Yalnızlaştırılma politikası, kimlik mücadelesinin en ötekileri ve öznenin özneye iyi gelme hali...

 

Dünya günlerdir rengarenk. Günlerdir gündem her zamankinden biraz daha ibne, biraz daha dönme ve diğerleri.

 

En onurlu, en muammalı, ne renkli geçirilen koskoca yılın 1 haftası, her zamankinden biraz daha kırmızı.

 

Örgütlenmezsek öldürülürüz, sesini yükselt aşkını örgütle diyen kimlik ve onur mücadelesi veren ibne, dönme ve diğerleri.

 

Meselenin diğer tarafı ise yalnızlaştırılma politikası.

 

Dünya gündeminin en karanlık olduğu, nefretin; bedenin, aşkın, yaşam hakkının ve onurun üzerini kanla örtmeye çalıştığı bir dönemden bahsediyoruz. Direnenlere bin selam elbette, ancak direnişin bir de öteki kimlik mücadelesi var ki, bütün renkleriyle siyaha, karanlığa direnen bir mücadele.

 

Pek çok travma atlattık, atlatmaya çalışıyoruz, yenileri ekleniyor travmalarımıza, dimdik durmaya çalışıyoruz, güçlü olma halini birbirimize sarılarak hissetmeye çalışıyoruz. Temel mücadelenin kimlik olduğu bilincinde olduğumuz bu günlerde Ankara'da, Suruç'ta, Cizre'de, dolmuşta, sokakta, meydanda kaybettiğimiz bütün yoldaşlarımızın var olduğunu her seferinde daha yüksek sesle haykırıyor olma haline Orlando da eklenmiş bulunmakta.

 

Sesleri duyamıyor olmak, omzunu bu zamana kadar omzumda hissettiğim insanların ellerini tutamıyor olmak gibi bir acı. Bunu da yalnızlaştırılma politikası diye tanımlayabiliyorum ancak.

 

"Naçizane" eleştirimdir, neden susuyoruz'

"Haddim olmayarak" sitemimdir, bu da bir kimlik mücadelesi değil mi, Ankara katliamından tek farkı nefretin yöneldiği yer mi, yoksa kurbanın yönelimi mi'

 

İşçisinden kimliğine bütün öteki halklarla mücadelenin kesiştiği noktayı buluyor, o nokta üzerinden söz söyleyebiliyor ve en onurlu hali ile var olabiliyor iken okun ucunun ibneye dönmeye ve diğerlerine döndüğü dönemlerde susuyor olmak, karanlığın önündeki ışığı söndürmez mi, insanlığı bir kez daha öldürmez mi'

 

Elbette Özgecan'da, Soma'da, Ankara'da, Cizre'de, Nusaybin'de, Suruç'ta, Madımak'ta çıkardığımız sesi yine çıkaracağız. Gezinin orospuları, ibneleri, küründen dönenleri, has dönmeleri ve diğerleri olarak yine var olacağız ancak nefretin ucu her zaman bize dönebiliyor iken ucunu ibnelerin en yalnız halleriyle karanlığın kendisine çevirmeye çalışması, bu yalnızlık, bu sessizliğin en acı hali ne zaman son bulacak'

 

Ankara'daki polis şiddeti için, Orlando için, kendini onurlu olarak tanımlayan bütün halkların gökkuşağı altında buluştuğu Onur Yürüyüşü'ne yapılan saldırı için, Eylül için ve örneği her geçen gün en karanlık haliyle önümüze koyulan nefretin pratikleri için ne zaman hep beraber sesimizi yükselteceğiz'

 

Biz yapıyoruz, siz de yapacaksınız diyerek madileşmiyorum elbette. Madileşmem yalnızlaştırılmayadır, ibnenin ibneye iyi gelmesi zorunluluğunadır.

 

İbnenin ibneye iyi gelmesi haline bir lafım yok elbette, bu hal benim belki de aldığım en profesyonel yardımdır. En ayakta tutan, en onurlu, en renkli güçlendirme programıdır. Ancak omzumun diğer tarafında bulunanlar ile de Onur Yürüyüşü'nde, Orlando anmasında ve hatta Ankara'da çark dönüşü evine kazandığının katlarınca cezayla, yarayla dönen veya dönemeyen dönme kadınlarla dayanışma isteğim ütopyalarda kalma korkusu ile karşı karşıya.

 

Korkmaktan ileriye, kimliklerin bütünüyle nefreti yeneceğimizi biliyoruz. Sen yoksan çok eksiğiz diyebiliyoruz. Nedense çok da eksik hissedebiliyoruz dönem dönem.

 

İşte o dönemlerden birinde gibiyiz, fark edemiyoruz veya ettirmiyorlar ancak nefret tam olarak ibnelere yönelmiş durumda. Gezi ruhunun yaşatıldığına inandığım tek etkinliğin Onur Yürüyüşü olduğunu düşündüğümden midir bilmem ancak Onur Yürüyüşü'nde ibnenin ibneyle öpüştüğünden öte bir ruh ve aşk var. Tıpkı gezinin queerliği gibi. Bu ruh ve aşkı dayanışmanın en güçlü haliyle ileriye taşımak ve sesimizi onurumuzla yükseltmek gökkuşağının altında birleşmek kadar kolay.

 

Onurumuzla, çocukluğumuzla, renklerimizle, kimliklerimizle, cinsiyetimizle veya cinsiyetsizliğimizle bir arada olmak için ille de Onur Yürüyüşü, ille de ay, ayol, azadi!

 

Çayan Azadi

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org