Uzun zamandır yeraltı edebiyatı üzerinden üretim yapan kötü bir yazarım. Pek çok kendime dair önemli bulduğum mevzuda söz ürettim. Çoğu zaman bazılarını rahatsız etti bu sözler. Yazık ki kendi translığıma, kendi kadınlığıma dair yazmaya çalıştığım, deneyimlerimi aktarmaktan imtina etmediğim yazılarım ulema tarafından taşa sopaya tutuldu. Aslında bunda hiçbir sorun yok. Şayet ulema heyeti kendi alanımdan birileri olsa evet bunda bir sorun var diye düşünürüm. Bunu sorun eden kesim benim kadınlığımla ve benim anlattığım kadınlıkla hiç alakası olmayan insanlar.

 

Muhakkak ki bu ülkede trans olmak çok zor. Sanatçı bir transın yaşadığı zorlukları asla bilemem. İyi bir üniversitede tıpkı trans olmayan heteroseksüel bir kadına eş fizyolojik yapıda bir transın da sorunlarını anlayabilmem mümkün değil. Şayet anlatırlarsa sorunlarını dinlerim ve mücadelelerine beni de dahil ederlerse onlarla beraber yol yürümeye de hazırım.

 

Benim anlattığım meseleler sokakla ilgili. Hatta o sokağın da en leş en karanlık işlerinin döndüğü kuytu köşeleriyle ilgili. Dolayısıyla bedensel uzuvlarını kullanamayacak durumda olan bir seks işçisinin sokakta, aç ve yalnız öleceğini çok iyi bilirim.

 

Trans bedenlere dair ortada koskocaman bir alan olduğunu görmüyor musunuz' Bu alana dair herkes kendi deneyimlerini, gördüklerini, yaşadıklarını kendi dilince anlatıp aktarmakla mükellef değil mi'

 

Ben 46 yaşında, bağımlı ve caddenin tüm rezilliklerini her gün yaşayan bir seks işçisiyim. 80’ler, 90’lar ve 2000’lerde bir sürü arkadaşımın ameliyat süreçlerine şahit oldum. Tüm bu süreçlerde, bu ameliyatların çoğunun merdiven altlarında yapıldığını gördüm. Sonrasında ise çok ciddi sağlık sorunları ile karşılaştılar ve hala bunlarla yaşamaya çalışan arkadaşlarım var. Hayatını devam ettirmek için seks işçiliği yapmak zorunda olan ama onu bile yapamayacak duruma gelmiş insanlardan bahsediyorum size. Benim hikayesini aktardığım bir çok yazımdaki kullandığım ifadeler benim ve onların ortak yaşadığı kendi deneyimlerimizdir.

 

Yayınladığım her yazımın arkasından hoşnut olmayan bir gruba sürekli olarak tekzip yayınlamam isteniyor. Kendimi sokağın diliyle ifade ettiğimi düşünürken, entelektüel ulema kesimine sözlerimi işittiremediğimi fark ediyorum. Eleştirilmenin kendisi üretimi yeniden doğuracakken, sizlerin üzerimde uygulamaya çalıştığınız tahakküm nedeniyle aynı Akit Gazetesi’nin Kaos GL yayın organına uyguladığı mobing benzeri bir taciz edilmiş ruh haline bürünüyorum. Benzer bir şekilde ameliyatlarla ilgili durumların ve yaşanan sağlık sorunlarının  konuşulmuyor, hatta konuşturulmuyor olmasını da sorunlu buluyorum. Evet bahsettiğim hikayeler pek tabii tüm ameliyat olanları kapsamıyor. Dilimin genelleştirici yapısının farkındayım. Ancak bunları konuşma çabasının kendisinin dışlanıyor olması da bizleri daha çok özgürleştirmiyor. Yazdığım yazıların arkasından gelen transfobik ithamları ise benim trans olma halime ve kadınlık varoluşuma dair ne kadar noksan baktığınızı da göstermiyor mu'

 

Benden özür beklemenizi hiç anlayamam. Gerekirse ben özür de dileyebilirim. Neden dilemeyim ki' Ben sürekli polisten, hakimden, savcıdan, ailemden, okulumdan özür diletilmeye mahkum edilmiş kötü bir dönmeyim. Sizlerden özür dilemekten değil gocunmak aksine gurur duyarım. Benim kullandığım ifadeleri, sırtımda cop kıran, saçlarımı kökünden kesen, sakalım uzayana kadar beni mini etekle karakolda keyfi olarak bekletip bir ucube olarak gündüz sokağa salan polisle aynı değerlendirmemek gerekir. Ancak yazdıklarım ve ifadelerim arkadaşlarımda bu kötü deneyimleri hatırlatıyorsa onlardan gerçekten özür dilerim.

 

Şunu unutmamalıyız ki ben lisanslı bir travesti değilim. Travestilik lisansının nereden alındığını da bilmem. Öyle bir yer varsa da emin olun ve rahat olun ki bu lisansa hiçbir zaman tamah etmeyeceğim. Çünkü ben bundan daha iyi bir Ganimet olmayacağım. Ben tekrar söylüyorum ki ucubelerin kraliçeliğini tercih etmişim. Yani hiç kimseye alanında rakip değilim şayet ucubelik yarışında bulunmuyorsa.

 

Ben 20 yıldan fazladır örgütlenen bir travestiyim. Örgütlü mücadelenin ne olduğunu çok iyi bilirim. Ancak ben bir örgütten bağımsız tek başına bir birey olarak da varım. Yazık ki kendimi ifade etmem için zar zor ulaştığım yazı yazma alanına uygulanan sansür beni bir iktidara biat etmeye de zorlamak istiyor. Beni şikayet ettiğiniz örgütüm ve hatta trans hareketi bu sansürü görmüyor mu sanıyorsunuz. Entelektüel birikimin, politika üretmenin tekeli birilerinde de ben mi bilmiyorum, acaba'

 

Benim düşünce ve ifade özgürlüğüme her defasında uygulanan bu sansürün bu coğrafyanın genel muhafazakar yapısından kaynaklandığına inanıyorum. Sizleri suçlamıyorum. Çünkü yaratılan bu yapıda erimeyi tercih edebilirsiniz. Ancak şunu da belirtmeden geçmek istemiyorum ki beni iktidara şikayet etme halinizden korkuyorum. Bugün benim üstümde bir erk olarak gördüğünüz örgütümü ve hatta trans hareketini bu şikayet mekanizması içerisinde kullanırken, yarın da ev sahibime, apartman yöneticime, mahalle muhtarıma, emniyete ve hatta TC devletinin kendisine de beni şikayet edebilirsiniz demektir.

 

Onur Haftası Komisyonu ve kullandığınız iletişim aracı benim aşina olduğum şeyler değil. E-posta kullanabilen, bir yabancı dil konuşan ve hatta kent konseylerinde cumhuriyetçi ablalarımızla sohbet edebilmeyi becerebilecek eli yüzü düzgün, beyaz, temiz ve güzel kokan bir trans kadın olamadım. Ben ucube cd’lerin kraliçesi olarak dönme Gani_Met olmayı tercih ettim. Şimdi benim dahil bile olmamın mümkün olamayacağı bir mekanizmada benim üzerimden ben olmadan yürüttüğünüz tartışmalar ne kadar iyi niyetli veya demokratik olabilir ki!

 

Ben sokakta kendini her gün yeniden yererek var ediyorum. Sokağın dili ile harmanlıyorum entelektüel birikimimi. Dayak yemeden, tecavüze uğramadan, polisle kovalamaca oynamadan geçirdiğim bir gün bile bana iğreti geliyor. Alışamıyorum. Dolayısıyla benim ve akranlarımın gerçeklikleri adalardan bir esinti ile gelen ılık rüzgarlara benzemeyecektir.

 

Şunu unutmayın ki her zaman son aldığımız koli but beldeli değildir ancak but bir similyası vardır ve her yerimizi yalar.

 

Gani_Met

(Fotoğraf: Ömer Tevfik Erten)

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org