2000’lerin ilk yarısında LGBTİ hareketin genel ortaklaştığı sözlerden biri “biz şimdi tarih yazıyoruz” idi. O sıralarda merak ederdim, tarih yazıyoruz ama kimse Kaos GL dergisine yazmıyor. Ne olacak bu yazmama halimiz derdim ama ben de yazmazdım. Yolun yarısını geçtikten sonra insan deneyimlerinden ve daha da kötüsü anılarından bahsediyor. Ve sizi dinleyen kişilerin de “yakın tarih” dinliyormuş gibi dinlemeye başladığında artık yazmanın vakti geldi diye düşünüyorsunuz.

 

“Tarihten notlar” yada sevgili Madi Ali’nin tabiriyle “sandık odası” tadında geçmişten yazmaya çalışıyorum.

 

3 Mart dolasıyla Pembehayat.org’da yazdığım yazıda Pembe Hayat Derneği’nin seks işçilerinin sorunlarını 2006’dan bu yana gündemleştirdiğini anlatmaya çalışırken Eryaman ve Esat’ta benzer bir sürecin aynı zaman diliminde yaşandığını söylemiştim.

 

Eryaman olayları sırasında çok fazla trans mağdur oldu. Ancak ilk baştan beri ısrarla Eryaman ve yaşamı için mücadele eden isimlerden biriydi Dilek İnce...

 

Dilek İnce bir yaz günü Kaos GL’ye gelmişti. Yaz olması ve o dönem itibariyle Kaos GL’nin ücretsiz çalışanları Ali Erol ve ben olduğum için oturup bir toplantı yaptık. Sonrasında bu işi bizden daha iyi bilen İHD ile iletişim kurmalarının daha iyi olacağını söyledik. İrfan Aktan ile söyleşi yapıldı. Sonrasında derneğimizin Avukatı Yasemin Öz ile iletişim kurmalarını sağladık. İlerleyen süreçte Pembe Hayat’ın kurulma sürecinin başlamasıyla birlikte Pembe Hayat Derneği Eryaman davasını sahiplendi. Bu süreç içerisinde Pembe Hayat üzerinden Dilek İnce ile daha yakından tanıştık ve dava sürecini birlikte örgütlemeye çalıştık.

 

O dönem Eryaman’da yaşayan ve çalışan kadınların çoğu ne yazık ki Eryaman’dan taşınmak zorunda kalmışlardı. Dilek İnce inatla davasına sahip çıkıyordu. Bunu söylerken Dilek’in yaptığı davranışa bir cesaret atfetmiyorum ya da tersine Eryaman’dan ayrılmak zorunda kalan ve mahkemelere gelmeyen arkadaşlara bir ithamda bulunmuyorum. Belki de birçoğumuzun hayatında olan bazı şeyler gibi Dilek İnce’nin elinde sadece Eryaman’da çalıştığı, barındığı hayata tutunmaya çalıştığı evi dışında bir şey yoktu.

 

10 Kasım 2008’de, Dilek İnce Etlik’te arabasının içinde pompalı tüfekle başından vuruldu. 10 Kasım akşamı hastane avlusunda sabahladık Ankara’dan trans arkadaşlarla. Yasemin Öz, Kaos GL Dergisine yazdığı Dilek İnce’in ardından isimli yazısında, “11 Kasım, İnce, kaldırıldığı Dışkapı Araştırma Hastanesinde vefat etti.  12 Kasım, İnce, öğle namazı sonrasında yetmişe yakın Pembe Hayat LGBTT Derneği üyesinin ve eşinin katıldığı cenaze töreni ile Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi.

12 Kasım, LGBTT Hakları Platformu öncülüğünde, Dilek İnce ve LGBTT’ye yönelik nefret cinayetlerine dikkat çekmek için yaklaşık 100 kişilik grup Ankara, Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasının ardından grup, "Eşcinsel ve transeksüel kanlarıyla kirlenmiş ahlakınız batsın!" diye haykırarak alkışlar eşliğinde Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı binası önüne yürüdü ve olayı protesto etti. Grup katillerin bir an önce bulunmasını istedi ve binanın önüne kefen bıraktık.” diye o üç günü zihinlerimize kazıyor.

 

O dönemin başbakanının, Kürtlere yönelik bir pompalı saldırı için “vatandaş tepkisini gösterecek” demesinden birkaç gün sonra Dilek İnce pompalı bir silah ile öldürüldü. Dilek İnce’nin hastanede bekleyiş süreci benim için şimdi bile ifade etmekte güçlük çektiğim başka bir düşünce, duygulara iten bir deneyimdi.

 

Dilek İnce için hastanenin önündeki bir gün süren uzun bekleyişte, durup dururken Eryaman mağdurlarından birinin saldırısına uğradı Buse. Sanki onca destek çalışması Pembe Hayat üzerinden örgütlenmemiş ve bütün bu süreçte Buse çabalamamış gibi. Dilek İnce’yi kaybettiğimizde sadece Dilek İnce’yi kaybetmedik. Buse’nin onca çabasına rağmen, sadece Buse’nin değil Pembe Hayat’ın çabalarına rağmen böyle bir saldırının gerçekleşmesini uzunca bir süre anlamadım. Anlamlandıramadım. Ancak dava sürecine devam ettik.

 

İkinci hayal kırıklığımı ise Dilek İnce’nin defnedilmesi sırasında yaşadık. Dilek İnce’nin yakın arkadaşları Dilek’in “biyolojik olarak erkek doğduğu için erkek ismiyle cenaze namazının kılınması” gerektiği konusunda ısrar ediyorlardı. Şimdiye kadar ailelerin hep trans cenazelerinde trans kimlikleri yok saymalarına tanıklık etmişken ilk kez transların bazı ailelerden bile daha normatif olabildiklerini ve bunu Dilek’in cenazesine umarsızca kusabildikleriyle karşılaşıyordum. Neyse ki makul bir imam Dilek’i Dilek olarak gömdü.

 

Yıllar sonra Pembe Hayat Derneği giysi bankası yapmaya karar verdiğinde Dilek İnce’yi onurlandırmak için Dilek İnce ismini verdi. Bu yazıyı aslında Dilek İnce kimdir sorusuna yanıt vermeye çalışırken bir yandan Dilek İnce’yi unutmamak için yazıyorum. Dilek İnce evli, çocuklu bir trans kadındı. Son beş on yılın tabiriyle “aktivist” kelimesinin içini belki de bizim için doldurmuyordu. Çünkü aktivizm alanının çizdiği sosyalleşme çemberine dahil değildi. Ama Dilek İnce inatla barınma, çalışma ve yaşam hakkına sahip çıktı. Giysi Bankası da tam da böyle bir dayanışma ve destek çalışması olarak kurgulandı. Dilek İnce öldürüldüğünde kendiliğinde bir söz dolaşıma girmişti. Sanırım bugünler de bu söze daha fazla ihtiyacımız var: “Bir dilek tut adı ‘insanlık’ olsun!”

Umut Güner

*kaosgl.org’tan alınmıştır

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org