Duygu dolu enfes bir haftayı daha geride bıraktım. Geçtiğimiz hafta benim için şahaneydi. Çünkü birilerine bir şeyler anlatmak kendimi bildim bileli beni mutlu ediyordu.

 

Haftanın başında Ted Üniversitesi’ndeydik, yaşayan kütüphane etkinliğinde. Trans kadın kitap olarak oradaydık. Okul öğrencilerinin ve etkinlikten haberdar olan birçok kişinin sorularına cevap verdik, Ali Can’cım ile. 3 günlük bol sorulu, kahkahalı ve hatta gözyaşı döktüğüm haftanın sonunda sevgili ve bir tanecik annem Ankara’ya benim yanıma geldi.

 

17’sinde ailesinden ayrılıp kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmayan kimse sanırım annesinin onu ziyarete geldiğindeki duyguları anlayamaz. Bu benim hayatımdaki sayılı devrimlerden bir tanesi. Annem artık benim evden koptuğumu kendine inandırmış ve bir buçuk yılın sonunda endişelenmeye başlamış. Benim gerçekten Ankara’da yaşadığımı görmek için de gelmişti.

 

Ankara’yı Bilmiyorum Ama Aşti’nin Ayrılıklarla ve Buluşmalarla Bir İlişkisi Olmalı

 

Annemi görene kadar Ankara’ya geldiğine inandıramadım kendimi. Ama valla da gelmişti. Bana mendil salladı ve soluğu boynunda aldım. Daha sonra Ankaray’a binip eve geçtik. Annem bu kadar büyük bir şehir ile nasıl baş edebiliyorsun diyor öte yandan sorular soruyor ve etrafa bakıyordu. Evimi, kedilerimi çok sevdi. En korkulu kısmı atlatmıştım, çünkü annemin evimi, odamı ve düzenimi beğenmesi benim için çok önemliydi. Onun yetiştirdiği gibi olmalıydım. Nitekim başardım. Ayyy, yeter! Annemle yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz bize kalsın. Ben işin verilen tepki yönünü yazmalıyım. Anneme östrojen kullandığımı söyledim. Olay şöyle gelişti kızlar:

 

Yine her zaman ki gibi boş bulunup t-shirtümü çıkardım ama annemle aynı odada olduğumuzu fark ettiğimde her şey için çok geçti. Büyüyen memelerim artık gözüne çarptı. Daha sonra kanepede yan yana otururken fark ettirmeden dokundu ve gece yatağa geçtiğimizde elini birden t-shirtüme soktu ve “İlaç mı kullanıyorsun sen'” dedi. İnkâr edemezdim çünkü artık belirli bir erişkinliğe ulaştılar. Hiç kendimi ve annemi yormadan “Evet anne östrojen kullanıyorum” dedim ve daha sonrasında trans dönüşüm sürecinden (hukuk, sağlık ve trans hareketinden de) bahsettim.

 

Mersin’de yaşadığım o berbat baskıyı, şiddeti ve kapı kapı doktor gezmelerini yaşamadım bu kez. Çünkü kendimi bir şekilde ispatlamıştım anneme. Artık her şeyin farkındaydı. Kendi kendime bir türkü tutturmuş döne döne ilerliyordum yolumda.

 

Günün sonunda annem Mersin’e gitti. Ama sadece gitmedi. Benden o kadar çok şey götürdü ki hiç böyle olmamıştım ayrılırken. Gideceği günün sabahında başladık ağlamaya. O ağlıyor ben de ağlıyorum, o susuyor ben hâlâ ağlıyorum çünkü kolay şeyler yaşamadım ve yaşamaya da devam edeceğim gibi gözüküyor. Dönmek zor iş canlar hele bir de yalnızsan daha zor.

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org