Tarih: 2013-11-16

Aslı Zengin: Devlet, genelev araştırması için ne şartlar öne sürdü'



´Pembe kimlik almış çok fazla trans kadın geneleve kayıt yaptırmak için bekliyor´
- Genelev, sokaktan daha mı güvenli'
Bu güvenlik meselesi biraz karışık bir mevzu. Genelevin daha güvenli olduğunu düşünerek zamanında kayıt yaptırmış ve sonrasında da bin pişman olmuş bir sürü kadın var. Diğer yandan 2001 yılında durdurulan genelev kayıtlarından sonra geneleve girmek için sırada bekleyen çok sayıda kadın var. Bu kadınlar arasında özellikle pembe kimlik almayı başarmış trans kadın sayısı hayli fazla. Trans kadınlar için kayıt dışı çalışmak genelevde çalışmaya göre çok daha riskli olabiliyor. Özellikle son yıllarda şahit olduğumuz nefret cinayetleri sonucu birçok trans kadın öldürüldü ve bu cinayetleri genelde cinsel ilişkiye girdikleri adamlar işledi. Öldürülme riskiyle her an burun burunalar ve bu kadar şiddet içeren sokaklarda çalışmaktansa vesika alıp genelevde çalışmak isteyen kadınlar var.
Birebir görüşemediğim fakat genelevde seks işçisi olarak çalışan iki tane trans kadın vardı. Anlatılanlara göre, orada sokağa nazaran daha rahatlar. Genelevlerinde eskisi kadar şiddet olmadığını, kayıt dışı fuhuşta çok daha fazla genç ve güzel trans kadın olduğu için genelevlere talebin azaldığını söylüyorlar. Toplu halde çalıştıklarından dolayı herhangi bir şiddet vakasında diğer odalardan çıkıp gelecek ve anında müdahale edebilecek birilerinin olması güvenlik konusunda içlerinin daha rahat olmasını sağlıyor. Bir yandan da sistemin kendi kendini bitirmesi için devlet, kayıt yapmayıp oradaki kadınların yaşlanmasını bekliyor gibi bir değerlendirme var. Bazı trans kadınlar, İstanbul genelevindeki kadınlarının çoğunun artık 60 yaşlarında olduğunu ve eskisi gibi bir şiddet ortamının kalmadığını söylüyor. Ama bunu bir de trans olmayan ve hâlâ genelevde çalışan kadınlardan dinlemek lazım. Yani genelevi olumlu bir yer olarak tarif etmektense, genelevi sokağa göre daha olumlu bir yer olarak görmeye neden olan sokağın şiddetine dönüp bakmak lazım. Demek ki bayağı istisnai şiddet hallerinden bahsediyoruz.
´Canan hamile kaldığı polis sevgilisinin ısrarıyla kürtaj oldu´
- Çalışmanız boyunca sizi en çok etkileyen hikâye ne oldu'
Çalışmanın üzerinden 5 sene geçmesine rağmen beni en çok etkileyenlerden bir tanesi Canan´ın hikâyesi. Yaklaşık üç kere doğum yapıp her seferinde çocuğunu farklı nedenlerden dolayı kaybeden ve kayıtdışı seks işçisi olarak çalışan bir kadın kendisi. Canan, mülakatımız esnasında, çıkarıp günlüğünü benimle paylaştı. Bana o kadar güveneceğini hiç düşünmemiştim. Günlüğünün bir kaç sayfasını okurken bayağı kötü olmuştum ama içinde yazanları paylaşmayı hem etik açıdan hem de siyaseten doğru bulmadığım için bilgiler, kitabın içeriğine dâhil olmadı. Sonrasında Canan´ı çok kereler düşündüm ve görüştükten bir ay sonrasına kadar çeşitli nedenlerden ötürü Canan´ı arayamadım. Bir ay sonra aradığımda telefon numarası artık ona ait değildi ve sonrasında ona bir daha ulaşamadım. Bu beni bayağı üzmüştü. Hâlâ da zaman zaman ne yaptığını, nerede olduğunu çok merak ediyorum.
- Canan, bir yandan da bir polise âşık olmuş ve ondan hamile kalmış bir kadın. Çalışma sürecinde polislere dair olumsuz hikâyeler toplarken Canan´ın polise âşık olmasını size ne hissettirdi'
Şiddet gösteren kocalarına âşık olduklarını söyleyen, onları bir şekilde hep haklı çıkarmaya çalışan kadınların hikâyeleri geliyor aklıma. Cellâdına âşık olma mevzusu… Canan, çıkış noktası bulamamış, ailesi tarafından terk edilmiş, oradan oraya savrulmuş, artık seks işçiliği yapmak istemeyen bir kadındı. Ve Canan´ın gözünde, polis genel olarak, onu hem bu dünyaya sokan hem de bu dünyadan çıkarabilecek bir iktidar öznesini temsil ediyordu. Canan belki de o bebeği doğurarak polis sevgilisiyle aralarında ciddi bir şey olabileceğini düşünüyordu. Ama sevgilisinin de ısrarıyla kürtaj olup sonrasında da bu adam tarafından terk edilmişti. Canan´ın çok canı yanmıştı. Ne hissettiğime gelince, tüm bunları dinlerken bir sürü duygu birden hissettim; isyan, öfke, şefkat, çaresizlik… Hiç kolay değildi Canan´ın içinden geçtiği süreç.
´Vekiller, vesikalı kadınların çalışma süresini yarım gün gösteriyordu´
- Kayıtlı çalışan kadınların evlilik dışında çıkış yolları var mı' Ne zaman emekli olabiliyorlar'
Çıkamayan kadınların hikâyesinin nedeni tam gün ödenmesi gereken primin yarım gün ödenmesiydi. Vekiller, tam gün gösterilmesi gereken işi yarım gün gösteriyorlardı. Sosyal sigorta primi ödemeleri hâlâ aynı şekilde mi yürütülüyor bilmiyorum ama benim görüştüğüm kadınlar bunun için çok mücadele etmiş, içerden çok zor çıkmış kadınlardı. Basit matematiğe vurduğumuzda primlerin ödenme biçimi kadının ancak öldükten sonra emekli olabileceğine dair bir hesap sunuyor bize.
- AİDS veya herhangi bir bulaşıcı hastalık çıkış noktalarından bir tanesi mi'
Bir hastalık teşhisi konduğunda, kadınlar bir süre hastanede kalıp tedavi olmak zorundalar. İyileştikten sonra geneleve geri gönderilen kadınlar vardı. Bir kadına HIV pozitif teşhisi konduğunda ona nasıl muamele edildiğini ve edileceğini bilmiyorum. Böyle bir teşhis vakası yaşanmış mıdır, onu da bilmiyorum. Bunlar devletin gizlilik nedeniyle hepimizden sakladığı bilgiler. Hatta bir keresinde kadınların düzenli olarak Cankurtaran sahilinde gittikleri Cankurtaran´daki Deri ve Tenasül Hastalıkları Devlet Hastanesi´ne girebilmek ve kadınlarla görüşebilmek için cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile ilgili bilgi topladığımı söylemiştim. İl Sağlık Müdür Yardımcısı da devletin olduğu yerde hastalık olmazmış gibi: ´´Ne demek istiyorsun' Bunlar devletin genel kadınları! Onların arasında hastalık bulamazsın. Devlet zaten gereken önlemleri alıyor, hasta masta yok´´ deyip bana çıkışmıştı. Sonrasında da zaten hastaneye girişime izin verişmemişti.
´Fuhuşla Mücadele Komisyonu, protokolde ´devlet itibarını zedelersem´ tüm bilgilere el koyacağını söyledi´
- Çalışmanız esnasında başka müdahaleler oldu mu'
Vesikalı kadınlarla konuşabilmek için ya geneleve ya da kadınların düzenli sağlık kontrolünden geçtikleri hastaneye gitmem gerekiyordu. Ancak, yasalara göre bir kadının geneleve girmesi yasak. O yüzden, Cankurtaran´daki hastaneyi denedim. Yalnız artık burası tadilattan geçiyor ve şu an kadınlar bildiğim kadarıyla Bakırköy Devlet Hastanesi´ndeki bir klinikte kontrolden geçiyorlar. Cankurtaran´daki hastaneyi ilk ziyaretimde araştırmamdan ne kadar memnun olduğunu dile getiren başhekim, ikinci görüşmemde üslubunu tamamen değiştirip, ´´Seninle konuşmamı istiyorsan ilk önce yazılı kâğıtla gelmen gerekiyor, İl Sağlık Müdürlüğü´nden izin alman gerekiyor´´ dedi. Bu izni alabilmek için yaklaşık üç ay çabaladım. Çabalarım esnasında ´´Neden hayat kadınlarını çalışıyorsun, anneleri çalışsana, doğum yapan kadınları neden çalışmıyorsun' O zaman sana hemen bir hastane izni ayarlarız´´ gibi caydırıcı olmaya çalışan söylemlerle karşılaştım. Diğer yandan tüm kurumsal yollar tıkanana kadar vazgeçmek istemedim.
İzin almaya çalışma sürecinin kendisi zaten karşılaştığım ilişkiler ve seks işçisi kadınlarına dair kurumsal kişilerin takındığı tavırları görmem açısından çok çarpıcıydı. En sonunda İl Sağlık Müdürlüğü´ne verdiğim izin başvurusu dilekçem, Fuhuşla Mücadele Komisyonu´na sevk edildi. Uzun süren oyalamaların ardından benim vazgeçmeyeceğimi anladıklarında önüme protokol koydular. Kadınlarla konuşmama izin vereceklerini ama onların tayin ettiği birinin benimle beraber bu araştırmayı yöneteceğini, mülakatlara katılacağını ve bu mülakatların deşifrelerle birlikte İl Sağlık Müdürlüğü´ne teslim edilmesi gerektiğini söylediler. Eğer araştırma esnasında veya mülakatlarda devletin itibarını zedeleyecek bir şey gözlemlenirse araştırmayı durduracaklarını ve bütün bilgilere el koyacaklarını söylediler. Ben de artık bu noktada yıldım ve araştırma alanımın kurumsal ayağını feshetmek zorunda kaldım.
´Devlet genelevlerini çalışmama izin vermedi çünkü…´
- Devlet, kitapta kullandığınız tabirle ´´yatak odasını´´ konuşmaktan çekiniyor mu' Genelevlerini çalışmanıza neden izin verilmedi'
Devlet bana izin vermedi çünkü çalışmam, kadın cinselliğini çok görünür kılacak bir çalışma. Türkiye´de cinselliğin nasıl konuşulduğu aşikâr; ya küfür ve argo üzerinden ya da namus üzerinden, erkeğin cinsel gücü yüceltilip sürekli bu gücün aktifliği vurgulanırken, kadınınki erkeğin ihtiyaçlarına cevap vermesi gereken pasif bir cinsellik olarak konuşuluyor. Kadının cinselliği ancak doğurganlıkla anlam bulan ve kadının aktif cinsel arzusu üzerinden konuşulmaması gereken bir cinsellik. Kadın seks işçileri aslında bu algıyı ve düzenlemeyi sarsan, aktif kadın cinselliğini gün yüzüne çıkaran ve insanların yok sayamayacağı bir görselliğe büründüren kişiler. Devletin, bu kadınları duvarlar arkasına saklayıp, bilgileri de paylaşmaması gerekiyor çünkü paylaşıldıkça normalleşen, normalleştikçe ahlak anlayışımızı değiştiren ve ´´namuslu´´ ile ´´namussuz´´ kadın arasındaki ayrımı silikleştirecek bir bilgiden bahsediyoruz. Bu konudaki sessizlik ve mekân düzenlemeleri, bahsettiğim kadın ayrımını yeniden yeniden üreten iktidar tekniklerinden yalnızca birkaç tanesi.
- Dipnotlarınızda benzer bir sessizliğin, TSK ve Adli Tıp Kurumu´nda da geçerli olduğunu söylüyorsunuz. Bu kurumların genelevle ortaklaştığı noktalar neler'
Diğer alanlarda araştırma yapmadım ama bu kurumlara dair çevremden bazı arkadaşların zamanında yaptığı ufak çaplı araştırmalar var. Tüm bunları bir araya koyunca aslında devletin mahremiyetle kurduğu ilişkiye dair bir harita çıkıyor. Toplum, cinsellikle kurduğu mahrem ilişkinin bir benzerini ölü bedenlerle de kuruyor. Devlet bu mahremiyet biçimlerini kurumları vasıtasıyla sürekli kurarak aslında bunu bir iktidar aracına dönüştürüyor. Ölüm de mahrem bir şey ve Adli Tıp da devletin ölümle nasıl bir ilişki kurduğunu anlamak açısından önemli bir alan. Fakat orası bir sırlar alanı ve araştırmacıların erişimine çok da açık bir yer değil. Ya da açık olsa bile belli bir dereceye kadar açık.
´Devlet erkek vatandaşının sırtını sıvazlıyor´
- Mekânlar ve bilgi paylaşılsa ne olur'
Mesela geçtiğimiz hafta, RTÜK, Mor Çatı´nın kadına yönelik şiddete karşı yaptığı kısa filmleri yasakladı. Filmler, ´´Her gün beş kadın erkekler tarafından öldürülüyor´´ gibi aylardır süren Kadın Cinayetleri Kampanyası´nın gündemimize taşıdığı toplumsal gerçeklere dayanarak bu gerçekleri dile getiriyorlar. Ne oldu bu filmlere' Filmler tam da erkek iktidarını kıracak, belki de toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle savaşmada çok etkili olacak bir dili, bir konuşma biçimini ana akım medya üzerinden toplumda dolaşıma sokacağı için tehlikeli bulundu. Çünkü böyle konuşma biçimleri genel toplum düzeni için riskli bulunuyor ve insanlarda belirli farkındalıkları yaratacağı düşünüldüğünden yasaklanıyorlar. Bu yasaklar belirli bir erkekliğin toplum içerisinde örgütlenmesi ve egemenlik kurması vasıtasıyla mümkün oluyor. Bu örgütlenme, devletin içinde de var ve bunu fuhuş üzerinden de yapıyor. Cinsellik ve cinsiyet üzerinden çok fazla şiddet dönüyor ama bunlar var olan iktidar mekanizmaları sayesinde çok başarılı bir şekilde örtbas edilip sessizleştiriliyorlar. Devlet aktif erkek cinselliği için genelevler üzerinden alan açıyor, bu açtığı alandaki ilişkilerin eşitsiz kurulmasına ve belirli mağduriyetler oluşmasına vesile oluyor, erkek vatandaşlarının sırtını sıvazlıyor ve sonra da buralarda yaşanılan şiddet biçimlerini gözlerden kulaklardan ırak kılarak şiddetin kat be kat artmasına neden oluyor. Tüm bunları açığa çıkarma ya da toplumla paylaşma çabaları aslında devletin de işbirlikçisi olduğu ilişkiler ve iktidar ağlarını açığa çıkaracağından dolayı sürekli olarak engelleniyor.
´Kutsal aile tamamen bir mit´
- Tüm anlattıklarınız yanında bir de ´´kutsal aile´´ tezi var. Bu ikisini birlikte düşünmek sizin için ne ifade ediyor'
Kutsal aile tamamen bir mit. Bu kutsallık adı altında neler yapıldığını, hatta kutsallık söyleminin kendisinin belirli şiddet ilişkilerini nasıl mümkün kıldığını ve bunları gizlemede nasıl başarılı olduğunu feminist siyaset sayesinde biliyoruz. Ailenin bugünkü anlamıyla özel alan ve kutsal olarak kurgulanması aslında iktidarın örgütlenme biçimleriyle alakalı. Kutsalın ne olduğunu tanımlayabilmek için kutsal olmayanın ne olduğunu da tanımlamak lazım. Bütün bu kutsal aile miti özetle bakire genç kız, fahişe ve anne üçlüsünün etrafında toplanıyor. Genç kıza hayatta olabileceği iki seçenek sunuluyor: ya fahişe ya da anne. Böylece kadın bedenleri kutsallığın haritasının çiziminde asıl belirleyiciler olarak yerlerini alıyorlar.
Erkekler ise bedenlerini böyle değer farklılıkları üzerinden değil, zaten başından beri kendisine atfedilen pozitif değerler üzerinden deneyimliyorlar. Tabii yine belirli erkekler için konuşuyorum, yani heteroseksüel olanlar için. Dolayısıyla heteroseksüel erkek kişi kadının aksine hiçbir zaman kutsal aile için bir tehdit unsuru oluşturmuyor. O hep bu kutsallığın bekçiliğini yapmakla yükümlü ama bunu yaparken de kutsal olan ve olmayan alanlarda rahatça fink atan ve fink attıkça güçlenen kişi. O yüzden bu kutsal aile tanımının analizi toplumda yer alan eşitsiz ilişkilenme biçimlerini masaya yatırmadan anlaşılmayacak şeyler. Kutsal aile anlayışını deşmek ve ardında yatan iktidar ilişkilerini görmek kadınları özgürleştirecek mücadele biçimlerine dair de önemli ipuçları içeriyor. O yüzden kutsal olmayanın izini sürmek ve onun neden kutsal olamadığı sorusunu sormak önemli.

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org