Tarih: 18.06.2020

ABB Afrodith’in Eşitlenme Pratikleri serisi Oya ile devam ediyor: İlla toprakta eşitleneceğimiz günü mü beklemeleri gerek?

Önce biraz kendinden bahseder misin? Neler yapıyorsun?
Merhaba ben Oya. Mevsimsel işci kıvamında işlerle yürüttüğüm sürecin sonundaki Oya. Birkaç sene sahaflık kitaplar sattım sokakta. Biraz deşifre işleri, biraz çeviri. Biraz graffiti sanatı. Yasaklanınca-bitince-bütçe elvermeyince yarıda kaldılar. Umarım artık sabit gelirli bir işim olur da meyve sebze fiyatlarını bu kadar takip etmem. Buna ilave olarak çeşitli edebiyat yarışmalarında birtakim ödüllerle desteklenen bir yazın yolculuğum oldu. Sınırlı sayıda basılan bir kitabım oldu. Bunlar da motivasyon açısından güzel seylerdi. Şunu da ekleyeyim geçmişte uzun soluklu hiphop içerikli “sokakkültürü” adında bir sitemiz oldu. Orası için, bu dönemde hatırı sayılır bir kitleye ulaşan birçok rap şarkıcısıyla o dönem röportaj, konser çekimi gibi eylemlere giriştim. Hiphop'ın bir alt elementi olan graffiti alanında yüzü aşkın insanın katıldığı  Ankara'nın ilk graffiti festivalini gerçeklestirdim. Şimdi nerede bunlar diyeceksiniz? Trans geçiş süreci, hayat pahalılığı, LGBTİ varoluşa karşı ayrımcılık gibi sebeplerle duraksamaya uğradı. Şimdiyse maddi durumu sabitleştirdiğim ilk aşamada yeniden renklerle buluşmayı düşünüyorum.
 
 
Natransların kendilerini translarla eşit görmediğini düşünüyor musun? Neden?
İlla toprakta eşitleneceğimiz günü mü beklemeleri gerek? Sana fiziksel saldırıda bulunmayan, seni taciz etmeyen, sana rahatsızlık vermeyen insanla araya berlin duvarı misali set çekilmesini anlayamıyorum. Eşitliğin insan haklarından ayrıldığı yerde kibir güllesiyle dört bir yana dağılıyoruz. Yapmayın, etmeyin. İçinizdeki sevgiyi göstermenizin önünde iletişim korkusunun yarattığı "genelleme" gulyabanisi olmasın. Tunçtan yapılmış trans heykeli yaratmasınlar kafalarında. Güneş sol tarafında, gel yaklaş çarp yüreğime. Işısın hayatın kanlı canlı damarlarında.
 
 
Kendi hayatında buna benzer pratikler deneyimledin mi? Bunları bizimle paylaşmak ister misin?
2020 Haziran ayını yaşadığımız şu günlerde önümüze çıkan tablo çok derinlikli. Söylemde altını çiziyorum söylemde yani teoride "a kaçıın LGBTİİ birey yaklaşıyooo" seviyesindeki bir ayrımcılıktan “LGBTİ'ye sonsuz saygı duyuyorum”un altına gizlenmiş çok katmanlı ayrımcılık ortamları yaratıldı. Bunu sezmeniz artık daha da zor. Üstüne üstlük "özgür dünya" şiarıyla kimi elit kesimin elinde de artık nur topu gibi bir "ayrımcılık obsiyonu" var. LGBTİ insan bunu dillendirirse her şeyden nem kapan hastalıklı insan portresi çizme riskine karşın içindeki itiraz refleksine otosansür çekme ihtiyacı hissediyor.
 
 
Eşitlik sözcüğünden ne anlıyorsun? Aklına neler geliyor? Nasıl olalım istiyorsun?
Aynı bölgede yetişen mastı çiçeği ya da şebboy değilim, aynı çayırda otlanan toklu veya kuzu değilim. Bütün floraları kapsayan, her faunada palazlanan bir bireyim. Sen de yüce gönlünden koparsa bana bakım yapan bahçıvan ya da beni tedavi eden veteriner değilsin. Her yerdeyim. Senle aynı boyda, aynı dildeyim. Bu kısımda sözü biraz da üstad Aşık Veysel'den ödünç alıyorum, o eşitliği seneler önce bu topraklarda herkesin beynine aşketmiş, sebeplenene ne ala... "Beni hor görme gardaşım... Sen balsın  da ben çeç miyim? Topraktandır cümle beden, nefsini öldür ölmeden."
 
 
Peki, kendini eşitsizliğe uğramış hissediyor musun? Hissediyorsan hayatın hangi alanında eşitsizliğe uğramış hissediyorsun?
Covid-19'dan daha hızlı yayılıyor eşitsizlik bu bir gerçek. İnce ince, ağır ağır. Zayıfladığın anda -ruhsal anlamda, maddi boyutta- tepene çökmeyi bekleyen eşitlik karşıtları hazır kıta. Duygusal boşluklarda, maddi açmazlarda hissetme hali o kadar olağan hale geldi ki... Mesela şu an koşmak istiyorum; dışardayım ve koşuyorum, an itibariyle bu faaliyete hemen saniyesinde kolayca başladım ama o iş o kadar kolay değil artık. Bir kere neden dışardasın? Koşmak için gerekli izin belgesini spor il müdürlüğünden aldın mı? Koşarken basacağın zeminin etütü karayolları genel müdürlüğünden geçer not almış mı? Koşma sırasında takılacağın engellerle oluşturacağın zayiat karşısında trafik şube müdürlüğüne gerekli ön vergini verdin mi? Koştuğun esnada açığa çıkacak ter sıvısı için hazır kıta bekleyen umumi hıfzıssıhha kanunu yetkili kişilerine rapor teslim ettin mi? El cevap: yav hemşerim bu yıl koşması için makul görülen LGBTİ birey yeter sayısı aşıldı. Hadin seneye... Bu ufak soru ve verilen cevap aslında bize "razı görülmesi istenen makul hayatta gireceğimiz en ufak bir hayat beklentisi, hayal kurma ediminde" karşılaşacağımız absürt durumları resmeder. Önümüzü nasıl akla hayale gelmeyecek gerekçelerle tıkadıklarını anlatır. Çok basit bir şekilde çok kurnazca yapılır bu ve nedense yediden yetmişe herkesi haklı oldukları konusunda ikna ederler. Aşmamız gereken dağlar, dağlar...
 
 
Eşitlenme nasıl mümkün olacak, bunun gerçekleşmesinin yolları sence nereden geçiyor?
Birçok farklı yolu var ama örnekler üzerinden gidelim değil mi? Mesleği elinde olan bir LGBTİ insanın önü kimliği ve yönelimi nedeniyle kesilmediğinde. Lisans mezunu LGBTİ insan asgari ücretli bir iş bulduğu için kendini şanslı hissetmediğinde (bulabilirse). Hastalandığında, kilitli dört duvar arasına düştüğünde kendisine yardım için soyadı uyumu aranmadığında. Ve cabası ve cabası. Sömürü bitmez, sözün gücü tükenmez.
 
 
Kendini ayrımcılığa uğramamış ve eşit hissettiğin anlar oldu mu? Ne olursa kendini böyle hissedersin?
Güne başlarken genelde enerjimi dolduruyorum telefon şarjı gibi. %100 ile başlayan güne maraton sona yaklaştığında genelde düşük hanelerde seyrediyor. Bakışlar, sözler, varsayımlar canımızdan can götürüyor. Ancak bir yönümle hep aslında tüm koşulların hepimiz için eşit olduğu denklemini kafama yerleştirmemle geçiyor gün. Başka türlü sürekli yenik olduğunuz düşünülerek girişilen her ilişki ağı sizin öyle olduğunuzun baştan kabulu anlamına geliyor. Yalnız bu koşullu ruh hali de maalesef dış enerjinin tükenip tükenmediğine bağlı. O yüzden daima birbirimizi enerjisini diri tutma yönünde çaba harcamamız gerek. Ve eğer arta kalan az bir enerjimiz kalmışsa onunla da "seçim öncesi kararsızlar" için orta karar bir kahve yapıp onlara da hayatın renklerini lokum tadında göstermek.

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden almıştır.

BİZE YAZIN

İLETİŞİM BİLGİLERİ

0312 433 85 17

0312 433 85 18

0532 462 17 05

bilgi@pembehayat.org