Tarih: 18.06.2020

ABB Afrodith’in Eşitlenme Pratikleri serisinin dördüncü konuğu Emirhan Deniz Çelebi!

Bize biraz kendinden bahseder misin? Neler yapıyorsun?
Ben Emirhan Deniz. Mart 24, 1990 İstanbul doğumluyum. Koç burcuyum, yükselenim balık. (Çok zor gerçekten bu ikisi ile aynı anda yaşamak bazen...) Beş çocuklu bir ailenin dört numarasıyım. Öğrencilik zamanlarımda (birinci sınıftan itibaren) epey inektim. Okul ile ev arasında geçirirdim çoğu zamanımı. Lisede dil bölümünü seçip severek İngilizce Öğretmenliği bölümüne yerleştim. Mezun olduktan sonra öğretmen olarak çalışmaya başladım. Üç senelik kısa bir macera sonrasında cis-gender heteroseksist eğitim sistemi içerisinde kendime yer bulamadım ve istifamı verip İstanbul'a geldim. İstanbul'da trans hakları alanında mücadele edebilmek için SPoD'un kapısını çaldım. Örgütlendiğim ilk yerdir SPoD. Bu anlamda benim için yeri çok özeldir. Bu arada Sosyoloji yüksek lisansa da kabul almıştım, trans erkeklerin açılma süreçlerini çalışmak niyeti ile. Yine bu süre içerisinde çeşitli atölyelere, eğitimlere, seminerlere ve toplantılara katılıp ulusal ve uluslararası bağlamda trans hakları savunuculuğu yaptım. Sosyoloji'deki yüksek lisans dersleri bitince bu kesmez dedim ve bu sefer İletişim'de yüksek lisansa kabul aldım. Geriye dönüp baktığımda öğrenci olarak kendim olamadığım yıllardan alacaklıymışım sanki... Okudukça okumuşum... He, hala okuyorum orası ayrı ama en azından o geçmişimle biraz daha hemhal olmuşum diyorum içimden. Şimdi SU Gender'da Eğitim Koordinatörü olarak çalışıyorum. 16'sında da bir haber aldım, Eğitim Bilimleri doktoraya kabul almışım (Herraaalde kız! Her yerdeyiz!). Valla başka neler yapıyorum... Aktivizme devam ediyorum, yetişkin eğitimi üzerine kafa yoruyorum, yeni insanlarla tanışıyorum, meditasyon ve zaman buldukça çigong yapıyorum, sevgilimle, ekşi mayam Ferhunde ve kedilerim ile zaman geçiriyorum. Böyleli. :) 
 
Natransların kendilerini translarla eşit görmediğini düşünüyor musun? Neden?
Ba(ğ)zı natransların kendilerini translarla eşit görmediğini düşünüyorum tabi. Yani bu soruya cevap verebilmek için var olan kaynaklara kimlerin erişebildiğini de deşmek gerekiyor tabi. Haklar kimin için var? Kim bu haklara tırnak içerisinde elini kolunu sallayarak ulaşabiliyor? Eğitime, istihdama, sağlık hakkına, hukuka erişimde kimler daha dezavantajlı? Bunların hepsini çarşaf çarşaf dökeceksin önce önüne aşkım. Bi' dk bak, dökmene de gerek yok. Uzun yıllardır SPoD'uydu, Kaos GL'siydi, Pembe Hayat'ıydı bunlar zaten sahada yapılan çalışmaları periyodik olarak araştırıp önümüze dökmüşler. Hepsi ortak bir şeyi söylüyor: Haklara erişimde eşit değiliz daha. Yaşama hakkında... Yaşını alarak eceliyle ölen acaba kaç trans var? Sağlık hakkına erişimde... Kaç trans erkek mesela jinekoloji muayenesine çekinmeden gidebiliyor? Hukuk ve adalete erişimde... Kaç trans yaşadığı hak ihlalini kovaladığında sonuç alabiliyor? Ajda'ya bak mesela... Kaç kere başvurdu barınma hakkının ihlaline ve uğradığı şiddete yönelik? Nedenler çok aşkım... Çok sigara yaktırır nedenlerimiz...
 
Kendi hayatında buna benzer pratikler deneyimledin mi? Bunları bizimle paylaşmak ister misin?
Deneyimlemez olur muyum... Hiç unutmuyorum 2015 senesi. Dedim toparlayayım cesaretimi iş başvurularında bulunayım. Önüme ne gelse başvuruyorum: Çağrı merkezi elemanı, sekreterlik, asistanlık... Bir bankanın çağrı merkezi elemanı pozisyonundan dönüş almıştım. Dediler ki yazılı sınava gireceksiniz. Sevincimi göreceksin ama... (E zor gelmişti tabi maaşlı işimi bırakıp İstanbul'a gelmişim, annemin yanında kalıyorum tamam kira derdim falan yok ama o yaştan sonra bir de ağır geliyordu tabi..) Neyse, girdim sınava; sonra dediler ki sınavda başarılı olanları mülakata davet edeceğiz. Size e-posta göndeririz. Bir hafta falan sonrasında sanırım bir başka e-posta aldım. Mülakata davet ediyorlardı. Ben sevinçten hop oturup hop kalkıyorum. Takımım falan yok. En çok uydurabildiğim iki parçayı giydim. Mülakat odasına girdim. Sorular geliyor işte küründen. Klişedir ya. Cevapladım hepsini. Sonunda da açılayım dedim. Karşımda görüşmeyi yapan kişi donakaldı, kekeledi, lafı ağzında eveledi geveledi. ''Te-te-te-teşekkür ederiz, biz sizi sonra arayacağız.'' Duyduğum son cümle bu oldu. Yüzünü unutmuyorum... Unutamıyorum... Uzaylı gibi hissettim kendimi... Tabi ne arayan oldu ne soran... 2015'ten 2018'e kadar bir işe başvuramadım. O cevap belki çoğu kişi için gayet sorunsuz olabilirdi ama bende yaralar açtı. Buna benzer birkaç şey daha yaşadım. Kötüydü o zamanlar... Özgüvenimi hala toparlayabildim mi emin değilim, bilmiyorum. Gerçekten. 
 
Eşitlik sözcüğünden ne anlıyorsun? Aklına neler geliyor? Nasıl olalım istiyorsun?
Eşitlik kelimesinden eşit olma durumunu anlıyorum. Ama eşit olmayı da şu şekilde açmak istiyorum: Bir ülkede yaşayan insanlar arasında hiçbir ayrımın bulunmaması durumu. Herkese eşit davranılması demiyorum bak... İhtiyaçlarımızın duyulmasını istiyorum. Herkesin ihtiyacı duyulsun, dinlenilmesi yetmez! Ayrımcılığın kol gezmediği sokaklarda özgürce dolaşalım istiyorum. Birimizin canı acısa ona çözüm bulmak için birlikte mücadele edelim istiyorum.
 
Peki, kendini eşitsizliğe uğramış hissediyor musun? Hissediyorsan eğer özellikle hayatın hangi alanlarında bunları deneyimliyorsun?
Kendimi bazen eşitsizliğe uğramış hissediyorum. Cis-gender dünyada trans mücadelesi vermek gerçekten çok zor. Yoruluyorsun. Yoruyorlar seni. Sürekli hatırlatmak zorunda kalıyorsun bir şeyleri. Bir hastane ameliyat yapmayı mı bıraktı keyfi olarak, ona 'Hayır, ayrımcılık yapıyorsun.' demek zorunda kalıyorsun mesela. Hak verilmiyor alınıyor bu gerçeklikte gerçekten. Sağlık hakkına erişimde hala deneyimliyorum. Bazı hastanelerin kayıtlarında hala ismim için mücadele etmek durumundayım mesela. Düşünsene 27 yıl boyunca gittiğin tüm hastanelerde muayene olmadan önce ''Bir dakika yalnız o bilgiler değişti.'' açıklaması yapmak durumunda bırakılıyorsun. Hayır bir de hepsi hoşgörülü olmuyor, madileşenlerle madileşiyorsun. Madileşince suçlu sen oluyorsun, öfkenin haklı olup olmadığını sorguluyorlar falan. İnsanım ulan ben de, öfkeleniyorum yani... Tek alan bu da değil, şahit olduklarım var... Aynı eve sırf trans olduğu için daha fazla para ödeyen arkadaşlarım, işinden atılan arkadaşlarım, sigortasız işte çalışmak durumunda kalan arkadaşlarım... Her alanda ayrımcılığı deneyimliyoruz... 
 
Eşitlenme nasıl mümkün olacak? Bunun gerçekleşebilmesinin yolları, sence neler?
Birlikte mücadele etmekle olacak. Bunu bir yol olarak düşünürsek yoldaki tüm duraklara anlatmaktan geçiyor çözüm bence. TERF'üne de, cishet'ine de, transına da bunun önemini anlatmaktan geçiyor. Yine bu eşitlenme mümkün olana dek aktivistlerin dönüştürücü yaratıcılığına ihtiyacımız var. Onların iyi olma haline ihtiyacımız var. Birbirimizin şifalandırıcı gücüne ihtiyacımız var.
 
Kendini ayrımcılığa uğramamış ve eşit hissettiğin anlar oldu mu?
Olmuştur. 
 
Ne olursa kendini eşit hissedersin?
En temel hakkım için savaşmak zorunda kalmadığımda kendimi herhalde daha eşit hissederim. Son olarak herkesin onur ayını kutluyorum! Kendimiz olabildiğimiz, kendimiz olduğumuzda ayrımcılığa uğramadığımız bir dünya diliyorum. 

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org