakacak, tabi ki ailem' dedi. Umarım düşmez ve kimseye ihtiyacın olmaz da, diyelim ki dediğin gibi oldu ve umarım dilediğin olur sevgili bacım.

 

Ben de ne desem boş olacağını bildiğim için haklısın bacım deyip kapattım konuyu. Evet, yıllardır biyolojik ailelerimiz eziyet etti, sırtımızdan kazandılar. Bu söylediklerim herkes için geçerli değil ama gözlemlediğim kadarıyla büyük bir oran maalesef ki böyle.

 

En klasik hikaye ise, cenazelerimizi almaya gelmezler ama malımız ve mülkümüz onların olur.

 

Kendi adıma hiçbir zaman ailem için yırtınmadım. Benim için aile anne demek oldu her zaman. Yalan değil annem üzülmesin diye çok erteledim hayatımı. Ama şuan kendimi yaşıyorum ve annem ile de çok iyiyiz. Hayat kısa, kuşlar uçuyor'

 

Leyla doğunca elbette annesine bakar ve mezarını da kaldırır. En azından kimsesiz mezarlığına defnettirmez belki Leyla beni.  Ayrıca, malımız mülkümüz de olursa Leyla'nın olur ve gözümüz arkada kalmaz böylece.

 

Mezarın kaldırılması ya da sahiplenilmesi inanç meselesi ki benim umurumda olmaz, öldükten sonra ne olacağım. Ama sırf bu sebepten dolayı bile aileci olan lubunyalar yok değil. Dert bu ise, bu sebepten dolayı bile evlat edinmek çok iyi fikir bence. Bir taraftan bir yerlerde bekleyen bir çocuk ve ona ihtiyacı olan bizler.

 

Benim derdim annesi olmayan bir çocuğa anne olmak ve karşılıklı mutlu olmak. Bu yazının sonuna gelirken de Pulse'ı görmeniz lazım. Halıya çiş yapmış ve sütyenimi almış oynuyor.

 

Leyla'nın abisi çok yaramaz.

 

Deniz Şapka

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org