Tarih: 2011-06-11

Onlar hayat mücadelesine 3 kişi direnmekteydi. Adları ise birbirinden güzeldi: Ceylan, Türkan, Giray. Ankara’da sevilen sayılan birbirinden düzgün, ilkeli, vicdanlı, en önemlisi kara deftere beyaz kalemle yazı yazmaya çalışan üç travesti kardeşimizdi. Bir sabah kalktıklarında siyah güneşin üstlerine doğacağından habersiz, umutla birbirlerine bugün de yaşıyoruz dercesine bakıp gülümsemişlerdiç

Sarı güneşin kara düştüğü, gecenin sessizliğini çığlık seslerinin bozduğu bir geceydi. 365 günün herhangi bir gecesi… Türkan geceye, gece ise Türkan’a savaş açmıştı. Bir ses ağlarcasına, haykırıcasına “Çıkma dışarı, gece seni yutacak.” diyordu. Türkan ani bir kararla çalışmaktan vazgeçmişti. Giray ve Ceylan ise bir teneke parçasının taksitlerini toplamak için hiç de bize uygun olmayan yola çıkma kararını vermişlerdi. Keşke çıkmasalardı. Giray ve Ceylan hep bakmaktan kaçındıkları, karşılaştıkça yön değiştirdikleri, fakat gece 22:30 sıralarında zorunlu şekilde buluşmak zorunda kaldıkları aynanın başına geçtiler. Birbirinden güzel, birbirinden canlı makyaj boyalarına bir bir dokunmaya başladılar. Sanki renksiz yüzlerine bir gökkuşağı süsü vermek için. Birbirlerine baktılar, hiç konuşmadan gözleriyle “Çok güzel olmuşsun” dediler. Herkes odasının küçük dolabına girip, az sayıdaki kıyafetler arasından en güzel olanları seçti. Nereden bilebilirlerdi ki gece o canlı renkler üzerlerinde sadece kırmızı olacak...

Evlerinden ayrılırlarken her ikisi her zamanki gibi evlerine sağ salim dönmek için dua ettiler. Hoşdere’nin buz gibi sessiz, karanlık, uzun ve korkutucu yollarına düştüler. Onlar da biliyorlardı ki Hoşdere kimini çok zengin yapar, kiminin de canını alırdı. Kalleş, insan yutan cadde adı verilen canavar. İki çiçek korkusuzca bir aşağı bir yukarı çarklarken, hayatlarının yönünü değiştirecek, insan bedenine sıkışmış dört caniyle karşı karşıya gelmişlerdi, ama insan maskesi takan canavarlar güzel giyimli tiki kılıkları ve sakinleriyle çok iyi insan taklidi yapıyorlardı. Giray ve Ceylan, anlaştıklarını sandıkları 4 cellatla, cellatlarıyla evlerine doğru yol aldılar. Yolda cellatlar kendi aralarında anlaşırken, Giray ve Ceylan ise zaten zor şekilde buldukları ve müşteri potansiyelinde gördükleri kansızlarla eve doğru yol aldılar. Zavallı para iki arkadaşımızı da yavaş yavaş Karşıyaka Mezarlığına doğru yola çıkarmıştı. Ve hatırlamak istemediğimiz saat geri sayıma başlamıştı.

Türkan sanki korkmuştu ve zarar geleceğini düşündüğü 4 katilden korunmak istercesine battaniyesine sarılmıştı kötü kanepesinde. İki kanepe karşılıklı duruyordu salonlarında. Katiler bir kanepeye katli vacip sayılan, soldurulmaya hazır üç çiçekle oturmuştu.

4 katil de durumdan rahatsız gibi devamlı lavaboya gidip gelmekteydi. Sanki kara geceye hazırlık yapar gibi. Ve dördü tekrar kanepeye oturdu. En son “Hadi başlayalım” lafı çıktı ağızlarından. Bu arada eylemlerine balkon kapısının kilidini kilitledikten sonra başlamışlardı. Bu sırada Ceylan’a gerek kalmadığını söyleyerek saf dışı bırakmak için ‘’SEN GİDEBİLİRİSİN BİZ ARADIKLARIMIZI BULDUK‘’dediler. Ceylan ise insan taklidini fevkalade yapan tiyatrocu 4 katille Giray ve Türkan’ı yalnız bırakarak evden çıktı. Türkan rahatsız olduğunu söylediğinde ise “Bizim için sorun değil, biz arkadaşla da kalırız” dediler. Diğer odaya geçtiklerinde ise 4 duvar, 4 cani ve Giray yalnız kalmıştı. Giray ürkek gözlerle katillerine bakarken, katiller de yavaş yavaş maskelerini çıkarmaya başlamıştı. Tıpkı ayin yapar gibi, Giray’ı yatağa uzanması için ikna ettikten sonra, her biri yatağın 4 bir yanına dağılarak ayini başlatmışlardı. Ve karanlık kırmızı gece, yatağın baş tarafındaki gözlüklünün Giray’ın boğazını sarmasıyla yüzünü gösterdi. Giray ne olduğunu anlamadan, ayak tarafındaki şahıslar, bellerinden çıkardıkları elektro şok aletleriyle Giray’ın karın bölgesine elektrik vermeye başladılar. 4. insan kılığındaki canavar ise belinden çıkardığı bıçakla Giray’ın karın bölgesine, parlaklığını anlatamayacağım o hain bıçakla saldırmaya başladı. Giray’ın gözlerinden ise sadece ölüm korkusu okunuyordu. Giray o an yaşadığını sadece bir cümleyle anlatabildi ’’HAYATIM BİR FİLM, BEN İSE YÖNETMEN. SON PERDE İSE FİLMİN SON KEZ İZLENİŞİYDİ’’dedi. Bu arada yan odadan bir inilti sesi duyan Türkan, eyvah bile diyemeden ayağa kalktı, fakat aradan 3 dakika bile geçmeden Giray’ı halt ettiklerini düşünen, ellerinde elektro şok aletleri olan şahıslar diğer odaya geçerek, Türkan’ın ölüm fermanı için harekete geçmişlerdi. Zavallı Türkan odanın kapısından giren 2 şahsı gördüğünde her şey çok geçti. Daha dudaklarını bile oynatamadan, imdat kelimesine zaman bulamadan alnından yediği elektro şok onu bayıltmıştı. Yan odada ise Giray can havliyle bir nefes aldı ve cellatlarının gözünün içine baktığında içinden “Hayır, beni sizin nefretiniz öldüremez” dedi. Yatağın baş ucunda duran abajura elini uzattı. Halbuki ben o abajuru Giray’a, karanlık iç dünyası ve karanlık odasında birkaç kelime okurken ya da hayallerini renklendirirken tatlı küçük bir ışık olsun diye hediye etmiştim, ama abajur görevinin dışına çıkmış SİLAH olmuştu. Titrek elleriyle tuttuğu abajurla son gücünü topladı ve celladının kafasına vurdu ve kaderleri değişmeye başladı. Sendeleyen cani bir an afalladı. Ellinde haince tuttuğu bıçağı düşürdü. Daha önce yemek yapmak dışında hiç kullanmadığı ve tutmadığı hain bıçağı bir hamle yaparak Giray ele geçirdi. Yaralıydı buna rağmen hayat mücadelesi vermek için bıçağını savurdu ve boğazını tutan haini elinden yaraladı. Yaralanan şahıs hızla dış kapıya koşmaya başladı. Diğeri arkadaşının arkasından kaçarken mutfağa yöneldi. Giray onu da evden çıkarmak isterken karşı karşıya geldiği 23 yaşlarındaki diğer şahısla yüz yüze geldi. Cani cebinden göz yaşartıcı spreyi çıkardı ve Giray’ın yüzüne sıktı. Giray daha yandım anam demeden çocuk dış kapıdan çıkmıştı bile. Yaralı ve bitkin düşen Giray duvarlara tutunarak, ev arkadaşı Türkan’a bakmaya giderken diğer 2 çocuğun da önceden kaçtığını düşündü. Odanın kapısına geldiğinde gördüğü manzara korkunçtu. Bir cani Türkan’ın karnına oturmuş, boğazını sıkıyor, diğeri ise ağzını kapatmaya çalışıyordu. Ölümle pazarlık yapan Türkan son kez Giray’a seslendi ‘’KURTAR BENİ KARDEŞİM‘’. Giray’ı ve elindeki bıçağı gören katiller, bir an “biz öldürmeye gelmiştik, acaba biz mi öleceğiz” korkusuyla boğuşmaya başladılar, ama Giray bitkin düşmüştü. Giray’ı kuvvetli bir şekilde itekleyip yere düşürdüler. 2 şahıs yaralı olan arkadaşlarımıza ölür dercesine bakıp, kaçtılar. Dördü de evden çıkmıştı, ama kaçarlarken arkada kendilerine ait bir sürü delil bırakmışlardı. Çantaları, ayakkabıları ve planlı şekilde öldürmek için getirdikleri tüm eşyaları evde unutmuşlardı. Telefona baktılar. Bir müddet sonra Türkan elini telefona uzattı ve düşündü, kimi aramalıydı, arkadaşlarını mı polisi mi' Önce 155 i sonra da Hayat’ı aradılar. Hayat olayı duyduğunda Hoşdere Caddesi’nde yaşamla kavga ediyordu. Hayat yaşamak, cadde ise onu yutmak için mücadele veriyordu. Acı acı çalan telefon Türkan’dandı. Canım annem diye açtığı telefona, Türkan sadece ‘’GİRAY’I ÖLDÜRDÜLER, YETİŞ’’ dedi ve kapattı. Hayat şok olmuştu. Caddeden tüm geçen arabaları durdurmaya çalıştı. Kimse durmadı. Hatta yanından travesti arkadaşlarından bile geçen oldu. Sonunda Deniz durdu. Beraber Türkanlar’ın evine doğru ilerlediler, fakat katiler daha evin içinde mi, apartmanın önünde mi' Deniz ve Hayat da korktular, ama korku ne Hayat’ı ne de Deniz’i yıldırabilirdi. Ortada olan kardeşlerimizin hayatıydı. Apartmanın önüne geldiklerinde sadece kan gördüler. Eve girdiklerinde ise halılar, duvarlar, yataklar, koltuklar sadece kandı. Ya Türkan ve Giray'

Türkan bir deliden farksız, sadece söylediği ‘’ÖLDÜRDÜLER, ÖLDÜRÜYORLAR” diyordu.

Giray’a baktığımda ise koltuğa uzanmış, yüzü kandan gözükmüyor, gözleri yardım edin dercesine bakıyor, vücudu ise karnından defalarca bıçaklanmış, bıçağın her girdiği yerden yağlar dışarı çıkmış, garip morluklar her yerini sarmıştı. Elini tutmamı istedi. Korkmuştum, korkumun neden kaynaklandığını da gerçekten bilmiyordum. Gözlerimden yaşlar düşerken bir tandan da Giray’ın titreyen ellerini, titreyen ellerimle tutmaya başladım. Benden kendisini yalnız bırakmamamı istiyordu. O an sadece hissettiğim, Giray’la titreyen ellerimizin arasından damlayan kandı. Kan yere değil, sanki yüreğime damlıyordu. Avuçlarımdan akan kan asla kin olarak akmıyordu, aksine yaşama daha fazla bağlıyordu beni. Neden diyecek olursanız, ben bu zulme karşı durabilirdim ya kardeşlerim.

Kapıda ambulansın acı sireni duyulduğunda, Giray’a son sözüm ‘’KURTULACAKSIN KARDEŞİM’’oldu. Giray’ı sedyeye yatırdığımda gözlerinden akan yaş değil, inanın ki kandı. İçi kan ağlıyordu. Giray’ı ambulansa bindirdiğimde o dehşet evine girerken gördüklerim beni şok etmişti. Yerlerde elektro şok aletleri, rambo bıçakları, neşterler, 2 adet ceset torbası, sallama adı verilen bıçak, ameliyat eldivenleri, kolonyalı mendiller vardı. Biz bunları hak ediyor muyuz diye düşünürken, olduğum yere yığılmışım. Dizlerime artık hayatın yükü ağır gelmişti. Son kez kalk dedim kendime, çünkü Türkanımın bana ihtiyacı vardı. Beni her zaman cıvıl cıvıl gösteren aynaya baktığım, her tarafım kandı. Ayna başında kendimle hesaplaşırken bir bir eve giren kardeşlerimin çığlıklarını duyuyordum. Ben aynaya ayna bana bakarken “BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN” dedim ve güldüm yine biz kazandık dercesine. Türkan’ın yanına gidip oturduğumda ise elinde olayda yolunmuş bir avuç saç, gözyaşları ve kan vardı. Hayatla yapmış olduğu kavgayı kazanmıştı, fakat artık hayat onun omzuna kara bir gece gibi çökmüştü. Türkan’a sarıldım, Türkan da bana. Ağladık, hiç durmadan ağladık. Ne gözyaşlarımız olayın izini sildi, ne de biz olayı unutabildik.

Son sözüm ise şu olacak arkadaşlar 4 KATİL ARAMIZDA LÜTFEN DİKKAT!

HAYAT CAN

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org