Tarih: 2011-06-11

“Biz cins değiştirenler, psikiyatrik ve tıbbi kurumlara karşı verilen bir başka mücadelenin içinde de yer alıyoruz: Esas kimliklerimizi kazanma mücadelesi. Kültürlerinin cins dayatmasına radikal bir şekilde karşı duranlar da dahil olmak üzere erkek vücutlarına sahip olu kadın gibi yaşamayı veya kadın vücutlarına sahip olup erkek gibi yaşamayı seçen insanların, dünyanın birçok kültüründe ve yazılı tarihin bütün çağlarında yaşamış olduğu bilinmektedir. Ama buna rağmen tıbbi kurumlar, üzerimizde iktidarlarını kuruyor, bizi tanımlamayı amaçlayan kitaplar üretiyor ve kendimize ait yaşamları yaşamamızı sağlayan yolları tıkıyor.”

Transgender Nation

Bu metin, 23 Mayıs 1993'teki Amerikan Psikiyatri Birliği'nin yıllık toplantısına karşı düzenlenen bir gösteride, TRANSGENDER NATION'ın kurucu üyelerinden Susan Stryker tarafından yapılan konuşmanın tam metnidir. Protesto, Transgender Nation da dahil, mecburi ilaç alımına, elektrik şokuna, tıbbi ve psikiyatrik kurumlara kapatılmaya ve bugüne kadar transeksüelliği bir akıl hastalığı olarak tanımlayan yerleşik psikiyatrinin almış olduğu tutumlara karşı durmak için bir araya gelmiş, akıl sağlığı ve psikiyatri tedavilerinden sağ salim çıkabillmiş bir grup insan tarafından organize edilmiştir."
Bugün burada bulunan çoğunuz gibi biz cins değiştirenler de (Transgendered People), -bizler fiziksel olarak her iki cinse de ait olup, erkek ve kadın hakim kültür fikrini aşan ya da aşmaya çalışan her türlü davranışı ve kimliği benimseyen transseksüeller, travestiler, er-keksi kadınlar ve ilaç kraliçeleriyiz -tıbbi ve psikiyatrik meslekler tarafından istismar edilmiş ve hor görülmüşüzdür. Belirsiz cinsel organlarla (genital) doğan bebekler, haberleri olmadan ve hatta çoğu kere anne babalarının rızasına başvurulmadan bıçak altına yatırılmış ve vücutlarından değişiklikler yapılmıştır. Göreneksel cins rollerinin katılığına meydan okuyan davranışlar sergileyen çocuklar, gey veya transeksüel olmalarının önlenmesi için psikiyatri kliniklerinde, zorlayıcı davranış değiştirme tekniklerine maruz kalmışlardır. Kendilerini nasıl görüyorlarsa diğerlerinin de onları o şekilde görmelerini istedikleri için vücutlarını dönüştürmeyi seçen transeksüel kadınlar genital ameliyatlarını yapan terapistler tarafından tecavüze uğramışlardır. Bizler aldığımız hormonlara karşılık seks hizmetleri vermeye mecbur bırakıldık. Eğer kadınsı gey erkeklersek, kendilerini transeksüellik konusunda uzman sananlar tarafından bize cinsel varlığımızın geçerli olmadığı söylendi.

Kendimizi istediğimiz gibi ifade etmekte direttiğimiz, özlediğimiz yaşamları yaşamak istediğimiz için tutuklandık, kurumlara kapatıldık, habire ilaçlandık, şoktan geçirildik, dövüldük ve duygusal saldırıya uğradık. Bunlar cins değiştirenlerin, psikiyatri kliniklerinde psikiyatrik istismara uğramış ve buralardan sağ çıkabilmiş cinsiyetlerini değiştirmemiş bir çok insanla paylaştığımız şeylerdir. Farklı olduğumuz için iktidar tarafından bizim de anamız ağlatılıyor. Protestoda sizlerle dayanışma halindeyiz. Bu haksızca davranışların durdurulması için sesimizi sizin seslerinize katıyor ve işlenen bu suçların artık sona ermesi için verilen mücadelede yanınızda yer alıyoruz.

Biz cins değiştirenler, psikiyatrik ve tıbbi kurumlara karşı verilen bir başka mücadelenin içinde de yer alıyoruz: Esas kimliklerimizi kazanma mücadelesi. Kültürlerinin cins dayatmasına radikal bir şekilde karşı duranlar da dahil olmak üzere erkek vücutlarına sahip olu kadın gibi yaşamayı veya kadın vücutlarına sahip olup erkek gibi yaşamayı seçen insanların, dünyanın birçok kültüründe ve yazılı tarihin bütün çağlarında yaşamış olduğu bilinmektedir. Ama buna rağmen tıbbi kurumlar, üzerimizde iktidarlarını kuruyor, bizi tanımlamayı amaçlayan kitaplar üretiyor ve kendimize ait yaşamları yaşamamızı sağlayan yolları tıkıyor. Ben ne zaman arzu ettiğim cinste yaşamayı BAŞARDIĞIMI söylesem, doktorlar bunu kendilerinin TAYİN EDECEKLERİNİ ileri sürüyorlar. Bizim kim olduğumuzu onlar tayin edemez; biz kendimizi kendimiz tanımlarız. Hormon kullanımının esaslı bir gözlemlemeyi gerektirdiğini ve genital ameliyatının usta bir ele ihtiyacı olduğunu kabul etsek de, yaşamlarımızı hemen hemen hiç kavramayan kişilerin vücudumuza ne yapıp ne yapmayacağımızı söylemelerine izin vermemeliyiz.

Transeksüeller, cins değiştiren nüfusu da sayarsak en korunmasız kesimi oluştururlar; çünkü biz geri kalan hayatımız boyunca doğal bir vücuda sahip olma ayrıcalığından vazgeçiyoruz. Transeksüeller için teşhis testinin olmaması önemlidir. Ruh doktorları transeksüel olduğumuzu ancak karşılarına çıkıp "ben vücudumdan memnun değilim, cinsimi değiştirmek istiyorum" dediğimiz zaman anlayabilirler. Eğer bir iki ay bu isteğimizde ısrar edersek GENDER DYSPHORIA (cins rahatsızlığı) hastalığına kapıldığımıza dair bir kağıdı imzalayıp bizi bir içsalgı bilimciye sevk ederler. Belirlenen yeni cinsimizde en az bir yıl uygun gördükleri ölçütlere göre hareket etmişsek, ameliyat olmamıza izin bahşeden bir başka kağıt daha imzalarlar. Bu süre içinde kendimizi maddi bakımdan tek başımıza destekleyebileceğimizi, hiç sahip olmadığımız pahalı tıbbi sigortalara gücümüzün yetebileceğini, korkmuş ve içi nefret dolu dar kafalılar tarafından öldürülmeyeceğimizi farz ederler. Bu koşullara isteyerek uymuyoruz.

Durumumuz açıktır. Psikiyatrlar, terapistler ve doktorlar vücutlarımız ve yaşamlarımız üzerinde keyfi güç uyguluyorlar. Transeksüeller olarak kendi üretim araçlarımız üzerinde kontrolümüz yok. Direnişin, isyanın ve başkaldırının esas temelini bu oluşturuyor.

TRANSGENDER NATION'dan bizler, AMERİKAN PSİKİYATRİ BİRLİĞİ'ne şunları diyoruz: Biz tıbbi ve psikiyatrik sömürgecilikten acı çeken azınlık bir cinsiz. Siz bize yardım edenler değil, baskı yapanlarsınız. Biz bir hastalık değiliz. Biz deli değiliz; aklımız tamamen başımızda. Biz sizin teşhis ve istatistik el kitaplarınızın malzemesi olmayacağız. Hasta listenizden bizleri çıkartmanızı ve özel tıbbi gereksinimlerimiz için her insanın hak ettiği nitelikli sağlık bakımını bizlere de sağlamanızı talep ediyoruz.

Eşcinseller olarak biz transeksüeller ve diğer cins azınlıkları, Stonewall ayaklanmalarından sonra ortaya çıkan lezbiyen ve gey kurtuluş hareketinden etkileniyoruz. Bununla birlikte, sokak kraliçeleri, tutuklanmaya direnen kadın giyimli erkeklerin yardımına koştuğunda, Stonewall'un cins değiştirenlerin bir dayanışma eylemi olarak başladığını, diğerlerinin yaptığının tersine unutamıyoruz. Eşcinsel çevrelerde karşılaştığımız, isyanımızı zayıflatan ve onu daha az radikal bir amacın sembolü haline getiren transfobiyi protesto ediyoruz. Kararlı politik ve militan aktivizmin, 1973'e kadar eşcinselliği bir akıl hastalığı olarak tanımlayan APB'ne karşı durması ve bir çok eşcinselin sakatlanmış ruhunu ayağa kaldırması bizleri cesaretlendiriyor.

Radikal insanbilimci Gayle Rubin'in işaret ettiği gibi gey kurtuluş hareketi daha geniş bir hareketin yolunu açmıştır. "Cinsellik, teşhis ve istatistik el kitaplarının sayfalarından çıkıp toplumsal tarihin sayfalarına doğru yol kat etmeye devam ediyor. Bugün başka gruplar da eşcinsellerin kazanımlarından etkileniyor ve onların açmış olduğu yoldan yürüyorlar. Biseksüeller, sadomazoşistler, transeksüeller ve travestiler bir topluluk oluşumunu ve kimlik gerekliliğinin farklı farklı aşamalarındalar." Ve ekleyecek olursak isyanın da farklı aşamalarındayız. Cins değiştiren aktivistler olarak yoldaşımız Leslie Feinberg'in de dediği gibi kurtuluş hareketimizin, zamanı gelen bir hareket olduğuna inanıyoruz.

Öfkemiz eylemlerimize eşlik etsin ve eylemlerimiz bizi dönüştürdükleri gibi dünyayı da dönüştürsün.

Çeviri: Hakan Çalbayram

Kaynak: Amargi Dergisi, Sayı: 13.

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org