Yangında ilk kurtarılacaklar arasında çocuklardan sonra "Onları" bellemem ergenlik yıllarıma dayanıyor. Sonradan arkadaş olduğum o ergen çocuğa, efemine hallerinden ötürü yaşadığı küçük yerde "Kız Baran" olarak lakap takılmıştı. Arkasından yapılan konuşmalar, küçümseyici, alaycı tutumlar bende hep O'nu koruma refleksi geliştirdi.

 

Lise yıllarımda ise mahalledeki en sıkı arkadaşlarımdan biriydi bir diğeri. Fatih'te Hırka-i Şerif Camii'nin karşısındaki sokakta oturuyorduk. Kadir Gecesi, şehir dışından ulum ulum gelen ziyaretçi akınıyla taşan mahalle, çocuklar ve gençler için eğlence yerine dönüşürdü.

 

Kadir Gecesi'nde sabaha kadar sokakları arşınlamak, gezip sohbet etmek, bizim için bir ritüel olmuştu. Kızlardan oluşan küçük bir grubun görünürdeki tek "erkeği" olan Yasin, annelerimizin göz bebeğiydi. Ne de olsa yanımızda bir "erkek" olarak bizi korur kollardı. Yasin, kızların ailesinin kapısına tek tek gelir izin alırdı bir gün önceden. Sonra da "Kız, anneleriniz bana güvenip izin verdi. Sokaklarda kahkaha atmayın", der basardı kahkahayı.

 

Yıllar içinde toplumdan dışlanan, ötekileştirilen, horlanan, ezilen bu insanların tümüne karşı gelişti bu koruma, kollama refleksi bende. Pozitif ayrımcılık da bir nevi ötekileştirmeydi, gönül isterdi ki bu toplumda hiç buna gerek kalmasın. "Onlar" da "senin" "benim" gibi evlenebilsin, sorgulanmadan bekar kalabilsin, seks işçiliğine itilmeden istedikleri okullarda okuyabilsin, meslek sahibi olabilsin, kariyer basamaklarını normal olarak tırmanabilsin, özgürce yürüyüş yapabilsin, LGBTİ için yürüyüşe gerek kalmasın da edindikleri meslek grupları için yürüyüş yapsın, meslek örgütlerinin başlarında olabilsin, holdinglerin başlarında olabilsin, "sana", "bana" nefes almak ne kadar hak, ne kadar helal, ne kadar olağan, ne kadar normalse, "onlara" da olsun. Yazıda kullanılan tüm tırnak işaretlerine gerek kalmasın!

 

Ben, dönüşen bu toplumu yaş olarak ne yazık ki göremeyeceğim. Ancak yapabileceğim bir şeyler olmalıydı. Yazmaya başladığım bu yılın başında trans bir kadının yaşadığı iki ayrı hayatın romanını kaleme almaya karar verdim. Bunun için trans haberleri yapan bir gazeteci arkadaşımla konuştum. Altyapı çalışmalarımı tamamladıktan ve kurguyu yaptıktan sonra kalem yazmaya başladı yazmasına. Çok heyecanlıydım. Yazdığım kadarki kısmı en yakınlarıma okuttum. İlk kitap için çok keskin bir konu olduğu konusunda hemfikirdi herkes. Çünkü korkmuşlardı bu kadar "çıplaklıktan". Ne gerek vardı, başka konu mu yoktu...

 

En inandıklarım, benim inancımı vurdular alacakaranlıkta. Bir gece rüyamda romanımın kahramanı Ferhat geldi karşıma. "Abla, neden yazmıyorsun beni, yaz be abla" dedi gülümseyerek. Başımı eğdim önüme, hiçbir şey diyemedim Ferhat'a. Koşar adım kaçtım yanından. Sığındım yine yalanlarıma.

 

Sevgili Hande kardeşim, 22 yaşında, oturduğum yerde -Zekeriyaköy"de- bulmuşlardı ya seni. Sen kendime getirdin beni. Bıraktığım yerden alıyorum kalemi. Bu roman yazılacaksa, bir yayın evi çıkıp bunu basacaksa, birileri alıp okuduktan sonra kendini sorgulayacaksa, birilerinin daha iyi bir insan olmasına sebep olacaksa hep senin "yüzünden".

 

Bil istedim güzel kardeşim.

 

Not: Arkadaşlarımın adı değiştirilmiştir.

 

Banu Alural Saylağ

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org